0312 911 83 10
·
[email protected]
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

SPK Tazminat Davası: Hizmet Kusuru ve Tam Yargı

SPK Tazminat Davası: Hizmet Kusuru ve Tam Yargı

SPK tazminat davası, Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) denetim ve gözetim görevini gereği gibi ve zamanında yapmaması nedeniyle zarar gören yatırımcının idare mahkemesinde açtığı, hizmet kusuruna dayalı tam yargı davasıdır. SPK’nın 17.09.2026 tarihli kararlarıyla 7 portföy yönetim şirketine (PYŞ) ait 131 fonun tasfiyesine karar verilmesinden sonra, fonlardaki 455 bin 758 yatırımcı için bu yol gündeme geldi. Dava açılabilir, ancak kolay bir dava değildir: süreler kısadır, zararın kesin olması aranır ve SPK aleyhine açılan önceki davaların önemli bir bölümü reddedilmiştir.

Özetle:

  • Dava, tasfiye kararına değil, SPK’nın tasfiyeye giden süreçte yapmadığı denetime ve almadığı tedbire dayanır.
  • Eylemsizliğe dayanan talepte doğrudan dava açılmaz. Önce SPK’ya başvurulur; ret cevabından veya 30 günlük cevapsızlıktan sonra 60 gün içinde dava açılır.
  • SPK’ya zararın ödenmesini isteyen bir yazı gönderdiyseniz süre işliyor olabilir. 18.09.2026 tarihli bir başvuruda dava açma süresinin son günü temkinli hesapla 17.12.2026’dır.
  • Danıştay bu tür davaları idare mahkemesinin görev alanında saymış, yetkili mahkemeyi Ankara İdare Mahkemesi olarak belirlemiştir.
  • Mahkeme zararı eylemsizlikten değil bir Kurul kararından doğmuş sayarsa takvim değişir: 60 günlük dava süresi uygulanır, önce SPK’ya başvurmak şart değildir. 17.09.2026 kararları esas alınırsa temkinli son gün 16.11.2026’dır. Nitelendirmeyi yatırımcı değil mahkeme yapar.
  • Yatırımcı lehine en güçlü emsal İmar Bankası kararıdır. Forex davaları ile SPK’ya kayıtsız şirketlere para yatıranların davaları ise yatırımcı aleyhine sonuçlanmıştır.

SPK Tazminat Davası Hangi Hukuki Temele Dayanır?

Davanın temeli Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasıdır:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

Anayasa Mahkemesi de İmar Bankası başvurusunda devletin bu alandaki sorumluluğunu şöyle ifade etmiştir (Turgay Şen, B. No: 2013/6941, 6/1/2016, § 42):

“Mali piyasalarda faaliyet gösteren kurumların düzenlenmesi ve denetlenmesi devletin görevleri arasında yer almakta olup bu görevin yerine getirilmemesinde başta ilgili kamu kurumları olmak üzere kamu sorumluluğu bulunduğu açıktır.”

SPK’nın görevi de kanunla belirlenmiştir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (SPKn) 1. maddesine göre Kanunun amacı, sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişinin ve gelişmesinin sağlanması, “yatırımcıların hak ve menfaatlerinin korunması için sermaye piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesidir.” Yatırımcının dayanağı bu görevin yerine getirilmemesidir.

Dava kişileri değil kurumu hedef alır. SPKn m.133/4’e göre Kurul Başkan ve üyeleri ile personeli aleyhine, Kurulun görevlerine ilişkin karar, eylem ve işlemleri sebebiyle açılan tazminat davaları Kurul aleyhine açılmış sayılır: “Bu davalarda husumet Kurula yöneltilir.” Kurul ödeme yaparsa bu tutarı, kusurları kesinleşmiş mahkeme kararıyla belirlenen ilgililerden talep eder.

Danıştay 13. Dairesinin E.2016/413, K.2022/3899 sayılı kararına göre hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşir. Burada kamu görevlisinin kişisel kusuru aranmaz; hizmetin kurulmasındaki, düzenlenmesindeki ya da işletilmesindeki nesnel bozukluk değerlendirilir. Dairenin bu kararında genel sorumluluk şartları da sayılır: idari bir işlem veya ihmali ya da icrai bir eylem, maddi veya manevi zarar ve bu ikisi arasında illiyet bağı.

Bu davada zarara yol açan olay çoğunlukla bir Kurul kararı değil, Kurulun hareketsizliğidir. Danıştay 10. Dairesi idari eylemi şöyle tanımlar (E.2021/527, K.2024/5642):

“İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.”

Bu nedenle tasfiye kararına karşı iptal davası başka, tasfiyeye giden süreçteki eylemsizliğe dayanan tazminat davası başkadır. Süre de buna göre, idari işlem davalarındaki gibi tebliğden değil, aşağıda anlatılan başvuru usulüne göre hesaplanır.

SPK’nın Hizmet Kusuru Nasıl Gösterilir?

SPK tazminat davası genel bir denetim eksikliği iddiasıyla kazanılmaz. İdarenin neyi ne zaman bildiği, hangi yetkiye sahip olduğu, neyi yapmadığı ve bunun hangi kaybı doğurduğu tek tek ortaya konmalıdır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, özel bir anaokulunda yaralanan çocuk için açılan davada ölçüyü şöyle koymuştur (E.2020/1621, K.2021/394, oyçokluğu):

“Nitekim, bir kamu hizmetinin özel kişiler eliyle gördürülmesi, idarenin bu hizmetin denetim ve gözetimine yönelik sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Öte yandan, kamu hizmetinin özel kişiler eliyle gördürüldüğü durumlarda, idarenin denetim ve gözetim yükümlülüğünün ihlali ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının tesisi idarenin hukuki sorumluluğu için zorunluluk arz etmektedir.”

Kurulu sonuca götüren olgular, okulun 2011’den sonra denetlenmemesi ve rutin denetimle giderilebilecek aykırılıkların zarar verici olaya doğrudan etki edebilecek nitelikte bulunmasıdır. Karar eğitim hizmetine ilişkindir; fon yönetimi özel şirketlerin izinle yürüttüğü bir faaliyet olduğundan fon davası için değeri kıyas düzeyindedir. Yine de dosyada sorulacak iki soruyu gösterir: SPK ilgili PYŞ’yi en son ne zaman denetledi ve bugün tespit edilen aykırılık rutin bir denetimle ortaya çıkar mıydı?

SPK’nın kendi kronolojisi

En önemli belge SPK’nın 18.09.2026 tarihli açıklaması olup yatırımcının dosyasına eklenmelidir:

“2025 yılı son çeyreğinde, yatırım fonları içerisinde, bilhassa serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları vasıtasıyla; belirli portföy yönetim şirketlerine (PYŞ) ait fonların, fiili dolaşım oranı düşük olan paylarda ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleri ile açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine neden olduğu gözlemlenmiştir.”

Aynı açıklama ile SPK’nın diğer metinlerindeki tarihler davanın iskeletini oluşturur:

TarihSPK metnindeki olayDavadaki yeri
2025 son çeyreğiYukarıdaki fiyat hareketlerinin gözlemlenmesiİdarenin bilgisi
02.12.2025Hazine ve Maliye Bakanı başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesinin, SPK’nın alabileceği makroihtiyati tedbirler konusunda tavsiye kararıSorunun üst düzeyde bilinmesi
18.12.2025Nitelikli yatırımcı varlık şartının 1 milyon TL’den 10 milyon TL’ye çıkarılmasıSPK’nın harekete geçtim savunması
28.01.2026Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber taslağının Hazine ve Maliye Bakanlığına sunulmasıTedbirin hazırlık düzeyi
11.02.2026Bakanlığın, sektör görüşleri alındıktan sonra taslağın yürürlüğe alınmasını bildirmesiBekleyen sürenin başlangıcı
23.07.2026Borsada işlem gören gayrimenkul ve girişim sermayesi yatırım fonu paylarının fon portföyünde 31.07.2026 tarihinden sonra net aktif değerle değerlenmesi kararıDeğerleme sorununun bilinmesi
28.08.2026Rehberin kamuya duyurulması; tam uyum için 31.12.2026 takvimiTedbir zamanında mı alındı?
17.09.2026131 fonun tasfiyesiZararın görünür hale gelmesi
26.10.2026Kademeli uyum tarihlerinin kaldırılması, son tarihin 31.01.2027 olmasıTakvimin Kurul kararıyla değiştirilebilmesi

Açıklamanın 23.07.2026 kararına ilişkin cümlesi ayrıca önemlidir:

“Bu düzenleme ile bazı fonların net aktif değeri üzerinde değerleme yapması engellenmiş ve söz konusu fonların değerinin fiktif olarak hesaplanmasına izin verilmemiştir.”

Davacı bu cümleyle, değerleme sorununun en geç bu tarihte SPK’ca bilindiğini savunabilir. SPK ise aynı açıklamada hazırlık süresini Borsa İstanbul, Takasbank, Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) ve sektör görüşleriyle, Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu (TEFAS) kurallarının önce değiştirilmesi ihtiyacıyla açıklamakta ve Rehbere uyum için uygun geçiş süreleri verildiğini belirtmektedir. Bu savunma ciddidir. Cevabı, Rehberin dışındaki yetkilerde aranmalıdır. SPKn m.96/1 şöyle der:

“Kurul, sermaye piyasası kurumlarının mevzuat, Kurulca belirlenen standartlar, esas sözleşme ve fon iç tüzüğü hükümlerine aykırı faaliyetlerinin tespit edilmesi hâlinde; ilgililerden aykırılıkların Kurulca belirlenen bir sürede giderilmesini ve kanuna, işletme amaç ve ilkelerine uygunluğun sağlanmasını istemeye ya da doğrudan bu kurumların faaliyetlerinin kapsamını sınırlandırmaya veya geçici olarak durdurmaya, tamamen veya belirli sermaye piyasası faaliyetleri itibarıyla yetkilerini iptal etmeye ya da öngöreceği diğer her türlü tedbiri almaya yetkilidir.”

Yetki, aykırılığın tespitine bağlıdır. Bu yüzden SPK’nın inceleme ve denetim dosyaları davanın merkezindedir. SPKn m.88/2 ise denetimin önemlilik, öncelik ve risk ölçütlerine göre program dahilinde yürütüleceğini, Kurul Başkanının gerekli gördüğü hususlarda program dışı denetim yaptırabileceğini düzenler. SPK 17.09.2026’da fonları TEFAS’ta işleme kapatırken m.96/1’i kullanmıştır (Bülten 2026/60). Sorulacak soru budur: Bu yetki neden daha önce, fon bazında inceleme veya faaliyet sınırlaması olarak kullanılmadı?

SPK, 06.10.2026 tarihli açıklamasında Borsa İstanbul bildirimlerini değerlendirdiğini, basında geçen bilgi notu sayısının gerçeği yansıtmadığını belirtmiş; 2025’te 2 milyar 741 milyon TL, 2026’nın ilk dokuz ayında 948 milyon TL idari para cezası uyguladığını, 2026’da yaptığı suç duyurularının 96’sının fonlarla ilgili olduğunu açıklamıştır. Bu veri iki yöne de çalışır: SPK görevini yaptığını, davacı ise SPK’nın sorunu bildiğini söyleyecektir.

İlliyet bağı da kişiden kişiye değişir. SPK’nın bilgi tarihinden sonra fona girenler ile daha önce girip fonda kalanların dosyası aynı değildir. Giriş tarihleri, fonda kalma süresi ve kamuya açık gelişmelerden sonra yapılan işlemler dilekçede ayrıca gösterilmelidir.

Mahkemeden istenecek belgeler

  • İlgili PYŞ ve fonlar için denetim programları, son denetim tarihi ve inceleme raporları
  • Borsa İstanbul’dan gelen bildirimler ve bilgi notları
  • 02.12.2025 tarihli tavsiye kararı ve SPK Çalışma Grubu çalışmaları
  • Ceza dosyalarındaki SPK raporları ve bilirkişi raporları

Bu belgelerin önemli bir kısmına davadan önce ulaşmak güç olabilir. Bu nedenle dilekçede tek tek gösterilerek mahkemeden celbi istenmelidir.

Kim Dava Edilir, Hangi Mahkemede Açılır?

Davalılar

Asıl davalı SPK’dır. Hazine ve Maliye Bakanlığının da hasım gösterilmesi düşünülebilir; çünkü SPK’nın açıklamasına göre Finansal İstikrar Komitesi Bakanın başkanlığında toplanmış, Rehber taslağı Bakanlığa sunulmuş ve Bakanlık yürürlüğe alma konusunda bildirimde bulunmuştur. Ancak Bakanlık bakımından da ayrı bir kusur gösterilmesi gerekir. İmar Bankası davasında davacı çok sayıda idareyi hasım göstermiş, Danıştay 13. Dairesi bir kısmını hasım konumundan çıkarmış ve tazminatı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile SPK’ya yarı yarıya yüklemiştir (E.2005/2625, K.2005/5753). Kanaatimizce geniş davalı listesi tazminatı artırmaz, kusuru gösterilemeyen idare bakımından gider riski doğurabilir. Bakanlık da davalı gösterilecekse aşağıda anlatılan başvurunun Bakanlığa da yapılması gerekir.

Görevli mahkeme

Bu dava Danıştayda ilk derece mahkemesi olarak görülmez. Danıştay 13. Dairesi, bir kripto varlık şirketi olayında idarelerin denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla açılan davada, “açılan tam yargı davasının 2575 sayılı Kanun gereğince ilk derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından bakılacak uyuşmazlıklar arasında yer almadığı” kabul etmiş ve dosyayı Ankara İdare Mahkemesine göndermiştir (E.2021/4252, K.2021/3189). Yanlış yerde açılan dava bu örnekte görev yönünden reddedilmiş, dosya görevli mahkemeye gönderilmiştir. SPKn m.134/1 de Kurul kararlarına karşı idari davaların idare mahkemelerinde görüleceğini belirtir.

Yetkili mahkeme

Aynı Daire, bir şirket birleşmesinde SPK’nın denetim yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla açılan davada “uyuşmazlığın çözümünde 2577 sayılı Kanun’un 36/a maddesi uyarınca Ankara İdare Mahkemesi’nin yetkili olduğu” sonucuna ulaşmıştır (E.2021/999, K.2021/1026). İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) m.36 tam yargı davasında yetkili mahkemeyi sırasıyla belirler: ilk sırada zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili mahkeme gelir, ardından hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer sayılır. Burada bir ayrıntıya dikkat edilmelidir: SPKn m.117/1’e göre Kurulun merkezi İstanbul’dur; geçici m.7/5’e göre ise taşınma işlemleri tamamlanıncaya kadar merkez Ankara’dır. SPK’nın 30.10.2026 tarihli 2026/78 sayılı bülteninde merkez adresi Ankara olarak yer almaktadır. Dava tarihinde bu durum yeniden kontrol edilmelidir.

7596 sayılı Kanun’un 5. maddesinin dördüncü fıkrasındaki İstanbul idare mahkemeleri yetkisi karıştırılmamalıdır. Bu kural, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) sorumlulara karşı yürüteceği takip işlemleriyle ilgili davalara ilişkindir; yatırımcının idareye açacağı tam yargı davasını düzenlemez.

Birden fazla fon ve toplu dilekçe

İYUK m.5/2’ye göre birden fazla kişinin aynı dilekçeyle dava açabilmesi için hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir. Zararlar kişi kişi hesaplandığından toplu dilekçe riskli bir yoldur.

Aynı kişinin farklı PYŞ’lerin fonlarında zararı varsa da dikkatli olunmalıdır. Anayasa Mahkemesinin Orhan Ersoy (8), B. No: 2013/8055, 22/6/2015 kararında aktarıldığına göre Danıştay 13. Dairesi, ayrı şirketlere para yatıran bir davacının SPK aleyhine açtığı davada, ayrı şirketlerin faaliyetleri nedeniyle denetim görevinin yerine getirilmemesi istemleri arasında maddi bağlılık ve sebep sonuç ilişkisi bulunmadığını, tek dilekçeyle dava açılamayacağını belirterek ilk derece kararını bozmuştur. Her PYŞ için ayrı dilekçe en güvenli yoldur.

SPK Tazminat Davası Açma Süresi Ne Kadar?

Süre İYUK m.13/1’e göre işler:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

İdare mahkemesinde dava süresi İYUK m.7/1’e göre 60 gündür. Sıra şöyledir:

  1. Eylem öğrenildikten sonra bir yıl içinde ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde SPK’ya başvurulur ve zararın ödenmesi istenir.
  2. SPK başvuruyu reddederse, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren 60 gün içinde dava açılır.
  3. SPK otuz gün içinde cevap vermezse, bu sürenin bittiği tarihten itibaren 60 gün içinde dava açılır.

SPK’ya ihtar çekenler için hesap

Zararın ödenmesini isteyen bir ihtarname veya dilekçe bu anlamda başvuru sayılabilir ve dava saatini başlatabilir. Örneğin 18.09.2026 tarihli bir başvuru aynı gün SPK’ya ulaşmış ve cevap verilmemişse otuz gün 18.10.2026’da dolar, dava süresinin son günü temkinli hesapla 17.12.2026 olur. Hesap; başvurunun SPK kayıtlarına girdiği tarih, cevap verilip verilmediği ve tebliğ biçimine göre her dosyada ayrıca yapılmalıdır. SPK’nın konu inceleniyor türünde bir cevap vermesi halinde de takvimin durduğu varsayılmamalı, temkinli hesap otuz günün sonuna göre yapılmalıdır. Eylülde başvuranlar bu tarihi hemen kontrol etmelidir.

Henüz başvurmamış yatırımcı

Bir yıllık süre, eylemin yazılı bildirim veya başka suretle öğrenildiği tarihten başlar ve fon krizinde herkes için tek bir tarih yoktur. SPK’nın tasfiye kararları 17.09.2026 tarihlidir; temerrüt ve fiyat açıklayamama sorunları bu tarihten önce başlamıştır. Bu nedenle sorunların görünür olduğu Eylül 2026 ortasından bir yıl sayarak 15.09.2027 tarihini temkinli üst sınır kabul ediyoruz. Bu tarih son gün anlamına gelmez. Fondaki sorunu veya zararı daha önce öğrendiğini gösteren bir bildirimi, yazışması, şikayeti ya da zararla satışı olan yatırımcı için süre daha erken başlamış sayılabilir; başvuru son günlere bırakılmamalıdır. Daha geç bir öğrenme tarihi de savunulabilir, ancak bu bir güvence değildir. Başvuruda fon, PYŞ, maddi ve manevi tazminat tutarı, faiz talebi ve dayanılan olgular açıkça yazılmalı, başvuru tarihi ispatlanabilecek bir yolla yapılmalı ve alındı belgesi saklanmalıdır.

Beş yıllık süre de izlenmelidir. Eylemsizlik 2025’in son çeyreğine dayandırılacaksa bu sürenin Ekim 2030’dan itibaren tartışılması mümkündür. Geri kazanım işlemleri daha uzun sürerse süre, zarar kesinleşmeden dolabilir.

Zararını bir Kurul kararına bağlayan yatırımcı

Yukarıdaki takvim eylem ve eylemsizliğe dayanan talep içindir. Zarar tasfiye kararına veya başka bir Kurul kararına bağlanıyorsa takvim farklıdır. İYUK m.12’ye göre ilgililer, haklarını ihlal eden idari işlem dolayısıyla doğrudan tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilir. Önce iptal davası açan kişi de bu davada veya kanun yolunda verilecek kararın tebliğinden, işlemin icrasından doğan zararlar için icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilir. Bu yolda önce SPK’ya başvurmak şart değildir ve başvurup beklemek süreyi kaçırma riski doğurabilir. Süre 60 gündür ve İYUK m.7’ye göre yazılı bildirimi izleyen günden başlar. SPK’nın 17.09.2026 tarihli kararları ve aynı gün yayımlanan Bülten 2026/60 esas alınırsa temkinli son gün 16.11.2026’dır. Yatırımcıya yapılmış yazılı bir bildirim varsa hesap o tarihe göre yapılır.

Davanın eylem mi işlem mi olduğunu yatırımcının tercihi değil mahkemenin nitelendirmesi belirler. SPK, zararın 17.09.2026 tarihli tasfiye kararından doğduğunu ve yukarıdaki bir yıllık takvimin uygulanamayacağını savunabilir. Fon krizinde bu soruyu çözen bir yargı kararı tespit edemedik. Bu nedenle tasfiyenin veya başka bir Kurul kararının hukuka aykırılığını da ileri sürmek isteyen yatırımcı ile bu riski almak istemeyen yatırımcı 16.11.2026 tarihini gözetmelidir. Tutar henüz belli değilse önce iptal davası açılması değerlendirilebilir.

Ters ihtimal de vardır. Doğrudan açılan dava mahkemece eylem sayılır ve idari merci tecavüzü görülürse, İYUK m.15/1-e uyarınca dilekçe görevli idare merciine gönderilir. İYUK m.15/2’ye göre bu halde mahkemeye başvurma tarihi, idareye başvurma tarihi kabul edilir. Dolayısıyla başvuru tarihi korunur, ancak yargılama da sürmüyor demektir. Bu karar tebliğ edilir edilmez başvuru takvimi yeniden hesaplanmalı ve süresinde dava açılmalıdır.

Dava hangi tarihte açılmış sayılır?

Son gün hesabında dilekçenin kayıt tarihi önemlidir. İYUK m.4’e göre dilekçe ilgili mahkemeye ya da ona gönderilmek üzere başka bir idare veya vergi mahkemesi başkanlığına, bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk hakimliğine, yurt dışında Türk konsolosluğuna verilebilir. İYUK m.6/1’e göre harç ve posta ücreti alındıktan sonra deftere kayıt yapılır ve “Dava bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılır.” Bu nedenle Ankara dışındaki yatırımcı dilekçesini bulunduğu yerde verebilir; hesapta postaya verilme tarihine değil kayıt tarihine bakılmalıdır.

Danıştay süreyi nasıl uyguluyor?

Süre aşımı gerçek bir risktir. İdare Mahkemesi, olayı 2007 itibarıyla öğrendiği kabul edilen davacının 2015’te yeni bir miktar belirleyerek yaptığı başvuru üzerine açtığı davayı süre aşımıyla reddetmiş, bölge idare mahkemesi istinafı reddetmiş, Danıştay 13. Dairesi de ayrıca gerekçe yazmadan bu kararı onamıştır (E.2021/3300, K.2023/4728). Kanaatimizce aynı olay için yeni tutarla yapılacak ikinci bir başvuruya güvenilmemelidir.

Lehe kullanılabilecek kararlar da vardır. Danıştay 10. Dairesi, bedensel zararlarda sürelerin “zararın kesin ve net olarak ortaya konulduğu” tarihte başlayacağını kabul etmiştir (E.2021/595, K.2024/5242). Aynı Daire, koruma kararı bulunan bir kişinin öldürülmesi olayında şunu belirtmiştir (E.2021/527, K.2024/5642):

“Eylemin idariliğinin ve/veya zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.”

Bu iki karar fon davası için doğrudan emsal değildir. Biri bedensel zarara, diğeri ceza soruşturması sürerken idari eylemin henüz ortaya çıkmadığı bir ölüm olayına ilişkindir. İkinci kararda m.13’ün, cevap süresinin altmış gün olduğu önceki metni aktarılmıştır. Yine de zararın ancak tasfiye sonunda belirginleştiği tezine destek olarak ileri sürülebilir.

Zarar Kesinleşmeden Dava Açılabilir mi?

SPK tazminat davası bakımından en zor soru budur. Danıştay 13. Dairesi bir kamu ihalesi uyuşmazlığında, “zararın, gerçekleşmiş, kesin ve belirli bir zarar niteliğinde olması gerektiğinden ve henüz doğmamış ve doğması muhtemel zararlar ile doğmuş olması kuvvetle muhtemel olmakla birlikte belli bir miktar olarak ispatlanamayan zararların idare tarafından tazminine karar verilemeyeceğinden” mahkemenin ancak somut olarak ispatlanabilir gerçek zararın tazminine hükmedebileceğini belirtmiştir (E.2016/413, K.2022/3899).

Fon yatırımcısı için bu, tasfiyeden ve geri kazanımdan ne alınacağı belli olmadan zarar tutarının tartışmalı kalması demektir. Bir şirketler grubuna para yatıranların açtığı davada İdare Mahkemesi, şirket ve yöneticiler aleyhine takip yolları açıkken kesinleşmiş gerçek zarar bulunmadığını belirtmiş, Danıştay 13. Dairesi davanın reddine ilişkin kısımda hukuka aykırılık görmemiştir (E.2015/2033, K.2021/5352).

Öte yandan İmar Bankası kararında Danıştay 13. Dairesi, davacının banka aracılığıyla yatırdığı tutar üzerinden tazminata hükmetmiştir (E.2005/2625, K.2005/5753). Çoğunluk gerekçesinde iflas tasfiyesinin sonucunun beklenmesi gerekip gerekmediği tartışılmamış, karşı oylardan biri ise iflas tasfiyesine katılmadan gerçek ve miktarı belli zarardan söz edilemeyeceğini belirtmiştir. Kanaatimizce bu karar erken dava için güvenli bir dayanak değildir.

Uygulamada iki hata yapılabilir. Birincisi, zarar belli olmadan aceleyle başvurup saati başlatmak ve sonra süre dolmasın diye zayıf bir dava açmaktır. İkincisi, tasfiyenin bitmesini beklerken bir yıllık süreyi kaçırmaktır. Kanaatimizce makul yol şudur: Süre takvimi baştan kurulur, ara ödeme ve SPK’nın fon bazlı tespitleri netleştikçe ödenmeyen kısım rakamla gösterilir ve temkinli tarihten önce her PYŞ için ayrı başvuru yapılır. Elinde başlamış bir süre saati olan yatırımcı için bu seçenek yoktur; onun takvimi başvuru tarihine göre işler ve kanaatimizce süresinde dava açılıp tutarın sonradan artırılması değerlendirilmelidir. Zarar kesin değil gerekçesiyle reddedilen davanın, zarar sonradan belli olduğunda yeni talebe etkisini gösteren bir karar bulamadık; bu risk de hesaba katılmalıdır.

Tutar sonradan büyürse İYUK m.16/4’e başvurulur. Tam yargı davasında dilekçedeki miktar, “süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir.” Artırım bir defaya mahsus olduğundan bilirkişi hesabı tamamlanmadan kullanılmamalıdır.

7596 Sayılı Kanun SPK’ya Dava Hakkını Kaldırır mı?

27.10.2026 tarihli ve 33413 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7596 sayılı Kanunda SPK’nın veya başka bir idarenin hizmet kusuru sorumluluğunu kaldıran ya da dava açmayı yasaklayan bir hüküm bulunmuyor. Kanun fon varlıklarının tasfiyesini, geri kazanımı ve dağıtımı düzenler. Yine de davayı iki yönden etkiler.

Mahsup ve sorumluluk sırası

Kanunun 4. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

“Nihai ödemede, fon pay sahibine tasfiye malvarlığından, geri kazanım hesabından veya diğer hukuki yollardan daha önce yapılan ödemeler mahsup edilir.”

Lafız diğer hukuki yollardan yapılan ödemeleri de kapsadığından, davadan alınan tazminatın nihai ödemeden düşülmesi gündeme gelebilir. Aynı zarar iki kez karşılanmaz. Bu hükmün tazminat davasına nasıl uygulanacağını gösteren bir karar henüz yoktur.

Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında ise “Zarar veya kayıptan öncelikle fonun kurucusu ve/veya yöneticisi olan portföy yönetim şirketi sorumludur.” denilmektedir. SPK bu hükmü önce sorumlulara gidilmesi gerektiği savunmasında kullanabilir. Hüküm fonun zarar veya kaybından sorumluların sırasını düzenler; idarenin Anayasa m.125’ten doğan sorumluluğuna değinmez. Kanaatimizce hizmet kusurunu ortadan kaldırmaz.

Etkili yol savunması

İmar Bankası krizinde de davalar sürerken kanun çıkmıştır. 5667 sayılı Kanun (RG 30.05.2007) yatırılan tutarın ödenmesini öngörmüştür. Danıştay 13. Dairesi, idare mahkemesinin BDDK ve SPK’yı yarı yarıya sorumlu tuttuğu bir kararı, bu iki idarenin temyizi üzerine şu gerekçeyle bozmuştur (E.2017/991, K.2022/3711):

“Aktarılan mevzuat uyarınca, Banka aracılığı ile DİBS satın alan hak sahiplerine ana para olarak işlem tutarı ödeneceği ve bu tutara Bakanlar Kurulu kararında belirlenen oranda faiz tahakkuk ettirileceğinden, uyuşmazlığın ortaya çıkan bu yeni hukukî durum çerçevesinde sonuçlandırılması ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm kurulması gerekmektedir.”

Danıştayın bu kararında etkili yol tartışması yoktur; bu değerlendirme Anayasa Mahkemesine aittir. Anayasa Mahkemesi, 5667 sayılı Kanundaki başvuru yolunu tüketilmesi gereken etkili bir yol saymıştır. Mahkeme, dava sürse bile Danıştay içtihadının işlem bedelinin kanuni faizle ödenmesi yönünde olduğunu ve sonucun bu Kanun yoluyla yapılacak ödemeden çok farklı olmayacağını belirtmiştir (Turgay Şen, B. No: 2013/6941, 6/1/2016, § 61). Sonuçta mülkiyet hakkı şikayeti başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuş, yalnız makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

7596 sayılı Kanunun farkı burada ortaya çıkar. 5667 sayılı Kanun işlem tutarını faiziyle ödüyordu. 7596 sayılı Kanun ise tasfiyeden ve geri kazanımdan elde edilen nakdi dağıtır ve bu nakdin yetmeyebileceğini baştan kabul eder. Kanaatimizce bu nedenle ödenmeyen kısım için tam yargı davası anlamını korur. İdare buna rağmen kanuni yolun tamamlanması gerektiğini ve davanın erken açıldığını savunacaktır. Davada, kanundan yapılan ödemelerin zararı karşılamadığı rakamla gösterilmelidir.

7596 sayılı Kanunda ve SPK’nın 27.10.2026 tarihli 76/1903 sayılı kararını açıklayan metinde ara ödeme için ibraname veya dava hakkından feragat şartı yer almıyor. 5667 sürecinde ise taahhütname ve ibraname aranmıştı (Turgay Şen, § 60). SPK’nın sonraki usul ve esas kararları izlenmeli, ödeme sırasında imzalanacak belgeler dikkatle okunmalıdır.

SPK Hangi Savunmaları İleri Sürer?

Aşağıdaki kararlar fon krizinden farklı olgulara ilişkindir. Yol gösterirler, ancak sonucu belirlemezler. İmar Bankası kararı ile SPK’ya kayıtsız şirketlere ilişkin kararlar mülga 2499 sayılı Kanun dönemindeki olaylara aittir.

Yatırım riski savunması

SPK’nın ileri sürebileceği en güçlü savunma forex davalarından gelir. Bir davada İdare Mahkemesi, zararın büyük ölçüde “işlemlerin doğasında barındırdığı ve en başından itibaren davacı tarafından bilinen riskin gerçekleşmesinden” kaynaklandığını ve idarenin hizmetiyle illiyet bağı kurulamayacağını belirtmiş, Danıştay 13. Dairesi kararı ayrıca gerekçe yazmadan onamıştır (E.2019/3190, K.2024/2309). Fon krizinde ayırt edici olgular şunlardır: yatırım kararını yatırımcı değil PYŞ verir, fonlar SPK iznine ve denetimine tabidir, ekonomik gerçeklikle açıklanamayan fiyat hareketlerini SPK kendisi gözlemlemiştir. Kanaatimizce risk değeri yüksek bir fonu bilerek alan yatırımcı piyasa riskini üstlenmiştir, fiyatın gerçek dışı oluşması riskini değil.

Üçüncü kişi kusuru savunması

SPK, zararı PYŞ’lerin ve piyasa bozucu işlem yapanların fiillerinin doğurduğunu, bunun idareye yüklenemeyeceğini savunabilir. İmar Bankası kararında Danıştay 13. Dairesi ilk derece mahkemesi sıfatıyla ve oyçokluğuyla, yetkisiz satışı “zamanında önlem alarak engel olmayan BDDK ve SPK’nun olayda kusurlu davranışları bulunduğu kuşkusuz olduğundan” tazminat ödemeleri gerektiğine karar vermiş, tutarı dava tarihinden itibaren yasal faiziyle yarı yarıya yüklemiştir (E.2005/2625, K.2005/5753). Bu emsalin sonraki akıbeti için yukarıdaki etkili yol savunması başlığına bakılmalıdır.

Üçüncü kişinin kusuru sorumluluğu kaldırmasa da tazminatı azaltabilir. Yukarıda anılan anaokulu kararında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, okul ve çalışanlarının da kusurlu olduğunu kabul ederek “belirlenecek müterafik kusur oranına göre, davalı idarenin tazminle sorumlu tutulması gerektiği açıktır” belirtmiştir (E.2020/1621, K.2021/394). İmar Bankası kararındaki karşı oylardan biri de zararın tümünün idareden istenemeyeceğini savunmuştur. Bu nedenle tam tazminat beklentisi gerçekçi olmayabilir.

Ödeme hükmü bulunmadığı savunması

Bir davada İdare Mahkemesi, Sermaye Piyasası Kanunu’nda “kişisel malî yatırım zararlarının davalı idarece ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı” belirtmiş, SPK’nın para cezası verip suç duyurusunda bulunarak görevini yaptığını kabul etmiş, Danıştay 13. Dairesi ayrıca gerekçe yazmadan bu kararı onamıştır (E.2009/4155, K.2011/2326). Bu savunmaya verilecek cevap iki yönlüdür. Sorumluluğun dayanağı özel bir ödeme hükmü değil Anayasa m.125’tir. Ayrıca İdare Mahkemesi o dosyada, bazı şirketlerin Kurula kayıt yükümlülüğünü yerine getirmeden pay sattığını belirlemiştir; fon krizinde ise SPK’nın izin verdiği ve denetlediği kurumlar vardır.

Yüksek getiri savunması

Anayasa Mahkemesi İmar Bankası başvurusunda, “daha düşük getirili ve daha düşük riskli sözleşme yerine daha yüksek getiri sağlayan daha yüksek riskli sözleşmeyi tercih edenlerin sorumluluğunu da gözönünde bulundurularak bir dengeleme yapılması mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir” demiştir (Turgay Şen, § 54). Bu değerlendirme mülkiyet hakkı bakımından yapılmıştır ve özel bir sözleşmeden doğan zarara ilişkindir. Yine de tam yargı davasında kusur paylaşımı savunmasına malzeme olabilir. Fon yatırımcısının SPK’nın izin verdiği bir ürünü alması bu ölçüde farklıdır; ancak dosyada neden bu fonun seçildiği de anlatılmalıdır.

Tazminat, Faiz ve Vekalet Ücreti

Talep edilecek maddi zarar, fona fiilen yatırılan tutardan çıkışlar, ara ve nihai ödemeler ile diğer yollardan alınanlar düşüldükten sonra kalan kısımdır. Paranın zaman değeri ayrıca ileri sürülebilir. Tutarı bilirkişi hesaplayacaktır; MKK’nın belirlediği net yatırım tutarı yararlı bir başlangıç verisidir. Manevi tazminat da istenebilir, ancak olaya özgü somut olgularla desteklenmelidir.

Faiz başlangıcı dilekçede açıkça yazılmalıdır. İmar Bankası kararında faiz dava tarihinden başlatılmıştır.

Danıştay 8. Dairesinin E.2016/15153, K.2021/823 sayılı kararı başvuru tarihini esas almakla birlikte, artırılan kısımda faizi artırım dilekçesinin idareye tebliğinden başlatmıştır.

Danıştay 10. Dairesinin E.2018/4922, K.2022/5282 sayılı kararına göre ise tam yargı davalarında “gerek dava dilekçesindeki tazminat miktarı gerekse artırılan tazminat miktarı yönünden yasal faizin, idareye başvuru tarihinden itibaren uygulanması” gerekir. Fark önemlidir; bu nedenle artırım yapılmadan önce faiz başlangıcı ayrıca değerlendirilmelidir.

Kaybedilen davada karşı vekalet ücreti riski vardır. Danıştay 13. Dairesi, SPK aleyhine reddedilen bir tam yargı davasında “davalı idare lehine nispî değil, maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin ölçülü olacağı” sonucuna varmıştır (E.2015/2033, K.2021/5352). Karar, uyuşmazlığın niteliğine ve davacının ekonomik durumuna dayanır; her dosya için güvence değildir. Forex davasında da SPK’nın nispi vekalet ücreti istemiyle yaptığı temyiz reddedilmiştir (E.2019/3190, K.2024/2309).

Sık Sorulan Sorular

SPK’ya doğrudan dava açabilir miyim?

Eylemsizliğe dayanan talepte hayır. İYUK m.13 uyarınca önce SPK’ya başvurup zararın ödenmesini istemek gerekir. Ret cevabından veya otuz günlük cevapsızlıktan sonra 60 gün içinde idare mahkemesinde dava açılır. Zarar bir Kurul kararından doğuyorsa durum farklıdır: 60 günlük dava süresi içinde doğrudan dava açılabilir ve bu süre SPK’ya başvurup beklemeye bırakılmamalıdır.

SPK tazminat davası ne zaman açılmalı?

Tek bir doğru tarih yoktur. Zarar kesinleşmeden açılan dava reddedilebilir, beklerken de bir yıllık süre geçebilir. Süre takvimi baştan kurulmalı, başvuru son günlere bırakılmadan, temkinli üst sınır olan 15.09.2027’den önce yapılmalıdır. Fondaki sorunu daha önce öğrendiğini gösteren belgesi olanlar için süre daha erken başlamış sayılabilir. SPK’ya daha önce başvurmuş olanların takvimi başvuru tarihine göre işler. Mahkeme zararı bir Kurul kararından doğmuş sayarsa 60 günlük dava süresi uygulanır; 17.09.2026 kararları için temkinli son gün 16.11.2026’dır. Bu riski almak istemeyen yatırımcı bu tarihi gözetmelidir.

SPK’ya ihtar çektim, dava süresi başladı mı?

İhtarda zararın ödenmesi istenmişse başlamış olabilir. Cevap gelmezse otuz gün sonunda 60 günlük dava süresi işler. 18.09.2026 tarihli bir başvuruda son gün temkinli hesapla 17.12.2026’dır. Hesap her dosyada ayrıca yapılmalıdır.

Ara ödeme alırsam SPK tazminat davası açabilir miyim?

7596 sayılı Kanunda ve SPK’nın yayımladığı metinlerde ara ödeme için dava hakkından feragat şartı yer almıyor. Alınan ödeme zarardan düşülür; davadan alınan tazminatın da nihai ödemede mahsup edilmesi gündeme gelebilir.

SPK yöneticilerine şahsen tazminat davası açılabilir mi?

Hayır. SPKn m.133/4’e göre Kurul Başkan ve üyeleri ile personeli aleyhine açılan tazminat davaları Kurul aleyhine açılmış sayılır ve husumet Kurula yöneltilir. Kurul, kusuru kesinleşen ilgiliye rücu edebilir.

Fon krizi için kazanılmış bir dava var mı?

30.10.2026 itibarıyla fon krizine ilişkin verilmiş bir yüksek mahkeme kararı tespit edemedik. En yakın lehe emsal İmar Bankası kararıdır; ancak o süreç sonradan 5667 sayılı Kanunla ödeme yoluna bağlanmıştır.

Sonuç

SPK tazminat davası fon yatırımcısı için açık bir yoldur, ancak sonucu önceden söylemek mümkün değildir. Dosyayı güçlü yapan üç şey vardır: doğru hesaplanmış süre, SPK’nın kendi metinlerinden kurulmuş somut kronoloji ve kanuni ödemelerden sonra kalan zararın rakamla gösterilmesi. Lehe karar kesinleşmesine rağmen idare ödeme yapmazsa İdare Mahkemesi Kararının Uygulanmaması başlıklı yazımızdaki yollar gündeme gelir.

Bu yazı 30.10.2026 itibarıyla SPK, Resmi Gazete ve yargı kararı metinlerine dayanır. SPK’nın yeni kararları süreci değiştirebilir. 2577 sayılı Kanunun tam metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşılabilir.

SPK tazminat davası ve hizmet kusuru - Aras Hukuk Bürosu

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Call Now Button