0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

VUK Madde 1 – Kanun’un Kapsamı

vergi hukuku avukatı

VUK Madde 1 – Kanun’un Kapsamı

Bu kanun hükümleri ikinci maddede yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanır.

Yukarıda yazılı vergi, resim ve harçlara bağlı olan vergi, resim ve zamlar da bu kanuna tabidir.

Bu kanunun hükümleri kaldırılan vergi, resim ve harçlar hakkında da uygulanır.

İlgili Danıştay Kararları:

KARAR 1:

T.C. DANIŞTAY 10. Daire

Esas No: 2011/1760

Karar No: 2015/890

Karar Tarihi: 10.03.2015

İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLDÜĞÜ GİBİ VERGİ VEYA BENZERİ MALİ YÜKÜMLÜLÜK OLARAK NİTELENDİRİLMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞI – DAVANIN REDDİ

ÖZET: 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’nun 1. maddesinde; bu Kanuna bağlı tabloda yazılı kağıtlar ile belgelerin “değerli kağıt” sayılacağı, bu Kanunun kapsamına giren veya diğer kanunlarla kapsama alınacak olan değerli kağıtların basımı, dağıtımı ve bedellerinin tahsili ile ilgili usul ve esasları ve bu kağıtların bedellerini tespit etmeye Maliye Bakanlığının yetkili olduğu belirtilmiş, 3. maddesinin üçüncü fıkrasında, değerli kağıtların mal sandıklarınca veya Maliye Bakanlığınca tayin edilecek yerlerde satılacağı, 4. maddesinde ise; değerli kağıtların ilgililere, bu kanuna bağlı tabloda gösterilen bedeller karşılığında satılacağı kurala bağlanmıştır. Yukarıda anılan hükümlerin ve 210 sayılı Kanun’un bütününün incelenmesinden, Kanun koyucunun değerli kağıtların satışını öngördüğü, Kanun’da ve dava konusu Tebliğ’de sözü edilen bedelin de satış bedeli olduğu anlaşılmakta olup, bu bedelin, davacı tarafından ileri sürüldüğü gibi vergi veya benzeri mali yükümlülük olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, değerli kağıtların satışından alınacak bedellerin; enflasyon olgusu ve ekonomik veriler, kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak bu konuda Kanunla yetkilendirilmiş bulunan Maliye Bakanlığınca belirlendiği dikkate alındığında davacı tarafından ileri sürülen iddialar anılan Tebliğin iptalini gerektirecek nitelikte görülmemektedir.

(2709 S. K. m. 73) (210 S. K. m. 1) (213 S. K. m. 1) (2577 S. K. m. 16) (6352 S. K. m. 54) (2577 S. K. m. 18)

Davanın Özeti: 31.12.2010 tarih ve 27802 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2010/2 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu Genel Tebliği’nin, yetkisiz bir kurum tarafından düzenlendiği ve bu nedenle de Anayasa’nın 73. maddesine açıkça aykırı olduğu, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin ancak kanunla konulabileceği ve değiştirilebileceği, 2010/2 sayılı Tebliğle belirlenen bedellerin yeniden değerleme oranında arttırılmadığı, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönünden hukuka ve Anayasaya aykırı olan Tebliğ esas alınarak dava konusu düzenlemedeki bedellerin belirlenmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca değerli kağıtların basımı, dağıtımı ve bedellerinin tahsili ile ilgili usul ve esaslar ve bu kağıtların bedellerini tespite Maliye Bakanlığının yetkili olduğu, dava konusu düzenleyici işlemin hukuka uygun olduğu öne sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi: ….

Düşüncesi: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı: ….

Düşüncesi: Davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası yerinde ve ciddi görülmemiş olup dava konusu Tebliğin yetkisiz bir kurum tarafından hazırlanıp yürürlüğe konulduğu, söz konusu tebliğe bakıldığında miktarların yeniden değerleme oranına göre artırılmadığı anılan değerli kağıtlar için yeni miktarlar tespit edildiği ve yeni bir yükümlülük getirildiği, bu tespitin Maliye Bakanlığı tarafından yapıldığı oysa bu yetkinin Anayasa gereği Yasama organına ait olduğu iddia edilmektedir.

Anayasanın “vergi ödevi” başlıklı 73. maddesinde; “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle, oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” kuralı yer almıştır.

210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’nun 1. maddesinde; “Bu Kanuna bağlı tabloda yazılı kağıtlar ve belgeler değerli kağıt sayılır. Bu Kanun kapsamına giren veya diğer kanunlarla kapsama alınacak olan değerli kağıtların basımı, dağıtımı ve bedellerinin tahsili ile ilgili usul ve esasları ve bu kağıtların bedellerini tespite Maliye Bakanlığı yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 1. maddesinde yer alan; “Bu kanun hükümleri ikinci maddede yazılı olanlar dışında, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanır.” yolundaki hüküm uyarınca Değerli Kağıtlar Kanunu bir vergi kanunu mahiyetinde değildir.

Anayasanın yukarıda metnine yer verilen 73. maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler için kanunun belirttiği sınırlar içerisinde değişiklik yapma hususunda yetkili kılınmıştır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük kapsamında değerlendirilmeyecek olan değerli kağıt bedellerinin tespiti konusunda da 210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’nun 1. maddesinde yer alan hüküm uyarınca Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.

Bu nedenle, davacının dava konusu Tebliğin yetkisiz bir kurum tarafından çıkarıldığı yolundaki iddiası yerinde görülmemiştir.

Öte yandan, 210 sayılı Kanun’la Maliye Bakanlığına verilen görevin değerli kağıt bedellerinin oranına ilişkin olmadığı anlaşılmaktadır. Gerek 210 sayılı Kanun’da gerekse dava konusu 2010/2 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu Genel Tebliği’nde sayılan değerli kağıtlar için oransal bir bedel belirleneceği yolunda bir hüküm yer almadığından davacının değerli kağıt bedellerinin yeniden değerleme oranında belirlenmesi gerektiği yolundaki iddiası yerinde görülmemiştir.

Buna göre, 210 sayılı Kanun’a aykırılık içermeyen 2010/2 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu Genel Tebliğinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince önceden belirlenen ve taraflara bildirilen 10.3.2015 tarihli duruşmaya davacı ….’nun ve davalı idareyi temsilen ise Av. ….’un geldiği; Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı. Taraflara söz verilip dinlenildikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan, taraflara son kez söz verildikten sonra duruşmaya son verildi, dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:

Davacının, Anayasaya aykırılık iddiası yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi;

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesine, 6352 sayılı Kanunun 54. maddesi ile eklenen 6. fıkrada, Danıştayda ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesinin taraflara tebliğ edileceği, tarafların, tebliğden itibaren on gün içinde görüşlerini yazılı olarak bildirebilecekleri hükmüne karşılık; idari yargıda geçerli yazılı yargılama usulünün istisnasını oluşturan duruşma ve duruşmalara ilişkin esasları düzenleyen 17 ve 18. maddelerde değişiklik yapılmamıştır. Böylece iki tarafın hazır bulunduğu duruşmalarda savcının yazılı düşüncesinin açıklanması ve tarafların bu düşünceye karşılık cevap verecekleri şeklindeki düzenlemeyi içeren 2577 sayılı Kanun’un18. maddesi aynen muhafaza edilmiştir. Dolayısıyla duruşmada açıklanan savcıya ait düşüncenin, hazır bulunan taraflarca da sözlü olarak cevaplandıktan sonra, tekrar taraflara tebliğini gerektiren bir usul kuralı bulunmadığı sonucuna varıldığından, savcı düşüncesi taraflara ayrıca tebliğ edilmeksizin işin esası görüşülmüştür.

Dava; 31.12.2010 tarih ve 27802 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2010/2 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu Genel Tebliğinin iptali istemiyle açılmıştır.

210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu uyarınca değerli kağıtların satışından alınacak bedeller, davalı idarece çıkarılan Tebliğlerle belirlenmektedir. Dava konusu Tebliğden sonra değişik tarihlerde çıkarılan Tebliğlerle değerli kağıtların satışından alınacak bedellerin yeniden belirlenmiş olmasının; idari yargıda, idari işlemlerin tesis edildiği tarihteki mevzuat hükümleri çerçevesinde irdelenmesi ve dava konusu Tebliğden sonra çıkarılan Tebliğlerin dava konusu Tebliği yürürlükten kaldırmayarak belirli bir tarihten geçerli olmak üzere değerli kağıtlardan alınacak bedellerin yeniden belirlenmesine yönelik olması nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmesine engel oluşturmamaktadır.

210 sayılı Değerli Kağıtlar Kanunu’nun 1. maddesinde; bu Kanuna bağlı tabloda yazılı kağıtlar ile belgelerin “değerli kağıt” sayılacağı, bu Kanunun kapsamına giren veya diğer kanunlarla kapsama alınacak olan değerli kağıtların basımı, dağıtımı ve bedellerinin tahsili ile ilgili usul ve esasları ve bu kağıtların bedellerini tespit etmeye Maliye Bakanlığının yetkili olduğu belirtilmiş, 3. maddesinin üçüncü fıkrasında, değerli kağıtların mal sandıklarınca veya Maliye Bakanlığınca tayin edilecek yerlerde satılacağı, 4. maddesinde ise; değerli kağıtların ilgililere, bu kanuna bağlı tabloda gösterilen bedeller karşılığında satılacağı kurala bağlanmıştır.

Yukarıda anılan hükümlerin ve 210 sayılı Kanun’un bütününün incelenmesinden, Kanun koyucunun değerli kağıtların satışını öngördüğü, Kanun’da ve dava konusu Tebliğ’de sözü edilen bedelin de satış bedeli olduğu anlaşılmakta olup, bu bedelin, davacı tarafından ileri sürüldüğü gibi vergi veya benzeri mali yükümlülük olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, değerli kağıtların satışından alınacak bedellerin; enflasyon olgusu ve ekonomik veriler, kamu yararı ve hizmet gerekleri dikkate alınarak bu konuda Kanunla yetkilendirilmiş bulunan Maliye Bakanlığınca belirlendiği dikkate alındığında davacı tarafından ileri sürülen iddialar anılan Tebliğin iptalini gerektirecek nitelikte görülmemektedir.

Açıklanan nedenlerle, hukuki dayanaktan yoksun bulunan davanın REDDİNE, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, kararın verildiği tarihte yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 3.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine; bu kararın tebliğini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyizen başvurulabileceğinin taraflara duyurulmasına oybirliğiyle 10.3.2015 tarihinde karar verildi. (¤¤)

 KARAR 2:

DANIŞTAY 9. Daire

Esas Yıl/No: 2016/1002

Karar Yıl/No: 2019/1725

Karar tarihi: 18.04.2019

İPTAL DAVASI – VERGİ MAHKEMESİNCE İADESİ İSTENİLEN TUTARIN TAMAMININ DAVALI BELEDİYE TARAFINDAN ALINAN ÜCRET KAPSAMINDA TAHSİL EDİLDİĞİ KABUL EDİLMEK SURETİYLE DEĞERLENDİRME YAPILMASI – HÜKMÜN BOZULMASI GEREĞİ

ÖZET: Vergi mahkemesince, iadesi istenilen tutarın tamamının davalı belediye tarafından alınan ücret kapsamında tahsil edildiği kabul edilmek suretiyle değerlendirme yapılmış ise de, söz konusu tahsilatların tamamı ücret olmayıp, içerisinde harç gibi farklı alacağın da bulunması nedeniyle, söz konusu tüm tahsilatlar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması, vergi mahkemesinin görevine girmeyen iade istemleri varsa dilekçenin İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca reddine karar verilerek bu iade istemleri için ayrı dava açılmasının sağlanması ve açılacak davanın görev yönünden değerlendirilmesi, vergi mahkemesinin görevine giren iade istemleri açısından ise harç olarak mı, ücret olarak mı tahsil edildiği incelenmek ve yapılan tahsilat, ücret ise vergi ve benzeri mali yükümlülük olması nedeniyle .. sayılı Vergi Usul Kanunu’nun… maddesi uyarınca düzeltme-şikayet kapsamında değerlendirilemeyeceği, harç ise hukuki yorumu gerektiren bir ihtilaf niteliğinde olup olmadığı hususlarının göz önüne alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, iadesi istenilen tahsilatların tamamı ücret olarak kabul edilip düzeltme-şikayet kapsamında incelemek suretiyle davanın kabulü yönünde verilen kararda yasal isabet görülmemiştir.

(2464 S. K. m. 80, 97) (213 S. K. m. 1, 122, 124)

İSTEMİN KONUSU: İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin 30/06/2015 tarih ve E:2014/230, K:2015/1787 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:

Dava konusu istem: Davacı tarafından, İstanbul İli Kadıköy İlçesi …… 108 pafta 137 ada 31 parselde gerçekleştirilen projeyle ilgili ödenen 43.677,33-TL çeşitli harç ve ücretlerin iadesine yönelik yapılan düzeltme-şikayet başvurusunun reddine dair 24/12/2013 tarih ve 1993131 sayılı işlemin iptali ve ödenen tutarın yasal faiziyle birlikte iadesi istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Davalı idarece, Belediye Meclisince hazırlanan 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 97. maddesine göre 2013 yılında uygulanacak ücret tarifesine dayanılarak davacı şirket adına, bu yönde herhangi bir hizmet talebi bulunmamasına rağmen, dava konusu bedellerin tahakkuk ettirildiği, bir kısım bedellerin ise anılan Kanunun 80. maddesi kapsamında harç konusu yapılan hizmetler arasında sayıldığı ve harca tabi bir konu için anılan Kanunun 97. maddesine göre ayrıca ücret istenmesinde yasal isabet görülmediği gerekçesiyle, dava konusu ret işleminin iptali ile tahsil edilen tutarın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya iadesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Vergi mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …..’İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

Davacı tarafından, İstanbul İli Kadıköy İlçesi ….. 108 pafta 137 ada 31 parselde gerçekleştirilen projeyle ilgili ödenen 43.677,33-TL asansör ruhsat ücreti, ısı yalıtım ücreti, iskan ücreti, teknik eleman ücreti, suret tasdik ücreti, yapı kullanma izin harcının iadesine yönelik yapılan düzeltme-şikayet başvurusunun reddine dair 24/12/2013 tarih ve 1993131 sayılı işlemin iptali ve ödenen tutarın yasal faiziyle birlikte iadesi istenilmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT:

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 1. maddesinde “bu Kanun hükümlerinin, Gümrük İdareleri tarafından alınan vergi ve resimler haricinde, genel bütçeye giren vergi, resim ve harçlar ile il özel idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim ve harçlar hakkında uygulanacağı” düzenlemesine yer verilmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Düzeltme Talebi” başlıklı 122’nci maddesinde; mükelleflerin, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden yazı ile isteyebilecekleri, aynı Kanun’un 124’üncü maddesinde de, vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme başvurusu reddolunanların şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri, bu madde gereğince il özel idare vergileri hakkında valiliğe ve belediye vergileri hakkında belediye başkanlığına müracaat edileceği belirtilmiştir.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 80. maddesinde belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde imarla ilgili işlemlerden dolayı İmar Kanununa göre ilk kez yapılan veya istek üzerine gerçekleştirilen müteakip parselasyon işlemlerinin parselasyon harcına, ifraz ve tevhit kararlarının ifraz ve tevhit harcına, proje tasdik işlemlerinin plan ve proje tasdik harcına, zemin ve yol kanal açma izni verilmesi, toprak kazısının taşınması için belediyelerce yer gösterilmesinin zemin açma izni ve toprak hafriyatı harcına, yapı kullanma izni verilmesinin yapı kullanma izni harcına tabi olduğu, 97. maddesinde, Belediyelerin bu Kanunda harç veya katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı olarak ifa edecekleri her türlü hizmet için belediye meclisince düzenlenecek tarifelere göre ücret almaya yetkili oldukları belirtilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun yukarıda ifade edilen 1. maddesi ile 117 ve devamı maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden; düzeltme-şikayete konu olabilecek hususların sadece “vergi, resim ve harç” olarak düzenlendiği “ve benzeri mali yükümlülüklerin” bu kapsama alınmadığı sonucuna varılmaktadır.

Vergi mahkemesince, iadesi istenilen tutarın tamamının davalı belediye tarafından alınan ücret kapsamında tahsil edildiği kabul edilmek suretiyle değerlendirme yapılmış ise de, söz konusu tahsilatların tamamı ücret olmayıp, içerisinde harç gibi farklı alacağın da bulunması nedeniyle, söz konusu tüm tahsilatlar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması, vergi mahkemesinin görevine girmeyen iade istemleri varsa dilekçenin İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca reddine karar verilerek bu iade istemleri için ayrı dava açılmasının sağlanması ve açılacak davanın görev yönünden değerlendirilmesi, vergi mahkemesinin görevine giren iade istemleri açısından ise harç olarak mı, ücret olarak mı tahsil edildiği incelenmek ve yapılan tahsilat, ücret ise vergi ve benzeri mali yükümlülük olması nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca düzeltme-şikayet kapsamında değerlendirilemeyeceği, harç ise hukuki yorumu gerektiren bir ihtilaf niteliğinde olup olmadığı hususlarının göz önüne alınmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, iadesi istenilen tahsilatların tamamı ücret olarak kabul edilip düzeltme-şikayet kapsamında incelemek suretiyle davanın kabulü yönünde verilen kararda yasal isabet görülmemiştir.

Karar sonucu: Açıklanan nedenlerle;

  1. Davalının temyiz isteminin kabulüne,
  2. İstanbul 4. Vergi Mahkemesinin 30/06/2015 tarih ve E:2014/230, K:2015/1787 sayılı kararının BOZULMASINA,
  3. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/04/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Diğer Makaleler

Call Now Button