0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

Danıştay Kararı Hisse Devir İlanı Kurucu Etkiye Sahip Değildir

danıştay kararı

Danıştay Kararı Özeti:

Hisse devriyle ortaklıktan ayrılmanın tescil ve ilanı kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı niteliktedir.
 
Kamu idarelerince yapılan takipler açısından, idarenin tescil ve ilan edilmediği için ortaklıktan ayrılmanın yine idarenin kendisine karşı ileri sürülemeyeceğini iddia etmesi mümkün değildir.

T.C. Danıştay

VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No : 2022/1256

Karar No : 2023/1380

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı

(… Vergi Dairesi Müdürlüğü)

VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …

İSTEMİN KONUSU :… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacı adına, … Medikal İnşaat Malzemeleri Tekstil ve Plastik Hammaddeleri Sanayi Ticaret Limited Şirketine ait ödenmeyen vergi borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla düzenlenen … tarih ve … sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır.

… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı:

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinin birinci fıkrası uyarınca limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.

Asıl borçlu şirketten tahsil edilemeyen 2007 yılına ilişkin kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve özel usulsüzlük cezası ile aynı yılın Ocak-Mart dönemine ilişkin geçici vergiye bağlı olarak kesilen vergi ziyaı cezası ve hesaplanan gecikme faizinden oluşan amme alacağının tahsili için bir dönem şirket ortağı olan davacı adına hissesi oranında dava konusu ödeme emri düzenlenmiştir.

İstanbul 20. Noterliğince düzenlenen … tarih ve … sayılı hisse devir sözleşmesi ile davacı şirketteki tüm hisselerini devretmiş olup bu hususun onaylandığına dair 26/02/2007 tarihli ortaklar kurulu kararı 05/03/2007 tarih ve 6758 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

Bu durumda, 23/02/2007 tarih ve 04208 sayılı hisse devir sözleşmesi ile tüm hisselerini devrederek şirketle ilgisi kalmayan davacı adına söz konusu vergi borçlarının tahsili için düzenlenen ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle ödeme emrini iptal etmiştir.

Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 15/09/2020 tarih ve E:2016/15340, K:2020/2951 sayılı kararı:

6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca şirket ortağı ortaklık payını devrettiği tarihten sonraki dönemde de devir öncesi borçlardan sorumlu olup bunun için kamu alacağının sorumlu sıfatıyla kendisinden tahsil edileceğinin ortağa duyurulmasından önce şirketin aynı Kanun’un 54 ve müteakip maddeleri uyarınca cebren takip edilmesi ve buna rağmen kamu alacağının şirketin mal varlığından tahsil edilememiş olması gerekmektedir.

Asıl borçlu şirket adına düzenlenen ödeme emirleri, şirketin bilinen adreslerinde tebliğ edilememesi nedeniyle usulüne uygun olarak ilanen tebliğ edilmiş, yapılan mal varlığı araştırmasında şirketin haczi kabil herhangi bir mal varlığı unsuruna rastlanmamış ve akabinde şirketten tahsil edilemeyen amme alacaklarının tahsili amacıyla davacı adına dava konusu ödeme emri düzenlenmiştir.

05/03/2007 tarih ve 6758 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yer alan ilana göre, davacının 26/02/2007 tarihli ortaklar kurulu kararıyla şirketteki hisselerini başka bir kişiye devrettiği ve bu hususun 28/02/2007 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının vade tarihlerinde davacının şirket ortağı sıfatını haiz bulunmadığı, ancak vergilendirme dönemlerinin 2007 yılı ve aynı yılın Ocak-Mart dönemine ilişkin olduğu dikkate alındığında, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmında hukuka aykırılık, söz konusu tarihten sonraki döneme isabet eden kısmında ise hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Daire, bu gerekçeyle Vergi Mahkemesi kararının dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının, 28/02/2007 tarihinden sonraki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasını onamış; 28/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasını bozmuş; davalının karar düzeltme istemini ise reddetmiştir.

… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı:

Vergi Mahkemesi aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar etmiş ve aynı yönde hüküm kurmuştur.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:

Niteliği itibarıyla bölünemeyen 2007 yılına ilişkin amme alacaklarından bu yılın başı itibarıyla şirket ortağı olan davacının sorumlu olduğu, noterde yapılan hisse devir sözleşmesinin ortaklar kurulu kararıyla hisse devrine muvafakat verilmesi ve bu hususun ticaret siciline tescil edilmesiyle hukuken geçerlilik kazanacağı, asıl borçlu şirket hakkında usulüne uygun şekilde tamamlanan takip işlemleri sonucunda şirketten tahsil edilemeyen amme alacağının tahsili için davacı adına düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Cevap verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ:

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinin, 5766 sayılı Kanun’un 06/06/2008 tarihinde yürürlüğe giren 3. maddesi ile değiştirilmeden önceki ve olay tarihinde yürürlükte bulunan hali uyarınca limited şirket ortağının şirketin ödenmemiş vergi borcundan dolayı sorumluluğu ortaklık payına bağlı olduğundan, olay tarihinde limited şirket ortağının anılan Kanun’un 35. maddesine göre takibi için şirketin vergi borcunun doğumu anında değil, vergi borcunun şirketten tahsil imkanı bulunmadığının tespiti anında ortak sıfatını taşıması gerekmektedir.

Buna göre, limited şirket ortaklarının 06/06/2008 tarihinden önceki dönemlere ait vergi borçları bakımından hisselerini devretmeleri neticesinde sorumlulukları sona erecektir.

Dolayısıyla, 23/02/2007 tarihinde yapılan hisse devri ile şirket ortaklığı sona eren davacı, bu tarihten önceki vergi borçlarından sorumlu tutulamayacağından, söz konusu vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Bu nedenle, ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığından, anılan hüküm fıkrasının gerekçesi değiştirilerek onanması; dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden sonraki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrası ise yargılamanın daha önceki aşamasında kesinleştiğinden, davalının anılan hüküm fıkrasına yönelttiği temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY:

Asıl borçlu … Medikal İnşaat Malzemeleri Tekstil ve Plastik Hammaddeleri Sanayi Ticaret Limited Şirketinin 2007 yılına ilişkin kurumlar vergisi, vergi ziyaı cezası, gecikme faizi ve özel usulsüzlük cezası ile anılan yılın Ocak-Mart dönemine ilişkin geçici vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezası ve hesaplanan gecikme faizinden oluşan vergi borçlarının şirketten tahsil edilemediğinden bahisle tahsili amacıyla davacı adına şirket ortağı sıfatıyla dava konusu ödeme emri düzenlenerek tebliğ edilmiştir.

Davacı, asıl borçlu şirketteki hisselerini İstanbul 20. Noterliğinin … tarih ve … sayılı hisse devri sözleşmesi ile devretmiş ve hisse devrine ilişkin 26/02/2007 tarihli ortaklar kurulu kararının 28/02/2007 tarihinde tescil edildiği 05/03/2007 tarih ve 6758 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar şeklindeki 35. maddesinde yer alan şirketten tahsil imkanı bulunmayan ibaresi, 06/06/2008 tarihli ve 26898 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 3. maddesi ile şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki iki fıkra eklenmiştir:

Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.

Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinin üçüncü fıkrasında vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukavelelerin vergi dairelerini bağlamayacağı hükme bağlanmıştır.

danıştay kararı

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

I- Kararın, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden sonraki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi hakkındaki inceleme:

Vergi Mahkemesince verilen ilk kararın dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden sonraki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrası Danıştay Dördüncü Dairesince onanmış, davalının bu karara yönelik karar düzeltme istemi reddedilmiştir. Bu nedenle Vergi Mahkemesi kararının belirtilen hüküm fıkrası kesinleşmiştir.

Vergi mahkemesince verilen ilk kararın diğer hüküm fıkrasının bozulmasından sonra ilk karar ile aynı yönde verilen ısrar kararının varlığı, ilk kararın kesinleşen hüküm fıkrasının yeniden temyizen incelenmesini olanaklı kılmayacağından, davalının, kararın sözü edilen hüküm fıkrasına yönelttiği temyiz isteminin incelenmesi mümkün bulunmamaktadır.

II- Kararın, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz istemi hakkındaki inceleme:

5766 sayılı Kanun ile 6183 sayılı Kanun’da yapılan ve vergi borcundan sorumlu tutulan şahıslar hakkında önceden var olmayan birtakım yeni sorumluluk yolları ve yeni sorumluluk kriterleri getiren değişikliklerin, henüz tahsil edilmeyen amme alacakları için de geriye yürütülerek söz konusu alacakların tahsiline ilişkin yapılacak işlemlere uygulanması mümkün olmadığından uyuşmazlığın, davacının sorumlu tutulduğu vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği 2007 yılında yürürlükte bulunan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun’un 35. maddesi uyarınca çözümlenmesi gerekmektedir.

6183 sayılı Kanun’un söz konusu 35. maddesinde, limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları ifade edilmiştir.

Bu düzenlemenin değerlendirilmesinden, şirket ortaklığından ayrılmış olsa da, ödeme emri ile takip edilen kamu alacaklarının doğduğu dönemde şirket ortağı olan kişilerin bu borcun ödenmemesinden sadece ortak olduğu dönemlerle ve hissesi oranıyla sınırlı olarak sorumlu olacağı sonucuna ulaşılmaktadır. Ortaklık payının kısmen veya tamamen üçüncü kişiye devrine ilişkin sözleşmeler, ortak olunan dönemler bakımından şirket ortağının kamu alacaklarından sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.

Bu nedenle, Vergi Mahkemesinin hisse devriyle birlikte kamu alacağından kaynaklanan sorumluluğun kalkacağı yolundaki değerlendirmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Öte yandan, hisse devri ile limited şirket ortaklığından ayrılmanın hukuki sonuçlarından birisi ortağın sorumluluğunun sona ermesidir. Bir ortağın şirketten ayrılmasının hukuken kesinleşmesi halinde ayrılan ortağın, şirketin bu tarihten sonra doğan kamu borçlarından sorumluluğu sona erer. Bu nedenle ayrılma tarihi önem taşımaktadır.

Hisse devriyle ortaklıktan ayrılmanın tescil ve ilanı kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı niteliktedir.

Kamu idarelerince yapılan takipler açısından, idarenin tescil ve ilan edilmediği için ortaklıktan ayrılmanın kendisine karşı ileri sürülemeyeceğini iddia etmesi mümkün değildir.

Doktrinde de tescil ve ilanı zorunlu iken tescil ve ilanı yapılmayan hususların aksi ispat edilmedikçe üçüncü kişiler tarafından bilinmediğinin varsayılması prensibinin, iradi işlemler bakımından önem arz ettiği; haksız fiil ve yasadan doğan borçlar bakımından önem taşımadığı ifade edilmektedir. (Poroy, Tekinalp, Çamoğlu 2019, Ortaklıklar Hukuku Cilt I, S. 458)

Ayrıca, A Seri, 1 Sıra No.lu Tahsilat Genel Tebliği’nin Limited Şirketlerin Amme Borçları başlıklı bölümünde, 6762 sayılı Kanun’un 520. maddesi hükmüne göre ortaklık payının devrinin; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakatı ve devrin pay defterine işlenmesi ile hükmün ifade edeceği belirtildikten sonra ortaklık payının devredildiği tarih olarak, şirket sözleşmesinde ortaklık payının devri için ortaklar genel kurulu onayının aranmadığı durumlarda noter tasdikli devir sözleşmesi tarihinin esas alınması gerektiği düzenlenmiştir.

Bu nedenle, davacının 23/02/2007 tarihli hisse devir sözleşmesi ile şirketten ayrılarak şirket borçlarından sorumluluğu sona erdiğinden, ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 23/02/2007 ile 28/02/2007 tarihleri arasındaki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.

Bununla birlikte, davacının 23/02/2007 tarihli hisse devir sözleşmesi ile şirketten ayrılmadan önceki döneme ilişkin sorumluluğu devam ettiğinden, ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının bu döneme isabet eden kısmının yazılı gerekçeyle iptali yolundaki hüküm fıkrasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, bozma kararı üzerine söz konusu amme alacaklarının, davacının sermaye hissesi göz önünde bulundurularak takip edilip edilmediği, asıl borçlu şirketten tahsili amacıyla yapılan takibin usulüne uygun olarak tamamlanıp tamamlanmadığı, zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususları da değerlendirilerek yeniden karar verilmesi gerektiği tabiidir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1- Davalının temyiz isteminin KISMEN İNCELENMEKSİZİN REDDİNE; KISMEN REDDİNE; KISMEN KABULÜNE,

2- … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden sonraki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz isteminin İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,

3- Anılan ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 23/02/2007 ile 28/02/2007 tarihleri arasındaki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz isteminin REDDİNE,

4- Anılan ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 23/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasının BOZULMASINA,

5- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,

2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/11/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

X – KARŞI OY :

Limited şirket ortaklarını, şirketten tahsiline olanak bulunmayan kamu alacaklarının ödenmesinden doğrudan doğruya ve payları oranında sorumlu tutan 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi karşısında, tahsili gereken kamu alacağını yaratan vergilendirmenin ait olduğu dönemde şirketin paylarına sahip ortakların, ortaklık sıfatının sürdüğü dönemlere ilişkin ortaklık sıfatından doğan ve bu dönemlere dair yapılacak bir inceleme sonrası salınacak vergi ve kesilecek cezalardan sorumlu tutulabilecekleri açıktır.

Ancak, ortakların takibi aşamasında, kusursuz sorumlu olduklarından bahisle kendilerine orantısız bir külfet yüklenmemesi gerekmektedir.

6102 sayılı Kanun’un 614. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında, limited şirketin bütün hesap ve işlemlerine yönelik olarak denetim ve gözetim yetkisi bulunan ortakların, şirket faaliyetlerini ve temsile yetkili kişilerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerini denetleme, inceleme ve bu konularda bilgi alma hakları bulunmaktadır.

Buna göre, sadece ortaklık sıfatının devam ettiği dönemlerde şirket işlemleri hakkındaki her türlü bilgiye erişme imkanı olan ortakların, paylarını devrettikten, başka bir ifadeyle şirketle bağlarının ortadan kalkmasından sonra ortaklıkları döneminde gerçekleşmeyen fiiller sonucunda ortaya çıkan kamu alacağından, salt vergilendirme dönemlerinde payları bulunduğundan bahisle sorumlu tutulmaları düşünülemez.

Uyuşmazlık konusu olayda ödeme emri içeriği kamu alacakları için vergi/ceza ihbarnamelerinin düzenlendiği, ancak söz konusu ihbarnamelerin dayanağı vergi inceleme raporlarının dava dosyasına ibraz edilmediği görülmektedir.

Dolayısıyla, söz konusu kamu alacaklarına ilişkin tarh nedenini oluşturan fiilin davacının ortaklık sıfatının devam ettiği dönemde mi yoksa ortaklık sıfatı sona erdikten sonra mı işlendiği anlaşılamamaktadır.

Bu durumda, ödeme emri içeriği kamu alacaklarına ilişkin tarh nedenini oluşturan fiilin hangi tarihte işlendiği saptandıktan sonra davacının söz konusu amme alacaklarından ortak sıfatıyla sorumluluğu değerlendirilerek yeniden karar verilmek üzere, ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 23/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasının belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

XX – KARŞI OY :

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un olay tarihinde yürürlükte bulunan 35. maddesi gereğince, limited şirket ortağının şirketin ödenmemiş vergi borcundan dolayı sorumluluğu ortaklık payına bağlı olduğundan, olay tarihinde limited şirket ortağının anılan Kanun’un 35. maddesine göre takibi için şirketin vergi borcunun doğumu anında değil, vergi borcunun şirketten tahsil imkanı bulunmadığının tespiti anında ortak sıfatını taşıması gerekmektedir.

6183 sayılı Kanun’un 35. maddesine 06/06/2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5766 sayılı Kanun’la eklenen fıkra hükmü ile limited şirket ortağının şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahısların devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulacakları öngörülmüştür.

5766 sayılı Kanun’un gerekçesinde de, 06/06/2008 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile limited şirket ortakları yönünden müteselsil sorumluluğun getirildiği, böylece hisse devri yapan ortağın borcunu ödemesinin sağlanacağı, diğer yandan da devralan şahısların limited şirket hissesinin değerini borçluluk durumunu da göz önüne alarak belirlemesine imkan verileceği vurgulanmıştır.

Yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda limited şirket ortaklarının 06/06/2008 tarihinden önceki dönemlere ait vergi borçları bakımından hisselerini devretmeleri neticesinde sorumlulukları sona erecektir.

Dolayısıyla, 23/02/2007 tarihinde yapılan hisse devri ile şirket ortaklığı sona eren davacı, bu tarihten önceki vergi borçlarından sorumlu tutulamayacağından, söz konusu vergi borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Bu nedenle, ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 23/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığından, anılan hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz isteminin bu gerekçeyle reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

XXX – KARŞI OY :

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında ısrar kararının, dava konusu ödeme emri içeriği amme alacaklarının 28/02/2007 tarihinden önceki döneme isabet eden kısmının iptali yolundaki hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, anılan hüküm fıkrasına yöneltilen temyiz isteminin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

vergi hukuku avukatı

Diğer Makaleler

Cevap Yazın

Call Now Button