İçerik Başlıkları
- 1 Zincirleme Suç Sahte Fatura Davalarında Nasıl Uygulanır?
- 2 Farklı Mükellefiyetlerde Yargıtay Neden Ayrı Suç Kabul Ediyor?
- 3 Ceza Genel Kurulu Bu Konuda Ne Karar Verdi?
- 4 Karşı Oy Bu Uygulamayı Hangi Gerekçeyle Eleştiriyor?
- 5 Karşı Oyun Eleştirisi ve Çoğunluk Görüşü Nasıl Değerlendirilmeli?
- 6 Birden Fazla Mükellefiyeti Olan Sanık Bakımından Sonuçlar Nelerdir?
- 7 İlgili Kararlar
- 7.1 Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2024/958, K. 2024/4796, T. 03.04.2024
- 7.2 Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2025/4449, K. 2026/4323, T. 28.04.2026
- 7.3 Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2025/6869, K. 2025/8438, T. 02.12.2025
- 7.4 Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2025/443, K. 2025/5348, T. 30.04.2025
- 7.5 Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2023/2611, K. 2023/5764, T. 06.07.2023
- 7.6 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/363, K. 2021/242, T. 02.06.2021
- 7.7 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları
- 8 Sık Sorulan Sorular
- 8.1 Farklı şirketler üzerinden sahte fatura düzenlenirse zincirleme suç uygulanır mı?
- 8.2 Aynı mükellefiyette birden fazla sahte fatura kullanılırsa kaç ceza verilir?
- 8.3 Yargıtay 11. Ceza Dairesi kararındaki karşı oy ne söylüyor?
- 8.4 Ceza Genel Kurulu mükellefiyet sayısınca suç oluşup oluşmadığına karar verdi mi?
- 8.5 Şahsi mükellefiyet ile şirket mükellefiyeti aynı davada birleştirilebilir mi?
- 9 Sonuç
Özetle: Aynı kişinin farklı mükellefiyetleri üzerinden sahte fatura düzenlemesi ya da kullanması halinde Yargıtay bugün zincirleme suç hükümlerini uygulamıyor; her mükellefiyet için ayrı suç ve ayrı ceza kabul ediyor. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 28.04.2026 tarihli kararında bu yaklaşımı oy birliğiyle yineledi. Buna karşılık Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 03.04.2024 tarihli kararına yazılan karşı oy, failin gerçek kişi olduğunu ve mükellefiyet kaydı esas alınarak mükellefiyet sayısınca ceza verilemeyeceğini savunuyor. Ceza Genel Kurulu ise önüne gelen 2021 tarihli dosyada meseleyi esastan çözmeden bozma kararı verdi.
Uygulamadaki tecrübelerimize göre tablo çoğunlukla şöyle ortaya çıkıyor: Bir kişi aynı dönemde birden çok limited şirketin müdürüdür ya da şahsi işletmesinin yanında bir şirketi veya adi ortaklığı vardır. Vergi incelemesi her mükellefiyet için ayrı yürütülür, ayrı rapor düzenlenir ve savcılık her biri için ayrı iddianame hazırlar. Sanık, birbirine çok benzeyen eylemler nedeniyle farklı mahkemelerde ayrı ayrı yargılanır. Bu noktada sorulan soru şudur: Eylemler tek bir suç işleme kararına dayanıyorsa zincirleme suç hükümleri uygulanıp tek ceza mı verilecek, yoksa mükellefiyet sayısınca ceza mı? Aradaki fark büyüktür; çünkü ilk ihtimalde tek ceza belirli bir oranda artırılırken ikincisinde her mükellefiyet için ayrı hapis cezası kurulur.
Bu yazıda yalnız bu dar soruyu ele alıyoruz. Vergi suçlarında içtima kurallarının bütünü için vergi kaçakçılığında TCK m.43 uygulamasının genel çerçevesi başlıklı yazımıza, suçun unsurları ve cezası için Sahte Fatura Düzenleme Suçu yazımıza bakılabilir.
Zincirleme Suç Sahte Fatura Davalarında Nasıl Uygulanır?
Zincirleme suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrası şöyledir:
“Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.”
Aynı fıkranın sonuna 2005 yılında eklenen cümle, vergi suçları bakımından ayrıca önemlidir: “Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” Maddenin ikinci fıkrası aynı suçun tek bir fiille birden fazla kişiye karşı işlenmesini düzenler; üçüncü fıkra ise kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu maddenin uygulanmayacağını belirtir. Bu iki fıkra konumuzla doğrudan ilgili değildir.
Birinci fıkradan çıkan koşullar bellidir: Fail aynı suçu birden fazla kez ve değişik zamanlarda işlemiş olmalı, bu eylemler tek bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleşmelidir. Koşullar varsa fail hakkında tek cezaya hükmedilir ve bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinin (b) fıkrası, başka fiillerin yanında, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenleri veya bu belgeleri kullananları üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır. Aynı maddeye 8/4/2022 tarihli ve 7394 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen fıkra ise şu hükmü getirmiştir:
“Bu maddede düzenlenen suçların birden fazla takvim yılı veya vergilendirme dönemi içinde aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanununun 43 üncü maddesi uygulanır.”
Bu fıkra, eylemlerin farklı takvim yıllarına ya da vergilendirme dönemlerine yayılmasının zincirleme suç uygulamasına engel olmadığını açıkça ortaya koyar. Ancak fıkra, Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesini yalnız eylemlerin aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi halinde uygulatır. Eylemlerin birden fazla takvim yılına ya da vergilendirme dönemine yayılmış olması tek başına yeterli değildir; bu şartın ve 43. maddenin diğer unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği mahkemece somut olayda ayrıca saptanmalıdır. Fıkrada mükellefiyet sayısına ilişkin bir ifade yer almaz. Aynı maddeye göre 371. maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara bildirenler hakkında 359. madde hükmü uygulanmaz; bu halde ceza sorumluluğu ve dolayısıyla zincirleme suç tartışması da gündeme gelmez. Maddenin etkin pişmanlığa ve ceza indirimine ilişkin diğer fıkraları bu yazının konusu dışındadır.
Tek bir mükellefiyet içinde kalan eylemlerde Yargıtay uygulaması yerleşiktir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2023/2611, K. 2023/5764, T. 06.07.2023 sayılı kararında, sahte fatura kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükmünü öncelikle eksik araştırma nedeniyle bozmuş; kabule göre de şu hususu hukuka aykırı bulmuştur: “2011 yılı Ocak ayından Eylül ayına kadar birden fazla sahte fatura kullanma eyleminin zincirleme suç oluşturduğu ve sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi”. Karar, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyizi üzerine oy birliğiyle verilmiştir.
Farklı Mükellefiyetlerde Yargıtay Neden Ayrı Suç Kabul Ediyor?
Eylemler birden fazla mükellefiyete yayıldığında tablo değişiyor. Vergi suçlarına bakan ceza daireleri, farklı mükellefiyetlere ilişkin eylemleri birbirinden bağımsız sayıyor, zincirleme suç hükümlerini uygulamıyor ve mükellefiyet sayısınca suç oluştuğunu kabul ediyor. Aşağıdaki üç karar bu yaklaşımın güncel görünümünü veriyor.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28.04.2026 Tarihli Kararı Ne Diyor?
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2025/4449, K. 2026/4323, T. 28.04.2026 sayılı kararında konuyu kanun yararına bozma yoluyla önüne gelen bir dosyada ele almıştır. Hükümlü hakkında, iki ayrı şirketin yetkilisi sıfatıyla iki ayrı asliye ceza mahkemesinde kurulmuş mahkumiyetler bulunuyordu. Kanun yararına bozma isteminde, 7394 sayılı Kanun’la eklenen fıkra hatırlatılarak suçların aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlendiği, bu nedenle TCK’nın 43. maddesi uygulanarak tek ceza belirlenmesi ve diğer mahkemenin verdiği cezanın bu cezadan mahsup edilmesi gerektiği ileri sürülmüştü.
Daire bu istemdeki görüşe katılmamış ve kanun yararına bozma istemini oy birliğiyle reddetmiştir. Dairenin gerekçesi şudur:
“farklı mükellefiyet kayıtları bulunan şirketlere ait faturaları sahte olarak düzenlemek şeklinde gerçekleşen eylemlerin birbirinden bağımsız ve şirket/mükellefiyet sayısında suç oluşturacağı, bu nedenle farklı mükellefiyetlere ait eylemlerin zincirleme suç hükümleri kapsamında değerlendirilemeyeceğinin anlaşılması karşısında”
Dolayısıyla Daireye göre iki ayrı şirketin faturalarına ilişkin eylemler, 7394 sayılı Kanun’la gelen fıkraya rağmen tek bir zincirin halkaları sayılmamaktadır.
Farklı Mükellefiyetlere Ait Cezalar Birbirinden Mahsup Edilebilir mi?
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2025/6869, K. 2025/8438, T. 02.12.2025 sayılı kararında benzer bir soruyu mahsup üzerinden yanıtlamıştır. Yerel mahkeme, sanığın bir başka kişinin mükellefiyetine ilişkin işleri yürütürken sahte fatura kullandığını kabul etmiş; sanığın başka bir dosyada aldığı cezayı da aynı zincirin parçası sayarak bu cezadan mahsup etmişti. Daire, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyizi üzerine hükmü bozmuştur. Bozma nedenleri arasında, mahsup edilen hükmün sanığın kendi adına kayıtlı mükellefiyetine, incelenen dosyanın ise bir başkasının mükellefiyetine ilişkin olduğu belirtilmiş ve “farklı mükellefiyetlere ilişkin eylemlerin ayrı suçları oluşturacağı” ifade edilmiştir.
Mükellefiyet Sayısınca Mahkumiyet İtirazı Temyizde Nasıl Karşılandı?
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2025/443, K. 2025/5348, T. 30.04.2025 sayılı kararına konu dosyada sanık, aynı vergi dairesine kayıtlı iki ayrı mükellefiyete ilişkin sahte fatura kullanma suçlarından iki ayrı mahkumiyet almıştı. Sanık müdafii temyizde, diğer sebeplerin yanında, mükellefiyet sayısınca mahkumiyet kararı verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştü. Daire, beş yıl hapis cezasına ilişkin hüküm yönünden istinaf kararının kesin olduğunu belirterek temyiz istemini reddetmiş; diğer hüküm yönünden ise “eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği” gerekçesiyle temyiz istemini esastan reddederek hükmü oy birliğiyle onamıştır. Daire bu kararda mükellefiyet sayısına ilişkin itirazı ayrıca tartışmamıştır.
Ceza Genel Kurulu Bu Konuda Ne Karar Verdi?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/363, K. 2021/242, T. 02.06.2021 sayılı kararında bu tartışmayla bir direnme dosyasında karşılaşmıştır. Yerel mahkeme, sanık hakkında sahte fatura düzenleme iddiasıyla açılan davayı, aynı eylem nedeniyle daha önce açılmış bir dava bulunduğu gerekçesiyle mükerrer sayarak reddetmişti. Özel Daire olan 11. Ceza Dairesi bu kararı, açılan kamu davaları yönünden mükerrerlik bulunmadığı gerekçesiyle bozmuş, yerel mahkeme ise önceki kararında direnmişti. Kurul kararında aktarılan iddianamelere göre iki davada sanığın mükellefiyet bilgilerini kullandığı ileri sürülen mükellefler birbirinden farklıydı.
Kurul, direnme kararını incelerken uyuşmazlığın esasına girmemiştir. Davanın mükerrer olup olmadığının belirlenebilmesi için önceki dosyadaki vergi inceleme raporu, vergi suçu raporu ve mütalaanın getirtilip incelenmesi gerektiğini belirtmiş, direnme hükmünü eksik araştırma nedeniyle oy birliğiyle bozmuştur. Kararda, asıl uyuşmazlık bakımından “uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiştir” denilmiştir. Bu nedenle anılan karar, mükellef sayısınca suç yaklaşımının Kurul tarafından benimsendiği ya da reddedildiği biçiminde okunamaz.
Karşı Oy Bu Uygulamayı Hangi Gerekçeyle Eleştiriyor?
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2024/958, K. 2024/4796, T. 03.04.2024 sayılı kararında, sanığın sahte fatura düzenleme ile defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçlarından aldığı iki ayrı mahkumiyeti sanığın temyizi üzerine oy çokluğuyla onamıştır. Çoğunluğun gerekçesi kısadır: Yargılamanın usul ve kanuna uygun yapıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı ve “eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların eleştirilen hususlar dışında doğru biçimde belirlendiği” belirtilmiştir. Bu dosya tek bir mükellefiyete ilişkindir; çoğunluk gerekçesinde farklı mükellefiyetler konusu yer almaz.
Karara bir karşı oy eklenmiştir; karar metninde karşı oy sahibinin adı yer almamaktadır. Karşı oyun ana ekseni, sahte fatura düzenleme ile defter ve belge gizlemenin Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesindeki vergi kaçakçılığı suçunun seçimlik hareketleri olduğu, bu nedenle iki ayrı suçtan değil tek suçtan hüküm kurulması gerektiğidir. Karşı oy bu ana eksenin yanında, vergi kaçakçılığı yargılamalarında hatalı gördüğü başka uygulamaları da sıralar. Karşı oya göre bunlardan biri her takvim yılının ayrı suç sayılmasıdır ve kanun koyucu 7394 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemeyi bu uygulama nedeniyle yapmak zorunda kalmıştır. Karşı oyun (E. 2024/958, K. 2024/4796) konumuzla doğrudan ilgili bölümü ise şöyledir:
“Bu alandaki diğer bir yanlış uygulama ise; sahte fatura düzenleyen failin çoğu zaman vergi mükellefi olmadığı, bu işi yapan failin binlerce iş kolunda milyonlarca sahte fatura düzenlediği, bu eylemi yapan faillerin sadece sahte fatura düzenlemeden cezalandırılması cihetine gidilirken, herhangi bir vergi dairesine beş ayrı mükellefiyet kaydı bulunan gerçek bir kişinin düzenlenen bu sahte faturaları beş ayrı mükellefiyetinde kullanması halinde de her bir mükellefiyet yönünden ceza tayin edildiği, oysa tüzel kişiler hakkında 5237 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasında açıkça izah edildiği üzere; ceza yaptırımı uygulanamaz ve aynı Kanun’un 60 ıncı maddesine göre güvenlik tedbiri uygulanabileceği düzenlenmiş olmasına rağmen, mükellefiyet kaydı baz alınarak her bir mükellefiyet yönünden suçlarda failin gerçek kişi olduğu göz ardı edilerek beş ayrı suçtan cezai yaptırımlar uygulanmıştır.”
Karşı oyun atıf yaptığı iki hüküm Türk Ceza Kanunu’ndadır. 20. maddenin birinci fıkrası “Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.” hükmünü, ikinci fıkrası ise “Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır.” hükmünü taşır. 60. madde, tüzel kişiler hakkındaki güvenlik tedbirlerini düzenler: Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkumiyet halinde iznin iptaline karar verilir; müsadere hükümleri de yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanır. Hakim, bu tedbirlerin işlenen fiile göre daha ağır sonuçlar doğurabileceği durumlarda bunlara hükmetmeyebilir ve madde yalnız kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.
Karşı oya göre mükellefiyet kaydı esas alınarak ceza sayısının belirlenmesi, suçun failinin gerçek kişi olduğunu göz ardı etmektedir. Karşı oy ayrıca bir karşılaştırma yapar: Çoğu zaman vergi mükellefi dahi olmayan ve çok sayıda sahte fatura düzenleyen kişi yalnız düzenleme suçundan cezalandırılırken, beş ayrı mükellefiyet kaydı bulunan gerçek kişi bu faturaları beş mükellefiyetinde kullandığında beş ayrı ceza almaktadır.
Bir noktayı ayrıca belirtmek gerekir: Karşı oyda bu eleştiri bir yan tespit olarak yer alır. Karşı oy, farklı mükellefiyetler bakımından TCK’nın 43. maddesinin uygulanması gerektiğini açıkça söylemez; mükellefiyet sayısınca ceza verilmesini yanlış bulduğunu belirtir. Karşı oyun ana ekseni olan seçimlik hareket tartışması ise ayrı bir konudur; düzenleme ve kullanma fiilleri bakımından bu tartışmanın Ceza Genel Kurulu önündeki seyrini Sahte Fatura Kullanma ve Düzenleme İçin Ayrı Ayrı Ceza Verilemez başlıklı yazımızda karar metniyle birlikte yayımladık.
Karşı Oyun Eleştirisi ve Çoğunluk Görüşü Nasıl Değerlendirilmeli?
Çoğunluk görüşünün arkasında anlaşılır bir mantık vardır. Her mükellefiyetin ayrı bir vergi kimlik numarası, ayrı defter ve belge düzeni, ayrı beyannameleri bulunur. Vergi incelemesi mükellefiyet bazında yapılır ve kamu davasının açılması için aranan vergi idaresi mütalaası da buna göre verilir. Bu açıdan bakıldığında iki şirketin faturalarına ilişkin eylemler, olgu olarak birbirinden ayrıdır. Bununla birlikte yukarıda aktardığımız kararlarda bu sonucun dayanağı ayrıntılı biçimde açıklanmış değildir; kararlar eylemlerin birbirinden bağımsız olduğunu belirtmekle yetinmektedir.
Karşı oyun dayandığı 20. ve 60. maddeler ise tek başına sonuca götürmez. Bu hükümler tüzel kişinin cezalandırılamayacağını söyler; oysa eleştirilen uygulamada cezalandırılan tüzel kişi değil, her defasında aynı gerçek kişidir. Ceza sorumluluğunun şahsiliği, bir kişinin kaç suç işlediği sorusunu kendiliğinden yanıtlamaz.
Kanaatimizce karşı oyun asıl güçlü yanı, sorunun doğru yere işaret etmesidir: Suç sayısını mükellefiyet kaydı değil, failin eylemleri ve bu eylemler arasındaki bağ belirlemelidir. Bu bağın ölçütü de Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinde yazılıdır. Zincirleme suç, tanımı gereği birden fazla ayrı eylemi varsayar; eylemlerin birbirinden ayrı olması bu kurumun uygulanmasına engel değil, uygulanmasının ön koşuludur. Belirleyici olan, eylemlerin tek bir suç işleme kararına dayanıp dayanmadığıdır. Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesine eklenen fıkra da takvim yılı ve vergilendirme dönemi farkını engel saymamış, mükellefiyet farkına ilişkin bir sınır koymamıştır.
Bu nedenle mükellefiyetlerin farklı olması, kanaatimizce zincirleme suç hükümlerini kendiliğinden dışlayan bir ölçüt olmamalıdır. Aynı kişinin aynı dönemde, aynı yöntemle ve aynı organizasyon içinde birden çok mükellefiyet üzerinden fatura düzenlediği bir olayda suç işleme kararının tek olup olmadığı somut delillerle araştırılmalıdır. Buna karşılık aralarında zaman, yöntem ve amaç bakımından bağ kurulamayan eylemlerin ayrı suç sayılması, 43. maddenin lafzıyla da uyumludur. Mevcut içtihadın bu ayrımı yapmadan mükellefiyet sayısını tek ölçüt olarak alması eleştiriye açıktır; ancak bugünkü uygulamanın bu yönde olduğu da göz ardı edilmemelidir.
Birden Fazla Mükellefiyeti Olan Sanık Bakımından Sonuçlar Nelerdir?
Mevcut içtihat karşısında birden fazla mükellefiyeti bulunan sanığın her mükellefiyet için ayrı mahkumiyet riskiyle karşı karşıya olduğu açıktır. Bununla birlikte savunma bakımından yapılabilecekler vardır. İlk olarak, aynı mükellefiyete ilişkin eylemler ile farklı mükellefiyetlere ilişkin eylemler ayrıştırılmalıdır; çünkü aynı mükellefiyet içindeki eylemlerde, farklı yıllara yayılsa bile, koşulları varsa zincirleme suç hükümlerinin uygulanması istenebilir. İkinci olarak, farklı mükellefiyetlere ilişkin dosyalarda eylemlerin tek bir suç işleme kararına dayandığı somut olgularla ortaya konulmalıdır: eylemlerin aynı döneme rastlaması, aynı kişilerle ve aynı yöntemle gerçekleştirilmesi, mükellefiyetlerin aynı organizasyonun parçası olması gibi.
Üçüncü olarak, bu itirazın yargılamanın her aşamasında açıkça ileri sürülmesi önem taşır. Ceza Genel Kurulu meseleyi 2021 tarihli kararında esastan çözmemiş, karşı oy ise tartışmanın Yargıtay içinde de sürdüğünü göstermiştir. İtirazın bugünkü içtihat karşısında kabul görmeyebileceği bilinmeli, ancak ileride oluşabilecek bir içtihat değişikliğinden yararlanabilmek için dosyaya yansıtılmalıdır. Suç tarihlerinin doğru belirlenmesi de bu değerlendirmenin parçasıdır; ayrıntısı için Sahte Fatura Suç Tarihi Nasıl Belirlenir? yazımıza bakılabilir.
İlgili Kararlar
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2024/958, K. 2024/4796, T. 03.04.2024
Sahte fatura düzenleme ile defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri sanığın temyizi üzerine oy çokluğuyla onandı. Karara eklenen karşı oy, iki fiilin tek suçun seçimlik hareketleri olduğunu savunur ve mükellefiyet sayısınca ceza verilmesi uygulamasını eleştirir. Karar metni
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2025/4449, K. 2026/4323, T. 28.04.2026
Kanun yararına bozma istemi oy birliğiyle reddedildi. Daire, farklı mükellefiyet kayıtları bulunan şirketlere ilişkin sahte fatura düzenleme eylemlerinin şirket sayısınca suç oluşturduğunu kabul etti. Karar metni
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2025/6869, K. 2025/8438, T. 02.12.2025
Hüküm, sanık müdafii ile katılan vekilinin temyizi üzerine bozuldu. Daire, sahte belge düzenleme suçundan verilen cezanın sahte belge kullanma suçundan verilen cezadan mahsup edilemeyeceğini, mahsup edilen hükmün sanığın kendi mükellefiyetine, incelenen dosyanın ise başkasının mükellefiyetine ilişkin olduğunu ve farklı mükellefiyetlere ilişkin eylemlerin ayrı suçları oluşturacağını belirtti. Karar metni
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2025/443, K. 2025/5348, T. 30.04.2025
İki ayrı mükellefiyete ilişkin sahte fatura kullanma mahkumiyetlerinden biri yönünden temyiz istemi reddedildi, diğeri yönünden hüküm oy birliğiyle onandı. Mükellefiyet sayısınca mahkumiyete yönelik temyiz sebebi Dairece ayrıca tartışılmadı. Karar metni
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2023/2611, K. 2023/5764, T. 06.07.2023
Sahte fatura kullanma suçundan kurulan mahkumiyet hükmü oy birliğiyle bozuldu. Daire, kabule göre, aynı takvim yılı içindeki birden fazla sahte fatura kullanma eyleminin zincirleme suç oluşturduğunu ve TCK’nın 43. maddesinin uygulanması gerektiğini belirtti. Karar metni
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/363, K. 2021/242, T. 02.06.2021
Yerel mahkemenin direnme hükmü eksik araştırma nedeniyle oy birliğiyle bozuldu. Kurul, davanın mükerrer olup olmadığına ilişkin uyuşmazlığı bu aşamada değerlendirmedi. Yargıtay Karar Arama
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları
Pirttimäki/Finlandiya, başvuru no: 35232/11, 20.05.2014: Şahsi vergilendirmedeki vergi cezası ile şirket temsilcisi sıfatıyla görülen ceza davası aynı olgulara dayanmadığından 7 No.lu Protokol’ün 4. maddesi ihlal edilmemiştir. Karar metni (HUDOC)
Rohlena/Çek Cumhuriyeti [BD], başvuru no: 59552/08, 27.01.2015: Zincirleme suç nitelendirmesiyle verilen mahkumiyet Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal etmemiştir; karar bu kavramın üye devletlerdeki ortak unsurlarını sıralar. Karar metni (HUDOC)
Sık Sorulan Sorular
Farklı şirketler üzerinden sahte fatura düzenlenirse zincirleme suç uygulanır mı?
Güncel Yargıtay uygulamasına göre hayır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 28.04.2026 tarihli kararında, farklı mükellefiyet kayıtları bulunan şirketlere ait faturaların sahte olarak düzenlenmesini şirket sayısınca ayrı suç saymış ve zincirleme suç hükümlerini uygulamamıştır.
Aynı mükellefiyette birden fazla sahte fatura kullanılırsa kaç ceza verilir?
Aynı mükellefiyet içinde, tek bir suç işleme kararına dayanan birden fazla eylem için tek cezaya hükmedilir ve bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesine 7394 sayılı Kanun’la eklenen fıkra, eylemlerin birden fazla takvim yılına veya vergilendirme dönemine yayılması halinde de Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinin uygulanacağını belirtir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi kararındaki karşı oy ne söylüyor?
03.04.2024 tarihli karara yazılan karşı oy, mükellefiyet kaydı esas alınarak her mükellefiyet için ayrı ceza verilmesini eleştirir. Karşı oya göre suçun faili gerçek kişidir ve tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Bu görüş azınlık görüşüdür; Dairenin çoğunluk kararı değildir.
Ceza Genel Kurulu mükellefiyet sayısınca suç oluşup oluşmadığına karar verdi mi?
02.06.2021 tarihli kararında hayır. Kurul, önüne gelen direnme dosyasında hükmü eksik araştırma nedeniyle bozmuş ve asıl uyuşmazlığı bu aşamada değerlendirmemiştir.
Şahsi mükellefiyet ile şirket mükellefiyeti aynı davada birleştirilebilir mi?
Davaların birlikte görülmesi mümkün olsa da mevcut içtihat her mükellefiyeti ayrı suç saydığından, birleştirme tek ceza verilmesi sonucunu kendiliğinden doğurmaz. Savunmada eylemlerin tek bir suç işleme kararına dayandığı somut olgularla ortaya konulmalı ve bu itiraz her aşamada ileri sürülmelidir.
Sonuç
Aynı kişinin farklı mükellefiyetleri üzerinden işlediği sahte fatura suçlarında Yargıtay bugün zincirleme suç hükümlerini uygulamıyor ve mükellefiyet sayısınca ceza verilmesini hukuka uygun buluyor. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 28.04.2026 tarihli kararı bu yaklaşımın sürdüğünü gösteriyor. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 03.04.2024 tarihli kararındaki karşı oy ise suçun failinin gerçek kişi olduğunu hatırlatarak uygulamayı eleştiriyor. Kanaatimizce belirleyici olması gereken mükellefiyet kaydı değil, eylemlerin tek bir suç işleme kararına dayanıp dayanmadığıdır; ancak içtihat değişmedikçe savunmanın mevcut uygulamayı esas alarak kurulması ve bu itirazın dosyaya açıkça yansıtılması gerekir.









