0312 911 83 10
·
[email protected]
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

Vergi Dairesine Karşı Menfi Tespit Davası: Süre, İspat ve Yargıtay Kararları

Vergi Dairesine Karşı Menfi Tespit Davası: Süre, İspat ve Yargıtay Kararları

Vergi dairesinin gönderdiği haciz bildirisine yedi gün içinde itiraz etmeyen üçüncü kişi, asıl borçluya borcu bulunmadığını menfi tespit davası açarak ortaya koyabilir. Dava, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde açılır; davacı, haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna borçlu olmadığını ya da malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır. Davanın açılması takibi kendiliğinden durdurmaz; mahkeme teminat karşılığında takip işlemlerinin durdurulmasına karar verebilir. Davasında haksız çıkan üçüncü kişi aleyhine, haksız çıktığı tutarın %10’u tutarında inkar tazminatına hükmedilir.

Bu yazıda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 79. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen davayı; açılma koşulu, süre, görevli mahkeme, ispat, teminat ve mali sonuçları bakımından ele alıyor, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2025 ve 2026 tarihli kararları ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Danıştay kararlarını özetliyoruz. Maddenin bütünü için 6183 madde 79 açıklaması yazımıza bakılabilir.

Menfi Tespit Davası Hangi Durumda Açılır?

Haciz bildirisi tebliğ edilen üçüncü kişi; borcu olmadığı, malın elinde bulunmadığı ya da haczin tebliğinden önce borcun ödendiği gibi bir iddiası varsa bunu haciz bildirisinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde tahsil dairesine yazılı olarak bildirmek zorundadır. Kanun, süresinde itiraz edilmemesinin sonucunu şöyle belirler:

“Üçüncü şahsın süresinde itiraz etmemesi halinde, mal elinde ve borç zimmetinde sayılır ve hakkında bu Kanun hükümleri tatbik olunur.”

Uygulamada bu sonuç, üçüncü kişi adına ödeme emri düzenlenmesi ve haciz işlemlerine geçilmesi demektir. Yedi günlük süreyi kaçıran üçüncü kişiye tanınan yol maddenin dördüncü fıkrasında gösterilmiştir:

“Herhangi bir nedenle itiraz süresinin geçirilmesi halinde üçüncü şahıs, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 07.05.2026 tarihli kararında bu düzeni kanuni karine olarak nitelendirmiş, haciz bildirisine itiraz edilmemesi halinde ispat yükünün üçüncü kişiye geçtiğini belirtmiştir (karar aşağıda özetlenmiştir). Dava, zimmette sayılan borcun gerçekte bulunmadığını ortaya koymanın yoludur.

Yedi gün içinde itiraz eden üçüncü kişi bakımından durum farklıdır. Maddenin altıncı fıkrasına göre bu halde alacaklı amme idaresi bir yıl içinde, üçüncü kişinin itirazının aksini genel mahkemelerde açacağı davada ispat ederek, üçüncü kişinin İcra ve İflas Kanunu’nun 338. maddesinin birinci fıkrasına göre cezalandırılmasını ve borçlu bulunduğu tutarın ödenmesine hükmedilmesini isteyebilir. Süresinde yapılan yazılı itiraz bu nedenle davadan daha az maliyetli bir korunma yoludur.

Dava Açma Süresi: Bir Yıl

Dava açma süresi bir yıldır ve haciz bildirisinin tebliğiyle başlar; ödeme emrinin tebliği ya da haczin uygulanması beklenmez. Kanun davanın bu süre içinde açılmasını zorunlu kıldığından, haciz bildirisinin tebliğ tarihinin tebliğ belgesi üzerinden belirlenmesi ilk yapılacak iştir.

Haciz bildirisinin tebliği usulüne uygun değilse sürenin başlangıcı ayrıca değerlendirilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 22.12.2025 tarihli kararında, tebligatın usule uygun olmadığı ve tebliğ alan kişinin anlaşılamadığı bir olayda, haciz bildirisini ödeme emrinin tebliğiyle öğrenip dava açan üçüncü kişi lehine verilen kararı onamıştır. Karar, usulsüz tebligat halinde bir yıllık sürenin tebliğ belgesindeki tarihe göre hesaplanmadığını göstermektedir. Bununla birlikte tebligatın usulsüz olduğu iddiası mahkemece kabul edilmeyebileceğinden, sürenin tebliğ belgesindeki tarihe göre hesaplanması güvenli yoldur.

Bir yıllık süre, ödeme emrine karşı vergi mahkemesinde açılacak davanın süresinden bağımsızdır. İki davanın ilişkisi aşağıda ayrı bir başlıkta açıklanmıştır.

Görevli Mahkeme ve Davalı

Kanun görevli mahkemeyi “genel mahkemeler” olarak belirlemiştir. Dava bu nedenle vergi mahkemesinde değil adli yargıda görülür. Aşağıda özetlenen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararlarına konu davalar asliye hukuk mahkemelerinde görülmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 27.06.2019 tarihli kararında, haciz bildirisinin Sosyal Güvenlik Kurumunun prim alacağı için gönderildiği bir dosyada dahi görevli mahkemenin iş mahkemesi değil genel mahkeme olduğu sonucuna varmıştır.

Dava, haciz bildirisini gönderen alacaklı tahsil dairesine karşı açılır. Uygulamada asıl amme borçlusunun da davalı gösterildiği dosyalar bulunmaktadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25.12.2025 tarihinde onadığı bir kararda bölge adliye mahkemesi, davayı vergi dairesi yönünden kabul etmiş, amme borçlusu şirket yönünden ise pasif husumet yokluğundan reddetmiştir.

İspat Yükü ve Deliller

İspat yükü davacı üçüncü kişidedir. İspat edilmesi gereken, haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarihteki durumdur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 22.12.2025 tarihli kararında ispatın konusunu şöyle belirlemiştir:

“Söz konusu madde kapsamında açılan menfi tespit davalarında, dava dışı kamu borçlusunun üçüncü şahıslardaki alacaklarının haczi halinde, üçüncü şahıs konumundaki davacının haciz bildiriminin tebliği tarih itibariyle borcunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.”

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan bilirkişi incelemesiyle borçlu olunmadığının tespit edildiği dosyalarda davanın kabulüne ilişkin kararları onamaktadır. Bu nedenle dava dilekçesine cari hesap ekstresi, faturalar, banka dekontları ve varsa hesap mutabakatı eklenmeli, ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesi istenmelidir.

Tebliğ tarihinden sonra yapılan ödemeler bakımından dikkatli olunmalıdır. Haciz bildirisiyle üçüncü kişiye, bundan böyle borcunu ancak tahsil dairesine ödeyebileceği ve amme borçlusuna yapılacak ödemenin geçerli olmayacağı bildirilir. Haciz bildirisini aldıktan sonra asıl borçluya ödeme yapan üçüncü kişi, aynı tutarı tahsil dairesine ödemek zorunda kalabilir.

Aynı kararda Daire, 79. maddenin uygulanabilmesi için üçüncü kişinin asıl amme borçlusuna borcu olduğunun ve borç miktarının somut olarak tespit edilmiş olması gerektiğini de belirtmiştir. Bu ölçüt davacının ispat yükünü kaldırmaz; ancak idarenin somut bir alacak tespiti olmadan gönderdiği haciz bildirileri bakımından davada ileri sürülebilecek bir dayanaktır.

Takibin Durdurulması ve Teminat

Menfi tespit davasının açılması, ödeme emri ve haciz işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. Takibin durdurulması mahkemenin vereceği karara bağlıdır:

“Menfi tespit davası açılması halinde mahkemece bu Kanunun 10 uncu maddesinde sayılan türden teminat karşılığında takip işlemlerinin durdurulmasına karar verilebilir.”

Teminat alacaklı tahsil dairesine verilir ve haciz varakasına dayanılarak haczedilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıkları, takip işlemlerinin durdurulması hakkında kararı veren mahkeme çözer. 6183 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre teminat olarak şunlar kabul edilir:

  • Para,
  • Bankalar tarafından verilen süresiz ve şartsız teminat mektupları ile sigorta şirketleri tarafından verilen süresiz ve şartsız kefalet senetleri,
  • Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri veya bu senetler yerine düzenlenen belgeler (nominal bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmişse anaparaya tekabül eden satış değerleri esas alınır),
  • Hükümetçe belli edilecek milli esham ve tahvilat (teminatın kabul edilmesine en yakın borsa cetvelleri üzerinden %15 noksanıyla değerlendirilir),
  • İlgililer veya ilgililer lehine üçüncü şahıslar tarafından gösterilen ve alacaklı amme idaresince haciz varakasına dayanılarak haczedilen menkul ve gayrimenkul mallar.

Teminat sonradan tamamen veya kısmen değerini kaybeder ya da borç miktarı artarsa teminatın tamamlanması veya yerine başka teminat gösterilmesi istenir. Borçlu, verdiği teminatı kısmen veya tamamen aynı değerde başkalarıyla değiştirebilir. Takibin durdurulması talebi dava dilekçesinde açıkça yer almalı ve gösterilecek teminat belirtilmelidir.

Davanın Mali Sonuçları

Davayı Kaybeden Üçüncü Kişi: %10 İnkar Tazminatı

Davanın reddi, üçüncü kişi bakımından takibin devamı dışında ek bir mali yük de doğurur:

“Davasında haksız çıkan üçüncü şahıs aleyhine, haksız çıktığı tutarın % 10’u tutarında ayrıca inkâr tazminatına hükmedilir.”

Tazminat haksız çıkılan tutar üzerinden hesaplanır. Dava kısmen kabul edilirse tazminat, reddedilen kısım üzerinden gündeme gelir. Bu nedenle dava, tebliğ tarihi itibarıyla gerçekten borçlu olunmayan tutarla sınırlı açılmalıdır.

Davayı Kazanan Üçüncü Kişi: Yargılama Gideri ve Maktu Vekalet Ücreti

Davanın açılmasına yedi günlük sürede itiraz etmeyen üçüncü kişinin kendisinin sebep olduğu, bu nedenle davayı kazansa da yargılama giderlerine katlanması gerektiği görüşü uygulamada ileri sürülmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 27.04.2026 tarihli kararında bu sonucu kabul etmemiş; menfi tespit davası açmanın kanunun tanıdığı bir hak olduğunu, yargılama sonucunda haklı çıkan davacının yaptığı yargılama giderinin ve maktu vekalet ücretinin aleyhine hüküm verilen davalıdan tahsili gerektiğini belirtmiştir.

Vekalet ücretinin maktu olması 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinden kaynaklanır. Maddeye göre avukatlık ücret tarifesinde, başka dava türlerinin yanında, şu davalar bakımından ücret maktu belirlenir:

“6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.”

Dava, borcun yargılama sırasında ödenmesi gibi bir nedenle konusuz kalırsa sonuç değişebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 07.05.2026 tarihli kararında, konusuz kalan davada yargılama giderlerinin davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre belirleneceğini, ispat yükü davacı üçüncü kişide olduğundan giderlerin ve vekalet ücretinin davalı yararına hükmedilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Menfi Tespit Davası ile Ödeme Emri Davasının İlişkisi

Haciz bildirisine süresinde itiraz edilmediğinde üçüncü kişi adına ödeme emri düzenlenir. 6183 sayılı Kanun’un 58. maddesine göre ödeme emrine karşı, böyle bir borcun olmadığı, kısmen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı iddiasıyla tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde itirazda bulunulabilir. Madde metninde itiraz mercii vergi itiraz komisyonu olarak geçer; 2576 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca itiraz komisyonu deyimi vergi mahkemesi, itiraz deyimi ise vergi mahkemesinde dava açılması anlamını taşır. Ödeme emrine karşı dava bu nedenle 15 gün içinde vergi mahkemesinde açılır. Borcun bir kısmına itiraz edilecekse o kısmın cihet ve miktarı açıkça gösterilmelidir; aksi halde itiraz edilmemiş sayılır.

79. maddenin beşinci fıkrası, ödeme emrine karşı dava açıp itirazında kısmen veya tamamen haksız çıkan üçüncü kişi hakkında, menfi tespit davasının lehine sonuçlanması veya asıl amme borçlusunun takip konusu amme alacağını tamamen ödemiş olması halinde 58. maddenin beşinci fıkrasının uygulanmayacağını öngörür. Atıf yapılan fıkra, haksız çıkılan tutarın %10 zamla tahsiline ilişkindi ve Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir; yürürlükteki 58. madde metninde fıkranın yerinde iptal kaydı bulunmaktadır. Bu nedenle beşinci fıkradaki istisnanın bugün uygulanacağı bir zam kalmamıştır.

İki dava farklı yargı kollarında görülür ve süreleri ayrı ayrı işler. Menfi tespit davasının açılmış olması ödeme emrine karşı dava açma süresini uzatmaz. Ödeme emri tebliğ edildiğinde 15 günlük süre içinde vergi mahkemesine başvurulmalı, bir yıllık süre içinde de menfi tespit davası açılmalıdır. Vergi mahkemesindeki davanın ayrıntıları için vergi ödeme emrine karşı dava süreci ve vergi dairesi haciz bildirisine karşı dava yolu yazılarımıza bakılabilir.

İki davanın sonuçları birbirini etkiler. Danıştay 3. Dairesi 18.11.2021 tarihli kararında, süresinde açılan menfi tespit davası sonucunda üçüncü kişinin haciz bildirisinin tebliğ tarihi itibarıyla borcu bulunmadığının kanıtlandığını gözeterek, ödeme emrine karşı açılan davanın reddine ilişkin kararı bozmuştur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi de 27.04.2026 tarihli kararında, vergi mahkemesinin ödeme emirlerini iptal eden kararının kesinleşmesiyle haciz bildirisinin dayanağının kalmadığını kabul etmiştir. Vergi mahkemesinin adli yargıdaki tespit kararını esas alarak ödeme emrini iptal ettiği bir başka dosyayı vergi dairesinin alacak haczine ilişkin Danıştay kararı yazımızda yayımlamıştık.

İşlemSüreBaşlangıçMerciDayanak
Borç ya da mal bulunmadığının yazılı bildirimi7 günHaciz bildirisinin tebliğiTahsil dairesi6183 m.79/3
Borçlu olunmadığının tespiti davası1 yılHaciz bildirisinin tebliğiGenel mahkemeler6183 m.79/4
Ödeme emrine karşı dava15 günÖdeme emrinin tebliğiVergi mahkemesi6183 m.58, 2576 m.13

Menfi Tespit Davasına İlişkin Yargı Kararları

Aşağıdaki kararlar, 6183 sayılı Kanun’un 79. maddesine dayanan davalara ilişkin olup her birinde aktarılan gerekçe kararı veren mahkemenin kendi değerlendirmesidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E:2025/5375, K:2026/2875, 07.05.2026

Haciz bildirisine itiraz edilmemesi kanuni karine doğurur; ispat yükü üçüncü kişiye geçer. Dava açıldıktan sonra amme borcunun ödenmesi nedeniyle konusuz kalan davada ilk derece mahkemesi, ispat yükünün davalıda olduğu gerekçesiyle yargılama giderlerini ve vekalet ücretini davalıya yüklemiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmişti. Davalının temyizi üzerine Daire şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“Bu hükümle kanuni bir karine getirilmiş; diğer bir ifadeyle asıl olan borcun varlığının ispatı iken, haciz bildirisine itiraz edilmemesi halinde ispat yükünün üçüncü kişiye geçmesi öngörülmüştür. Buna göre üçüncü kişi tarafından açılacak menfi tespit davasında, amme borçlusuna borcu olduğu yönünde yasal karine bulunan üçüncü kişinin borcunun bulunmadığını ispatlaması gerekir.”

Daire, ispat yükünün davacıya ait olduğu dikkate alınarak davalı yararına yargılama giderlerine ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiş; bölge adliye mahkemesi kararını ortadan kaldırarak ilk derece mahkemesi kararını davalı yararına oy birliğiyle bozmuştur. Karar metnine buradan ulaşılabilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E:2025/5412, K:2025/6290, 22.12.2025

İspat edilecek olan, haciz bildirisinin tebliğ tarihi itibarıyla borcun bulunmadığıdır. Davacı şirket, haciz bildirisini ödeme emrinin tebliğiyle öğrendiğini ve amme borçlusu şirkete borcu bulunmadığını ileri sürerek dava açmıştı. Daire, maddenin uygulanma koşuluna ilişkin şu tespiti yapmıştır:

“6183 sayılı Kanunun 79. maddesinin uygulanabilmesi için, 3. kişinin asıl amme borçlusuna borcu olduğunun ve borç miktarının somut olarak tespit edilmiş olması ve 3. kişinin elinde olan borçluya ait malın 79. maddenin ilk fıkrasında sayılan mallardan olması gerekir.”

Daire; tebligatın usule uygun olmadığını, davacının amme borçlusuna borcu bulunmayıp alacaklı olduğunu, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunu ve davacının yaptığı yargılama giderleri ile vekalet ücretinin aleyhine hüküm verilen davalıdan tahsilinin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davalı vergi dairesinin temyiz itirazlarını reddetmiş, davanın kabulüne ilişkin kararı oy birliğiyle onamıştır. Karar metnine buradan ulaşılabilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E:2025/4545, K:2026/2476, 27.04.2026

Haklı çıkan üçüncü kişi lehine yargılama giderine ve maktu vekalet ücretine hükmedilir. Bölge adliye mahkemesi davanın kabulüne karar vermiş, ancak haciz bildirisine süresinde itiraz etmeyen davacının davanın açılmasına kendisinin sebep olduğu gerekçesiyle yargılama giderlerini davacı üzerinde bırakmış ve davacı yararına vekalet ücreti takdir etmemişti. Tarafların temyizi üzerine Daire şu sonuca varmıştır:

“6183 sayılı Kanunun 79. maddesiyle; süresinde haciz bildirimine itiraz edilmediği takdirde, borcu bulunmadığını iddia eden kişiye menfi tespit davası açabilme imkanı tanınmıştır. Davacı tarafın sözkonusu yasal hakkını kullanarak menfi tespit isteminde bulunduğu ve yargılama sonucunda haklı olduğu belirlenmiştir.”

Daire, ödeme emirlerini iptal eden vergi mahkemesi kararının kesinleşmesiyle haciz bildirisinin dayanağının kalmadığını belirterek davalının temyiz itirazlarını reddetmiş; davacının temyizini kabul ederek yargılama giderinin ve 1136 sayılı Kanun’un 168. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi suretiyle hükmü oy birliğiyle düzelterek onamıştır. Karar metnine buradan ulaşılabilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E:2025/3725, K:2025/6489, 25.12.2025

Ticari defter ve kayıtlar üzerindeki bilirkişi incelemesiyle borçsuzluğun tespiti davanın kabulü için yeterli görülmüştür. Davacı, haciz bildirisi tarihinde amme borçlusu şirketten alacaklı olduğunu ileri sürmüş; bölge adliye mahkemesi davayı vergi dairesi yönünden kabul etmiş, amme borçlusu şirket yönünden pasif husumet yokluğundan reddetmişti. Davalı idarenin temyizi üzerine Daire, bilirkişi tarafından ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonucunda davacının davalı şirkete borçlu olmadığının tespit edilmiş olmasını gözeterek temyiz sebeplerini reddetmiş ve kararı oy birliğiyle onamıştır. Karar metnine buradan ulaşılabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E:2015/3354, K:2019/811, 27.06.2019

Görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Bir banka, Sosyal Güvenlik Kurumunun prim alacağı için gönderdiği haciz bildirilerine yedi günlük süre geçtikten sonra cevap vermiş, borçlu olmadığının tespiti için iş mahkemesinde dava açmıştı. Mahkemenin görevsizlik kararı Özel Dairece bozulmuş, mahkeme kararında direnmişti. Kurul, uyuşmazlığın prim borcundan değil üçüncü kişilerdeki alacakların haczinden kaynaklandığını belirterek şu sonuca varmıştır:

“6183 sayılı Kanun’un 79. maddesinde de açık bir şekilde belirtildiği üzere haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açılabilecektir. Bu durumda, görevli mahkeme genel mahkemelerdir.”

Kurul, direnme kararını oy çokluğuyla onamıştır. Karar prim alacağına ilişkin bir dosyada verilmiş olmakla birlikte, görevin 79. maddenin dördüncü fıkrasındaki açık düzenlemeden doğduğunu göstermesi bakımından vergi dairesinin gönderdiği haciz bildirileri için de yol göstericidir. Karara Yargıtay Karar Arama üzerinden ulaşılabilir.

Danıştay 3. Dairesi, E:2018/3775, K:2021/5302, 18.11.2021

Adli yargıdaki tespit kararı, ödeme emrine karşı açılan davada gözetilir. Haciz bildirisine süresinde itiraz edilmemesi üzerine düzenlenen ödeme emrine karşı açılan dava reddedilmiş, istinaf başvurusu da sonuçsuz kalmıştı. Davacı temyizde adli yargıda derdest olan davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini ileri sürmüş; Daire, yaptığı araştırmada asliye hukuk mahkemesinin davacının borçlu olmadığına hükmettiğini ve bu karara yönelik istinaf başvurusunun reddedildiğini saptamıştır. Daire, 6183 sayılı Kanun’un “79. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen süre içerisinde açılan menfi tespit davası sonucunda, vergi borcundan dolayı düzenlenen haciz bildirisinin kendisine tebliğ edildiği tarih itibarıyla değinilen şahsa borcu bulunmadığı kanıtlandığından” gerekçesiyle Vergi Dava Dairesi kararını oy birliğiyle bozmuştur. Karar metnine buradan ulaşılabilir.

Sık Sorulan Sorular

Vergi dairesine karşı menfi tespit davası hangi mahkemede açılır?

6183 sayılı Kanun’un 79. maddesinin dördüncü fıkrasına göre dava genel mahkemelerde açılır. Dava vergi mahkemesinde değil adli yargıda görülür; Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin incelediği dosyalarda davalar asliye hukuk mahkemelerinde görülmüştür.

Menfi tespit davası açma süresi ne kadardır?

Süre, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıldır. Süre ödeme emrinin tebliğiyle değil haciz bildirisinin tebliğiyle başlar ve ödeme emrine karşı vergi mahkemesinde açılacak davanın 15 günlük süresinden bağımsız işler.

Haciz bildirisine karşı açılan davada ispat yükü kimdedir?

İspat yükü davacı üçüncü kişidedir. Üçüncü kişi, haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorundadır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, haciz bildirisine itiraz edilmemesinin kanuni karine doğurduğunu ve ispat yükünün üçüncü kişiye geçtiğini belirtmiştir.

Dava açılınca haciz ve ödeme emri durur mu?

Kendiliğinden durmaz. Mahkeme, 6183 sayılı Kanun’un 10. maddesinde sayılan türden teminat karşılığında takip işlemlerinin durdurulmasına karar verebilir. Teminat alacaklı tahsil dairesine verilir.

Dava kaybedilirse ne olur?

Davasında haksız çıkan üçüncü kişi aleyhine, haksız çıktığı tutarın %10’u tutarında ayrıca inkar tazminatına hükmedilir. Takip işlemleri de devam eder.

Sonuç

Menfi tespit davası, haciz bildirisine yedi gün içinde itiraz edemeyen üçüncü kişinin borçlu olmadığını ortaya koyabileceği yoldur. Dava haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde açılır, ispat yükü davacıdadır ve ispat edilecek olan tebliğ tarihindeki durumdur. Takibin durdurulması teminat karşılığında mahkemeden ayrıca istenmeli, ödeme emri tebliğ edilmişse 15 günlük süre içinde vergi mahkemesinde de dava açılmalıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin güncel kararları, ticari defter ve kayıtlarıyla borçsuzluğunu ortaya koyan üçüncü kişinin davayı kazandığını ve bu durumda yargılama gideri ile maktu vekalet ücretinin idareye yükletildiğini göstermektedir. Davanın reddi halinde %10 inkar tazminatı söz konusu olduğundan, dava açılmadan önce tebliğ tarihindeki cari hesap durumu belgeleriyle netleştirilmelidir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un tam metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşılabilir.

Vergi dairesine karşı menfi tespit davası - Aras Hukuk Bürosu

Related Posts

1 Response

Leave a Reply

Call Now Button