0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

VUK Madde 14 –Kanuni ve idari süreler

vergi hukuku avukatı

Vergi Usul Kanunu (VUK Madde 14) –Kanuni ve idari süreler:

Vergi muamelelerinde süreler vergi kanunları ile belli edilir. Kanunda açıkça yazılı olmayan hallerde 15 günden aşağı olmamak şartıyla bu süreyi, tebliği yapacak olan idare belirler ve ilgiliye tebliğ eder.

VUK Madde 14 –Kanuni ve idari süreler ile ilgili Yargıtay kararları:

Yargıtay 11. CD. 24.01.2000 tarih ve E: 2000/8141, K: 2000/24

Defter ve belgelerinin ibrazı için verilen sürenin 15 günden az tayin edilmiş olması nedeniyle, müspet suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığından, beraat yerine mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

VUK

VUK Madde 14 –Kanuni ve idari süreler ile ilgili Danıştay kararları:

DANIŞTAY

Vergi Dava Daireleri Kurulu

Esas Yıl/No: 2022/824

Karar Yıl/No: 2023/159

Karar tarihi: 08.03.2023

İSTEMİN KONUSU :… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: Davacı adına, 2013 yılına ait tasdikli yasal defterinin boş olduğunun tespit edilmesi nedeniyle katma değer vergisi indirimleri reddedilmek suretiyle yeniden düzenlenen beyan tablosuna göre anılan yılın Ocak ila Eylül dönemleri için tarh edilen katma değer vergileri ile vergilerin bir katı tutarında kesilen vergi ziyaı cezalarının kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.

… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı

Davacı hakkında tanzim olunan vergi inceleme raporunda şu hususlar tespit edilmiştir:

  1. Davacının mali müşavirinin adresinde yapılan inceleme neticesinde davacı şirkete ait defterlere de el konulmuştur.
  2. El konulan davacı şirkete ait yasal defterler 02/12/2013 tarih ve 69625 sayılı inceleme yazısı ekinde inceleme elemanına tevdi edilmiştir.

iii. Davacı şirketin ilgili yasal defterlerinin boş olduğu ve yasal defterlere herhangi bir kayıt yapılmadığı tespit edilmiş, bu nedenle alış vesikaları üzerinde gösterilen katma değer vergilerini indirim konusu yapmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Davacı adına katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yeniden düzenlenen beyan tablosu uyarınca dava konusu cezalı katma değer vergisi tarhiyatları yapılmıştır.

Hakkında henüz inceleme emri olmayan mükellefin defter ve belgelerine el konulmak suretiyle vergi incelemesi yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle vergi incelemesi için defter ve vesikaların on beş günlük süre verilerek incelemeye ibrazının istenilmesi gerekmektedir.

Bu nedenle davacı tarafından usulüne uygun bir biçimde incelemeye ibrazı istenilmeyen defterlere herhangi bir kayıt yapılmadığından bahisle katma değer vergisi indirimlerinin reddedilmesinde hukuka uygunluk görülmemiştir.

Vergi Mahkemesi bu gerekçeyle vergi ve cezaları kaldırmıştır.

Davalının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 19/10/2020 tarih ve E:2016/9067, K:2020/3956 sayılı kararı:

Vergi Usul Kanunu’nun 3, 30, 134, 171, 172 maddeleri, 219. maddesinin birinci fıkrasının a bendi, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin (1) numaralı fıkrasının a bendi ile 34. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan düzenlemeler nedeniyle emtia veya hizmet alışını temsil eden fatura veya yerine geçen belgenin yasal defterlere usulüne uygun olarak kaydedilmesi ve bu belgelerde katma değer vergisinin ayrıca gösterilmesi, katma değer vergisi indirimi yapılabilmesinin ön koşuludur. Bu ön koşulların varlığının, sözü edilen defter ve belgelerin ibrazı ve incelenmesiyle saptanabileceği açıktır.

Olayda, davacının belgelerini defterlerine işlemediği sabit olup, katma değer vergisi indiriminin şartı olan yasal defter ve belgelere kayıt koşulu gerçekleşmemiştir. Bu durumda, yukarıdaki yasal düzenlemeler uyarınca tutulması zorunlu defter ve belgeleri yasal kayıt düzenine uygun şekilde tutmayan davacının, indirim hakkından yararlanmak için yasal koşullardan birini yerine getirmemesi nedeniyle, yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Daire, bu gerekçeyle kararı bozmuş, davacının karar düzeltme istemini reddetmiştir.

…Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı:

Vergi mahkemesi ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Dava konusu vergi ve cezalarda hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Cevap verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Mali müşaviri hakkında yapılan incelemede davacının katma değer vergisinde indirim şartı olan yasal defterlerine kayıt koşulunu gerçekleştirmediği tespit edilmiş ve davacının defterlerine el konulmuştur. Ayrıca el konulan defterler inceleme birimine tevdi edilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü, davacı hakkında yapılan başka bir incelemede de defterlere kayıt koşulunun yerine getirilmediğinin tespit edildiği dikkate alındığında dava konusu cezalı katma değer vergisi tarhiyatında hukuka uygunluk bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine bağlıdır.

Vergi denetim araçlarından en etkili olanı vergi incelemesidir. Vergi incelemesi, incelemenin yapıldığı yere göre, iş yerinde yapılan inceleme ve inceleme elemanının görevini ifa ettiği kamu kurumunun ilgili adresinde (dairede) yapılan inceleme olarak ikiye ayrılmaktadır. Ayrıca vergi incelemesi, incelemede esas alınan verilere göre de dar ve geniş anlamda olmak üzere iki farklı biçimde tanımlanabilmektedir. Dar anlamda vergi incelemesi, defter, belgeler, kayıt ve verilen beyannameler üzerinde yapılan, revizyon (denetim) yönü ön plana çıkan incelemedir. Geniş anlamda vergi incelemesi ise, revizyon ile birlikte araştırma yönü de bulunan, sadece defter ve belgeler üzerinde değil mükellefle irtibatlı diğer deliller de (inceleme elemanın iş yerinde yapacağı maddi tespit gibi) esas alınarak yapılan incelemedir.

Bu bağlamda geniş anlamda vergi incelemesinde, defterler, belgeler, kayıtlar ve diğer vesikalarla birlikte mükellefiyetle ilgili maddi olaylar, defter kayıtlarına yönelik maddi durum tespitleri gibi serbest delil sisteminin öngördüğü ve vergilendirmenin gerçek mahiyetini ortaya çıkarma imkanı veren her türlü delil esas alınabilmektedir.

Vergi Usul Kanunu’nun 147. maddesinin göndermede bulunduğu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Tesadüfen elde edilen deliller başlıklı 138. maddesinin (1) numaralı fıkrasında arama veya el koyma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek delil elde edilmesi hâlinde anılan delillerin muhafaza altına alınacağı ve durumun Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirileceği kurala bağlanmıştır.

Buna göre kanuna uygun biçimde alınan arama kararı neticesinde yapılan aramada ele geçirilen belgeler vergilendirmenin gerçek mahiyetini ortaya çıkarmayı sağlayan delil niteliğinde olabilir. Bu mahiyetteki belgeler mutlak suretle arama kararı verilen mükellefe ait olması gerekmez. Arama kararı yapılan adreste arama kararının konusuyla ilişkili olmak şartıyla başka mükelleflere ait yasal defter ve diğer evraklara da rastlanabilir ve bunlar da muhafaza altına alınabilir. Aksi durumun kabulü aramalı incelemeden beklenen sonuca uygun düşmeyecektir.

danıştay

Dosyaya sunulan belgelere göre, davacının mali müşaviri hakkında alınan herhangi bir arama kararı mevcut değildir. Buna göre, mali müşavir hakkında yapılan incelemenin aramalı inceleme olmadığı, incelemenin dairede veya iş yerinde yürütüldüğü görülmektedir. Bu nedenle Vergi Usul Kanunu’nun 142 ila 147. maddelerinin olaya uygulanması mümkün değildir.

Olayda, mali müşaviri hakkında yapılan incelemede davacının tasdikli yasal defterlerinin boş olduğu tespit edilmiş ve bu defterlere el konulmuş, akabinde anılan defterler davacı hakkında incelemeyi yürüten inceleme elemanına tevdi edilmiştir.

Mali müşavir hakkında incelemeyi yapan denetim elemanı tarafından, davacının yasal defterlerinin boş olduğu, mali müşavirin iş yerinde yapılan inceleme sırasında tespit edilebileceği gibi bu tespit mali müşavir tarafından Vergi Usul Kanunu’nun 257. maddesinde öngörülen ödevlerin (incelemeye yetkili memura çalışma yerinin gösterilmesi; iş yerinin her tarafını gezip görmesinin sağlanması) yerine getirilmesi sırasında da yapılabilir (Her iki yöntem arasındaki farklılık yapılacak hukuki değerlendirme için herhangi bir önem arz etmemektedir).

Yapılan bu incelemede davacının defterlerinin boş olduğu görülmüş ve bu husus tutanak altına alınmıştır. Anılan tutanak davacının defterleri açısından maddi gerçeğin ortaya konulmasına imkan tanıyan ve defterlere dair durum tespitini sağlayan bir delildir.

Bu durumda, davacı hakkında yapılan vergi incelemesinde, sadece defter ve belgeler üzerinde değil davacı ile irtibatlı diğer delillerin de (mali müşavirin iş yerinde yapılan maddi tespit gibi) esas alınması, serbest delil ilkesi gereğince vergilendirmenin gerçek mahiyetinin ortaya konulması bakımından hukuka uygun düşmektedir.

Ayrıca anılan tutanakla tespit edilen hususların dışında vukua gelen olaylardaki hukuka aykırılıklar, idari davanın çözümünü etkileyebilecek diğer bir deyişle işlemin hukuka uygunluğunun denetiminde dikkate alınabilecek konulardan değildir. Olayda, mali müşavir hakkında incelemeyi yapan memurun, davacının defterlerine el konulması gibi birtakım eylemlerin disiplin hukuku ve cezai anlamda sorumluluğunu doğurup doğurmayacağı vergi davasında değil disiplin hukuku ve ceza hukuku bağlamında başka bir davada değerlendirilecek bir husustur.

Diğer taraftan yasal ibraz yükümlülüğü haricinde davacının cari hesap dönemine ait defterlerine el konularak vergi incelemesine tevdi edilmesi Kanun’da öngörülmeyen bir durumdur. Kanun’a açıkça aykırı olan bu yöntem uygulandığı tarihteki cari döneme ait defterlere yasal süresi içinde kayıt yapılamaması gibi birtakım vergilendirme ile ilgili ödevlerin yerine getirilememesine ve hakkın kullanılamamasına sebebiyet verebilecek niteliktedir.

3065 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (3) numaralı fıkrasının uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan hâlinde, indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabileceği düzenlenmiştir.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nda öngörülen indirim mekanizmasının işleyebilmesi için bazı şekil şartları öngörülmüştür. Bu şartlardan biri katma değer vergisinin fatura ve benzeri vesikalarda gösterilmesi; diğeri ise faturaların ve benzeri vesikanın defterlere kaydedilmesidir. Bu şartlar, katma değer vergisi indiriminin tevsik edilmesine imkân tanıdığından mükelleflerin bu şartları sağlaması önem arz etmektedir. Diğer taraftan, katma değer vergisi indirim hakkı, bu verginin katma değer vergisi beyannamesinde gösterilmesi veya beyan edilmesi şartına bağlı değildir.

Muamelelerin defterlere kayıt zamanı Vergi Usul Kanunu’nun 219. maddesinde tayin edilmiştir. Kaydın öngörülen zamanda yapılmamasının yaptırımı ise Kanun’un 352. maddesinde düzenlenmiştir.

Kanun koyucu, bazı ödevlerin yasal süresi içinde yerine getirilmemesi karşılığı cezai yaptırım öngörmüş olup ilgili ödevin yasal süresinden sonra yerine getirilmesi karşılığında ayrıca bu işlemi yapılmamış sayarak, işlem sonucunu hükümsüz kılmıştır.

Kanun’da, faturanın belli şekil şartlarına uyulmaması nedeniyle düzenlenmemiş sayılması, tasdiki zorunlu olan ancak belli bir süre içinde tasdik edilmeyen defterlerin ilgili süreden sonra tasdik edilse dahi tasdik edilmemiş sayılması gibi durumlar hükümsüzlük yaptırımına tabi kılınmıştır. Ancak hükümsüzlük yaptırımına tabi kılınan durumlar arasında kayıt nizamına yasal süresinden sonra geç uyulması hâli sayılmamıştır.

Kanun koyucu, katma değer vergisi açısından indirim hakkının vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılında kullanılabileceği açıkça düzenlemiş, bu süreyi hak düşürücü süre olarak öngörmüştür.

Bu durumda, Vergi Usul Kanunu’nun 219. maddesinde öngörülen süreler içinde işlemlerin deftere kaydedilmesi mükelleflerin ilgili ödevi yerine getirmesi için öngörülmüşken Katma Değer Vergisi Kanunu’nda indirim hakkından faydalanabilmek için faturanın veya benzeri vesikanın bir takvim yılı içinde deftere kaydedilmesi mükellefler açısından bir hakkın kullanılması için şart olarak koşulmuştur.

Buna göre 3065 sayılı Kanun’un 29. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan düzenleme, indirim konusu yapılacak verginin gerçekte yüklenip yüklenilmediğinin kontrolünü sağlamayı amaçladığından faturanın yasal deftere cari takvim yılı içinde ancak Vergi Usul Kanunu’nda öngörülen yasal süreler aşılarak kaydedilmiş olmasının mükellefiyete bağlı bir hak olan indirim hakkını ortadan kaldırmayacağı sonucuna varılmıştır.

213 sayılı Kanun’un 219. maddesine göre işlemlerini 10 gün içinde kaydetmesi gereken davacının defterlerine 23/10/2013 tarihinde el konulmak suretiyle 01/01/2013 ile 30/09/2013 tarihleri arasındaki faturaları geç de olsa defterlere kaydetme hakkı dolayısıyla 2013 takvim yılının ilgili dönemlerine ilişkin indirimi belgelendirme hakkı ve vergiyi indirim hakkı davacının elinden alınmıştır.

Bu durumda indirim konusu yapılacak fatura ve benzeri belgelerin defterlere kaydedilmemesi nedeniyle yapılan dava konusu cezalı tarhiyatın kaldırılmasına dair ısrar kararına yöneltilen temyiz isteminin reddedilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :

Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan ısrar kararı, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1-Davalının temyiz isteminin REDDİNE

2-… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının ONANMASINA,

2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/03/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

X – KARŞI OY:

Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

SİTEMİZDEKİ DİĞER DANIŞTAY KARARLARI İÇİN TIKLAYINIZ

Diğer Makaleler

Call Now Button