İçerik Başlıkları
- 1 Limited Şirket Hisse Devri Tescil Edilmezse Ne Olur? – Geçerlilik, Amme Borçları ve Hukuki Çözüm Yolları
- 1.1 Giriş ve Teorik Çerçeve
- 1.2 Bölüm 1: Limited Şirketlerde Pay Devrinin Hukuki Özelliği
- 1.3 Bölüm 2: Bildirim Yapılmaması ve Onay Öncesi Dönemde Ortaklık Statüsü
- 1.4 Bölüm 3: Kamu Borçlarından Sorumluluk ve “Gerçek Durum” İlkesi
- 1.5 Bölüm 4: Onay Süreci, Zımni Onay ve Reddin Hukuki Sonuçları
- 1.6 Bölüm 5: Devreden Ortağın Hukuki Çareleri
- 1.7 Bölüm 6: Devralan Kişinin (Alıcının) Hukuki Hakları ve Başvuru Yolları
- 1.8 Bölüm 7: Yol Haritası
- 1.9 Sonuç
Limited Şirket Hisse Devri Tescil Edilmezse Ne Olur? – Geçerlilik, Amme Borçları ve Hukuki Çözüm Yolları
Giriş ve Teorik Çerçeve
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) sistematiği içerisinde, limited şirketler kendine özgü bir “sui generis” yapı arz ederler. Sermaye şirketlerinin ekonomik gücü ve kurumsallığı ile şahıs şirketlerinin kişisel güvene dayalı, ortakların birbirini tanıdığı ve önemsediği yapısı arasında bir köprü niteliğindedirler. Bu melez yapı, en belirgin tezahürünü “esas sermaye payının devri” prosedürlerinde gösterir. Anonim şirketlerde pay devrinin kural olarak serbest olması ve “menkul kıymet” niteliğindeki hisse senetlerinin ciro veya teslim yoluyla kolayca el değiştirebilmesi ilkesinin aksine, limited şirketlerde pay devri sıkı şekil şartlarına, bürokratik prosedürlere ve en önemlisi “ortaklar genel kurulunun iradesine” sıkı sıkıya bağlanmıştır. Bu rapor, limited şirketlerde noter huzurunda gerçekleştirilen ancak şirkete bildirilmeyen veya şirket tarafından onaylanmayan pay devirlerinin hukuki akıbetini, devreden ortağın şirkete ve kamuya karşı sorumluluğunu ve devrin reddi halinde başvurulabilecek yargısal çareleri, doktrin ve yüksek yargı içtihatları ışığında derinlemesine analiz etmeyi amaçlamaktadır.
Özellikle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte limited şirketlerin kurumsal yapısında meydana gelen değişiklikler, pay devri süreçlerini daha karmaşık ancak daha güvenceli bir hale getirmiştir. Kanun koyucu, şirketin “kapalı” yapısını koruma saikiyle hareket etmiş, şirkete dışarıdan girecek yabancı kişilerin (devralanların) mevcut ortaklar tarafından veto edilebilmesine imkan tanımıştır. Bu veto yetkisi, uygulamada (içeride kilitlenme) etkisine yol açabilmekte ve payını devrederek şirketten ayrılmak isteyen ortağın hareket alanını kısıtlayabilmektedir. İşbu çalışmada, “noterde devir yapılmasına rağmen şirkete bildirilmemesi” senaryosu üzerinden, hukuki “ara dönem” veya “askıda geçerlilik” evresi tüm boyutlarıyla irdelenecektir.
Bölüm 1: Limited Şirketlerde Pay Devrinin Hukuki Özelliği
Limited şirketlerde pay devri, tek bir işlemle tamamlanan ani bir hukuki olay değil, birbirini takip eden ve her biri ayrı hukuki sonuçlar doğuran işlemler zincirinden oluşan bir “süreç”tir. Bu sürecin doğru anlaşılması, devreden ortağın statüsünün belirlenmesi açısından hayati önem taşır.
1.1. Borçlandırıcı İşlem ve Tasarruf İşlemi Ayrımı
Türk Borçlar Hukuku ve Eşya Hukuku prensipleri gereği, bir hakkın devri genellikle iki aşamalıdır: Borçlandırıcı işlem (taahhüt) ve tasarruf işlemi (kazandırıcı işlem). Limited şirket pay devrinde bu ayrım, kendine has bir görünüm arz eder.
Borçlandırıcı İşlem (Taahhüt): Tarafların (devreden ve devralan), payın mülkiyetini devretme ve karşılığında bir bedel ödeme borcu altına girdikleri aşamadır. Bu aşamada henüz payın mülkiyeti el değiştirmez, sadece taraflar arasında şahsi bir alacak-borç ilişkisi doğar.
Tasarruf İşlemi (Kazandırıcı İşlem): Pay üzerindeki mülkiyet hakkının fiilen devredilmesini sağlayan işlemdir. Limited şirketlerde tasarruf işlemi, tek başına tarafların iradesiyle tamamlanamaz; kanun koyucu bu işlemin tamamlanmasını “şirket onayı” şartına bağlamıştır.
Bu iki işlemin geçerliliği için TTK m. 595/1 uyarınca getirilen en temel şekil şartı “yazılı şekil ve noter onayı”dır. Kanun koyucu, adi yazılı şekli yeterli görmemiş, işlemin ciddiyetini vurgulamak ve ispat kolaylığı sağlamak adına noter huzurunda yapılmasını ve imzaların noterce onaylanmasını geçerlilik şartı olarak düzenlemiştir. Noter onayı bulunmayan bir sözleşme, taraflar imzalasa dahi hukuken “yok hükmünde” veya “kesin hükümsüz” sayılır. Ancak, noter işleminin tamamlanması, devrin hukuken tekemmül ettiği (tamamlandığı) anlamına gelmez. İşte bu noktada, raporumuzun odaklandığı “ara dönem” sorunu ortaya çıkar.
1.2. Şirket Sözleşmesinin ve Kanunun Öngördüğü Kısıtlamalar
Limited şirketlerde pay devri, “yasaklanabilir” veya “zorlaştırılabilir” bir haktır. Anonim şirketlerde pay devrini yasaklayan ana sözleşme hükümleri kural olarak geçersizken, limited şirketlerde TTK m. 595/4 uyarınca şirket sözleşmesine konulacak bir hükümle pay devri tamamen yasaklanabilir.4 Bu, limited şirketin şahıs şirketi karakterinin en güçlü yansımasıdır. Eğer şirket sözleşmesinde devri yasaklayan bir hüküm yoksa, kanuni model devreye girer: Genel Kurul Onayı.
Kanuni modele göre, devir sözleşmesi noterde imzalandıktan sonra, devrin geçerlilik kazanabilmesi için şirket genel kurulunun onayı şarttır. Bu onay, kurucu niteliktedir. Yani onay olmadan devir, şirket nezdinde hüküm ifade etmez. Bu durum, devreden ve devralan arasındaki sözleşmeyi “geciktirici şarta bağlı” bir işlem haline getirmez; doktrinde baskın görüşe göre bu, “işlemin tekemmülü için gerekli kanuni bir şart”tır.
Bölüm 2: Bildirim Yapılmaması ve Onay Öncesi Dönemde Ortaklık Statüsü
Kullanıcının yönelttiği “Noterden devir yapıldı ancak şirkete bildirilmedi, devreden kişi halen ortak mıdır?” sorusu, ticaret hukukunun en teknik tartışmalarından birine kapı aralar. Bu sorunun cevabı, “iç ilişki” (şirket ile ortaklar arası) ve “dış ilişki” (şirket/ortaklar ile üçüncü kişiler/kamu arası) ayrımı yapılarak verilmelidir.
2.1. İç İlişki Bakımından: Şirket Nezdinde Kim Ortaktır?
Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesi ve yerleşik Yargıtay içtihatları bu konuda nettir: Genel kurul onayı alınmadığı sürece, pay devri şirkete karşı hüküm ifade etmez.
Noter huzurunda yapılan devir sözleşmesi, sadece devreden ve devralan arasında “borç doğuran” bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile devreden, payı devretme borcu altına girer; ancak şirket onay verene kadar mülkiyet geçişi (intikal) askıdadır. Dolayısıyla, devir şirkete bildirilmediği ve onaylanmadığı sürece, devreden kişi, şirket tüzel kişiliği nezdinde “ortak” sıfatını korumaya devam eder.
Bu durumun pratik sonuçları şunlardır:
Oy Hakkı: Genel kurul toplantılarına katılma ve oy kullanma hakkı halen devreden ortağa aittir. Devralan, elinde noter senedi olsa bile genel kurula katılamaz.
Kâr Payı (Temettü): Şirket kâr dağıtımı kararı alırsa, kâr payı devreden ortağın hesabına yatırılır.
Bilgi Alma Hakkı: Şirket defterlerini inceleme ve bilgi alma hakkı devreden ortaktadır.
Bu aşamada devralan kişi, henüz “ortak adayı” statüsündedir. Devreden ile devralan arasındaki ilişki, bir “vekalet” veya “inançlı işlem” ilişkisine dönüşebilir. Örneğin, devralan kişi, devreden ortağa “benim talimatım doğrultusunda oy kullan” diyebilir; ancak bu talimat sadece taraflar arasındaki iç ilişkiyi bağlar, şirketi bağlamaz. Şirket yönetimi, pay defterinde kim kayıtlıysa (veya son geçerli onayı kim almışsa) onu muhatap alır.
2.2. Bildirimin Yapılmaması Durumunun Analizi
Soruda belirtilen “durumun şirkete beyan edilmemesi” hali, sürecin kilitlendiği noktadır. Bildirim yapılmadığı sürece, şirketin onay mekanizması (ve dolayısıyla 3 aylık zımni onay süresi) işlemeye başlamaz.
Bildirim Yükümlülüğü: Kural olarak bildirim yükümlülüğü devredene aittir; ancak devralan da başvuruda bulunabilir.
Sürecin Donması: Bildirim yapılmazsa, devir işlemi sonsuza kadar “askıda” kalabilir. Bu süre zarfında devreden kişi, kağıt üzerinde ortak kalmaya devam ederken, fiilen ortaklıktan ayrılmış olabilir. Bu “ayrışma”, özellikle sorumluluk hukukunda ciddi problemlere yol açar.
2.3. Ticaret Sicili ve Pay Defterinin Fonksiyonu
Limited şirketlerde pay defterine kayıt, anonim şirketlerin aksine, kurucu değil “açıklayıcı” (bildirici) etkiye sahiptir; ancak ispat hukuku açısından kritik bir karinedir.
Pay Defteri: Şirket müdürleri tarafından tutulur. Genel kurul onayı alındıktan sonra devralanın adı buraya işlenir.
Ticaret Sicili: TTK m. 598 uyarınca pay devirlerinin ticaret siciline tescili gereklidir. Doktrinde ve Yargıtay kararlarında, tescilin de kurucu değil açıklayıcı olduğu kabul edilmektedir. Yani kişi, genel kurul onayı ile ortak olur; tescil ile bu sıfat üçüncü kişilere duyurulur.
Ancak, bildirim yapılmadığı ve onay alınmadığı senaryoda, ne pay defterine kayıt ne de sicil tescili mümkündür. Dolayısıyla resmi kayıtlar ile fiili durum arasında bir uçurum oluşur.
Bölüm 3: Kamu Borçlarından Sorumluluk ve “Gerçek Durum” İlkesi
Devreden ortağın en büyük kabusu, noterden devir yapıp şirketten ayrıldığını düşünürken, yıllar sonra vergi dairesinden veya SGK’dan gelen bir ödeme emriyle karşılaşmaktır. Bu konu, Ticaret Hukuku ile Vergi Hukukunun çatıştığı bir alandır.
3.1. 6183 Sayılı Kanun Madde 35 Çerçevesi
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesi, limited şirket ortaklarını, şirketten tahsil edilemeyen kamu alacaklarından dolayı sermaye hisseleri oranında doğrudan sorumlu tutar.
Buradaki temel soru şudur: Sorumlu tutulacak “ortak” kimdir?
Vergi daireleri, pratiklik açısından Ticaret Sicili kayıtlarına bakarak işlem yapar. Eğer devir sicile tescil edilmemişse, idare devreden kişiyi halen ortak olarak görür ve takibi ona yöneltir.
3.2. Danıştay’ın İçtihadı Birleştirme Yaklaşımı
Danıştay, şekli gerçeklik (sicil kaydı) yerine maddi gerçekliği (fiili durum) üstün tutan bir yaklaşım sergilemektedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu ve 7. Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre;
Pay devri noter senedi ile yapılmışsa,
Devreden kişi ortaklık haklarını kullanmayı bırakmış ve fiilen şirketten kopmuşsa,
Sırf tescil işlemi yapılmadı diye bu kişinin sorumlu tutulması, “kusursuz sorumluluk” sınırlarını aşar ve hakkaniyete aykırı olur.
Bu nedenle, devreden kişi, noter satış sözleşmesini ibraz ederek, devir tarihinden sonra doğan kamu borçlarından sorumlu olmadığını iddia edebilir ve kendisine gönderilen ödeme emirlerini dava yoluyla iptal ettirebilir. Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır: Devir tarihinden önceki dönemlere ait borçlardan sorumluluk, devreden üzerinde kalmaya devam edebilir (müteselsil sorumluluk kuralları saklı kalmak kaydıyla). Devralan ise, payı tüm aktif ve pasifiyle devraldığı için, hem geçmiş hem gelecek borçlardan sorumlu tutulur.
Tablo 1: Devir Aşamalarına Göre Ortağın Statüsü ve Sorumluluk
| Aşama | İç İlişki (Şirket) Statüsü | Dış İlişki (Üçüncü Kişiler) | Kamu Borçları Sorumluluğu (Danıştay Görüşü) |
| Noter Satışı Yapıldı (Bildirim Yok) | Devreden = Ortak | Devreden = Ortak | Devreden, noter senedi ile kurtulabilir (İspat şart) |
| Şirkete Bildirim Yapıldı (Onay Bekleniyor) | Devreden = Ortak (Askıda) | Devreden = Ortak | Devreden sorumlu görünür |
| Genel Kurul Reddetti | Devreden = Ortak | Devreden = Ortak | Devreden sorumlu (Mücbir sebep yoksa) |
| Genel Kurul Onayladı (Tescil Yok) | Devralan = Ortak | Devreden = Ortak (Görünüşte) | Devreden, onay kararını ibraz ederek kurtulur |
Bölüm 4: Onay Süreci, Zımni Onay ve Reddin Hukuki Sonuçları
Devralan kişinin şirkete başvurması senaryosunda, TTK m. 595’teki mekanizma işlemeye başlar.
4.1. Üç Aylık “Zımni Onay” Kuralı
TTK m. 595/7, şirket yönetiminin keyfi olarak süreci uzatmasını engellemek için devrim niteliğinde bir düzenleme getirmiştir: “Genel kurul, başvurudan itibaren üç ay içinde reddetmediği takdirde, onayı vermiş sayılır.”.
Bu hüküm, suskunluğun kabul anlamına geldiği nadir hallerden biridir. Devralan (veya devreden), noter onaylı sözleşme ile şirkete başvurduğu andan itibaren 3 aylık süre işlemeye başlar. Şirket müdürleri bu süre içinde genel kurulu toplamazsa veya genel kurul toplanıp bir karar alamazsa (nisap sağlanamazsa vb.), sürenin bitiminde devir kendiliğinden onaylanmış sayılır.
Bu durumda devralan kişi, “şirket onayı” şartını sağlamış olur ve artık tescile zorlama hakkını elde eder. Şirket tescilden kaçınırsa, devralan kişi Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne doğrudan başvurabilir veya mahkemeden tescil talep edebilir.
4.2. Genel Kurulun Devri Reddetmesi
Şirket genel kurulu, 3 aylık süre içinde toplanıp, devir talebini açıkça reddedebilir. TTK m. 595/3, genel kurula “sebep göstermeksizin ret” hakkı tanımıştır. Yani şirket, “Ben bu yeni ortağı istemiyorum” diyebilir ve gerekçe sunmak zorunda değildir.
Bu mutlak ret yetkisi, limited şirketin “kapalı” yapısını korur ancak devreden ortağın mülkiyet hakkını (tasarruf yetkisini) ciddi şekilde zedeler. İşte kanun koyucu, bu zedelenmeyi telafi etmek için özel bir “çıkış kapısı” öngörmüştür.
Bölüm 5: Devreden Ortağın Hukuki Çareleri
Kullanıcının “devreden kişi hangi hukuki yollara başvurabilir?” sorusu, raporun bu bölümünde ele alınmıştır. Hukuk sistemimiz, devreden ortağın şirkette zorla tutulmasını (hapsolmasını) engellemek için kademeli bir dava ve talep mekanizması kurmuştur.
5.1. Haklı Sebeple Çıkma Davası
Pay devrinin reddedilmesi halinde başvurulacak en etkin ve doğrudan yol, “Haklı Sebeple Şirketten Çıkma Davası”dır.
Hukuki Dayanak: TTK m. 595/5 açıkça, “Şirket sözleşmesi payın devrini yasakladığı veya genel kurul onayı reddettiği takdirde, ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkı saklıdır” hükmünü amirdir. Ayrıca TTK m. 638/2 genel çıkma hakkını düzenler.
Davanın Niteliği: Bu bir inşaî (yenilik doğuran) davadır. Davacı ortak, “Ben payımı satmak istedim, şirket izin vermedi, beni şirkette zorla tutamazsınız, paramı verin gideyim” talebiyle mahkemeye başvurur.
Haklı Sebep: Pay devrinin reddedilmesi, kanun koyucu tarafından bizatihi bir “haklı sebep” karinesi olarak görülmüştür. Yargıtay uygulamalarında, ortağın payını nakde çevirmesinin engellenmesi, ekonomik özgürlüğün kısıtlanması olarak değerlendirilir ve çıkma talebi genellikle kabul edilir.
Ayrılma Akçesi : Mahkeme çıkmaya karar verirse, en önemli tartışma “payın değeri” üzerinde döner. TTK m. 641 uyarınca, ayrılan ortağa payının “gerçek değeri” ödenmelidir. Bilirkişiler marifetiyle şirketin aktifleri, marka değeri, müşteri portföyü hesaplanır ve ortağın payına düşen miktar belirlenir. Bu, genellikle noter satış bedelinden farklı (daha yüksek veya düşük) olabilir.
Husumet: Dava, şirket tüzel kişiliğine karşı açılır.
5.2. Genel Kurul Kararının İptali Davası (TTK m. 445)
Devreden ortak, ret kararının kanuna, şirket sözleşmesine veya dürüstlük kuralına aykırı olduğu iddiasıyla iptal davası açabilir.
Zorluk Derecesi: TTK, genel kurula “sebepsiz ret” hakkı verdiği için, iptal davasında başarı şansı düşüktür. Ancak, ret kararı “hakkın kötüye kullanılması” niteliğindeyse (örn. ortağa zarar vermek kastıyla reddedildiyse veya diğer ortaklara izin verilirken buna verilmediyse – eşit işlem ilkesi ihlali), iptal davası sonuç verebilir.
Süre: Karar tarihinden itibaren 3 ay içinde açılmalıdır.
5.3. Şirketin Haklı Sebeple Feshi Davası (TTK m. 636/3)
Bu, “nükleer seçenek”tir. Eğer devrin reddi, şirket içindeki huzursuzluğu had safhaya çıkarmışsa ve şirket artık yönetilemez hale gelmişse (örn. iki ortaklı şirketlerde kilitlenme), devreden ortak şirketin feshini talep edebilir.
Mahkemenin Yaklaşımı: Yargıtay, şirketin feshini (ölümünü) en son çare (ultima ratio) olarak görür. Mahkeme genellikle fesih yerine, davacı ortağın payının bedelinin ödenerek şirketten çıkarılmasına hükmeder. Bu da pratik sonuç olarak “Çıkma Davası” ile aynı kapıya çıkar ancak daha riskli bir yoldur.
Bölüm 6: Devralan Kişinin (Alıcının) Hukuki Hakları ve Başvuru Yolları
Limited şirket hisse devrinde en savunmasız konumda olan taraf genellikle devralandır. Parasını ödemiş, noter senedini imzalamış olmasına rağmen, şirket onayı (icazeti) gelene kadar “kapının dışında” bekleyen bir yabancı statüsündedir.
6.1. Şirkete Karşı Davalarda “Taraf Sıfatı” Sorunu
Hukukun genel ilkesi gereği, devralan kişi şirket tarafından onaylanana kadar “ortak” sıfatını kazanamaz. Ortak olmadığı için de, şirketin iç işleyişine (örneğin Genel Kurul kararlarına) müdahale etme, iptal davası açma veya bilgi alma hakkı kural olarak yoktur..
Ret Kararına Karşı İptal Davası Açabilir mi? Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, genel kurul kararlarının iptalini ancak “pay sahipleri” (mevcut ortaklar), yönetim kurulu veya müdürler isteyebilir. Devralan henüz ortak olmadığı için, şirketin ret kararına karşı doğrudan iptal davası açamaz. Bu davayı açma yetkisi, menfaati zedelenen “devreden ortağa” aittir.
6.2. Zımni Onay veya Tescilden Kaçınma Halinde “Tescile İcbar Davası”
Devralanın elinin en güçlü olduğu senaryo, şirketin sessiz kaldığı (zımni onay) veya onayı verdiği halde tescili yapmadığı durumdur.
Dava Hakkı: Eğer başvuru tarihinden itibaren 3 ay geçmiş ve şirket ret kararı almamışsa, TTK m. 595/7 gereği onay verilmiş sayılır. Bu andan itibaren devralan hukuken ortaktır. Şirket müdürleri buna rağmen tescil başvurusunda bulunmazsa, devralan kişi (artık ortak sıfatıyla) Asliye Ticaret Mahkemesi’nde “Genel Kurul Kararının Tespiti ve Tescile İcbar (Zorlama) Davası” açabilir.
Doğrudan Sicil Başvurusu: TTK m. 598 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği uyarınca, eğer müdürler 30 gün içinde tescil başvurusunda bulunmazsa, devralan kişi noter tasdikli devir sözleşmesi ve (varsa) onay kararını ibraz ederek doğrudan ticaret sicil müdürlüğünden tescil talep edebilir. Sicil müdürü, şirketi tescile davet eder; şirket haklı bir sebep (ret kararı vb.) sunamazsa tescil resen yapılabilir.
6.3. Devreden Ortağa Karşı Rücu ve Tazminat Hakları
Eğer şirket devri kesin olarak reddederse ve devralan şirkete giremezse, hukuki husumet devreden ortağa yönelir. Noter satış sözleşmesi, şirket onayı şartına bağlı bir işlem olduğundan, onay gerçekleşmeyince devir “imkansız” hale gelir.
Sebepsiz Zenginleşme ve İade: Devralan, devreden ortağa ödediği hisse bedelini “sebepsiz zenginleşme” hükümlerine göre faiziyle birlikte geri ister.
Müspet/Menfi Zarar Tazmini: Eğer sözleşmede “onayın alınmasını garanti etme” gibi bir taahhüt varsa veya devreden ortak onay sürecinde kusurlu davranmışsa (örneğin bildirim yapmamışsa), devralan uğradığı zararların tazminini de talep edebilir.
Bölüm 7: Yol Haritası
Devreden ortağın izlemesi gereken strateji, “proaktif” ve “kademeli” olmalıdır.
Adım 1: Resmi Bildirim ve İhtar
Noter satış sözleşmesi, vakit kaybetmeksizin bir noter ihtarnamesi ile şirkete tebliğ edilmeli ve “pay devrinin onaylanarak pay defterine işlenmesi” talep edilmelidir. Bu işlem, 3 aylık hak düşürücü süreyi başlatmak için şarttır.
Adım 2: Bekleme ve Durum Tespiti
İhtarnamenin tebliğinden itibaren 3 ay beklenir.
Sessizlik: Şirket cevap vermezse, zımni onay gerçekleşir. Ticaret Sicili’ne başvurulur.
Ret: Şirket ret cevabı verirse, Adım 3’e geçilir.
Adım 3: Yargı Yoluna Başvuru
Ret durumunda en sağlıklı yol, TTK m. 595/5 ve m. 638 uyarınca Haklı Sebeple Çıkma Davası açmaktır. Bu davada “ayrılma akçesi” talep edilir. Dava dilekçesinde, “pay devrine onay verilmemesinin ortağın mülkiyet hakkını kısıtladığı ve ortaklık ilişkisini çekilmez hale getirdiği” vurgulanmalıdır.
Adım 4: Kamu Borçları İçin Önlem
Vergi dairesine ve SGK’ya dilekçe verilerek, “Ben payımı şu tarihte noterde devrettim, fiilen ortak değilim, şirkete bildirim yaptım ancak onay süreci devam ediyor, adıma tahakkuk edecek borçlara itiraz ediyorum” beyanında bulunulmalıdır. Bu dilekçe, olası bir ödeme emri iptal davasında (Danıştay nezdinde) güçlü bir delil olacaktır.
Sonuç
Limited şirketlerde pay devri, noter işlemiyle başlayan ancak şirket onayı ile tamamlanan bir süreçtir. Noter devri yapılıp şirkete bildirilmediği sürece, devreden kişi hukuken (de jure) ortak kalmaya devam eder, ancak kamu borçları açısından fiili durumu ispatlayarak sorumluluktan kurtulma imkanına sahiptir. Devralan kişi ise onay sürecinde pasif konumda olsa da, “zımni onay” mekanizması sayesinde tescili zorlama hakkına sahiptir. Şirketin onayı reddetmesi halinde ise hukuk sistemi tıkanıklığa izin vermez; “Haklı Sebeple Çıkma Davası” mekanizması ile ortağa, payının bedelini alarak şirketten ayrılma hakkı tanır. Devir bedelinin düşük gösterilmesi (muvazaa) gibi riskler ise yazılı delille ispat külfetine tabidir. Dolayısıyla, sürecin en başından itibaren hukuki danışmanlık alınarak yürütülmesi, devreden ortağın malvarlığı sorumluluğunu minimize etmek açısından elzemdir.








