İçerik Başlıkları
- 1 Kanuni Çerçeve: 7338 Sayılı Kanun ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu
- 2 Gelir İdaresinin Baskın Görüşü: İvazsız İntikal ve Vergi Yükümlülüğü
- 3 İdari Görüş İçinde Çatlama: 24.01.2014 Tarihli Ankara VDB Özelgesi
- 4 Vergi Yargısının Yaklaşımı: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Lehine Açılım
- 5 Veraset Doğrultusunda Doğrulanan İlke: Danıştay 7. Dairesi Kararları
- 6 Vergi Hukuku ile Mal Rejimi Hukukunun Kesişimi
- 7 Eşe Bedelsiz Gayrimenkul Devri Tarhiyatına Karşı Yargı Yolu
- 8 Eşe Bedelsiz Gayrimenkul Devri Öncesi Vergi Planlaması
- 9 Sık Sorulan Sorular
- 9.1 Eşe bedelsiz gayrimenkul devri her durumda veraset ve intikal vergisine tabi midir?
- 9.2 Hangi tarz eşe bedelsiz gayrimenkul devri vergiye konu olmaz?
- 9.3 Vergi yargısı eşler arası bedelsiz devirler konusunda ne görüştedir?
- 9.4 Eşe bedelsiz gayrimenkul devri sonrası tarhiyata karşı hangi yol izlenir?
- 9.5 Tapuda satış olarak gösterilen ama gerçekte bedelsiz olan devirlerde ne olur?
- 10 Sonuç
Özetle: Eşe bedelsiz gayrimenkul devri uygulamada bağışlama görünümünde olduğundan, Gelir İdaresi’nin baskın görüşü işlemi 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1. maddesi kapsamında ivazsız intikal sayarak vergiye tabi tutmak yönündedir. Buna karşılık aynı idarenin Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nca 24.01.2014 tarihinde verdiği görüş, edinilmiş mallara katılma rejimine tabi taşınmazlarda diğer eşin kanunen yarı paya sahip olduğunu kabul ederek aynı işlemi vergi dışı tutmuş; Danıştay 4. Dairesi ve 7. Dairesi de yakın tarihli kararlarında bu yaklaşımı güçlendirmiştir. Sonuç, somut olayda taşınmazın edinilmiş mal mı kişisel mal mı olduğuna ve eşler arasındaki mal rejimine bağlı olarak farklılaşmaktadır.
Kanuni Çerçeve: 7338 Sayılı Kanun ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu‘nun 1. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda bir şahıstan diğer şahsa intikalini veraset ve intikal vergisinin konusuna sokmaktadır. Aynı kanunun 2. maddesinin (b) bendinde mal tabiri, mülkiyete konu olabilen menkul ve gayrimenkul şeyler ile mameleke girebilen sair bütün hak ve alacakları ifade edecek biçimde geniş tutulmuş; (d) bendinde ise ivazsız intikal, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisaplar olarak tanımlanmıştır. Madde 4’ün (d) bendinde her yıl yeniden değerleme oranında artırılan ivazsız intikal istisnası öngörülmüş; (i) bendinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun bağışlamadan rücua ilişkin hükümleri uyarınca bağışlayana geri dönen malların vergi dışı tutulacağı düzenlenmiştir.
Verginin matrahı kanunun 10. maddesinde düzenlenmiş; gayrimenkullerde emlak vergisine esas olan değerin esas alınacağı hükme bağlanmıştır. 16. madde ise eş, ana, baba ve çocuklar arasında gerçekleşen ivazsız intikallerde diğer kişilere göre daha düşük oranlı bir tarifenin uygulanmasını öngörmektedir. Bu sistematik incelendiğinde, eşler arasında yapılan bağışların doğrudan vergi dışı bırakıldığına ilişkin herhangi bir muafiyet bulunmadığı; düşük oranlı tarifenin de işlemin verginin konusuna gireceğini varsaydığı görülmektedir. Bu açıdan kanunun lafzı, eşe bedelsiz gayrimenkul devri sonucunda devralan eşin malvarlığında ortaya çıkan artışın ivazsız intikal teşkil ettiği yorumuna kuvvetle yatkındır.
Bununla birlikte, 01.01.2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu eşler arasındaki yasal mal rejimini edinilmiş mallara katılma rejimi olarak belirlemiştir. Kanunun 218 ve 219. maddeleri her eşin edinilmiş mallar ile kişisel mallarını birbirinden ayırmış; 231. madde ise edinilmiş malların artık değere katılma alacağı çerçevesinde tasfiye edileceğini düzenlemiştir. Bu rejimde diğer eş, evlilik birliği içinde karşılığı verilerek edinilen taşınmazda doğrudan pay mülkiyetine sahip değilse de, mal rejiminin tasfiyesinde gerçekleşecek katılma alacağı yönünden hak sahibidir. Eşe bedelsiz gayrimenkul devri konusunun vergisel niteliği, mülkiyet ile katılma alacağı arasındaki bu farkın vergi hukukuna nasıl yansıtılacağı sorusu üzerinde dönmektedir.
Gelir İdaresinin Baskın Görüşü: İvazsız İntikal ve Vergi Yükümlülüğü
Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 21.02.2007 tarih ve B.07.1.GİB.0.60/6000-2416-15027 sayılı genelgesinde, bir taşınır veya taşınmazın eşler arasında bedelsiz olarak bağışlanması ivazsız intikal niteliğinde sayılarak şu sonuca varılmıştır:
“Bu hükümlere göre, malların veraset yoluyla veya her ne şekilde olursa olsun karşılıksız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikali veraset ve intikal vergisine tabi olup, verginin mükellefi veraset yoluyla veya karşılıksız olarak mal iktisap eden şahıslardır. …… bu itibarla bir eşin sahibi bulunduğu gayrimenkulü eşine bedelsiz olarak bağışladığı anlaşıldığından, bu işlemin ivazsız bir intikal olduğundan, veraset ve intikal vergisine tabi tutulması gerekmektedir.”
Bu görüşün arka planında, tapu mülkiyetinin kanuni sahibinde meydana gelen değişiklik, herhangi bir bedel ödenmemiş olması ve devralan eşin malvarlığında objektif bir artışın gerçekleşmesi bulunmaktadır. İdarenin bakış açısından, mal rejimi hukukundaki katılma alacağı henüz fiilen doğmuş bir alacak değil, ileride mal rejimi sona erdiğinde doğacak bir hak olduğundan; evlilik sürerken yapılan devirde devralan eşin durumu, malvarlığına yeni bir mülkiyet eklenmesi olarak tezahür etmektedir. Bu nedenle kanunun 1. maddesinde ifadesini bulan ivazsız intikalin tüm unsurları gerçekleşmiş sayılır.
Aynı yöndeki bir başka idari görüş, 18.06.2007 tarih ve B.07.1.GİB.0.60/6001-716-54648 sayılı Maliye Bakanlığı özelgesinde yer almıştır. Söz konusu görüşte, eşine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun bağışlamadan rücua ilişkin hükümleri uyarınca rücu şartı ile mal bağışında bulunmak isteyen mükellefe, bu işlemin de prensip olarak veraset ve intikal vergisine tabi olduğu; ancak bağışlananın bağışlayandan önce vefatı halinde geri dönen malların 7338 sayılı kanunun 4. maddesinin (i) bendi gereğince vergiden istisna tutulacağı açıklanmıştır. Bu özelge, idarenin temel yaklaşımının eşler arasındaki devirleri vergiye tabi tutmak olduğunu ve istisnai durumların yalnızca kanunun açıkça belirlediği hallerle sınırlı kalacağını teyit etmektedir.
İdari Görüş İçinde Çatlama: 24.01.2014 Tarihli Ankara VDB Özelgesi
İdarenin baskın çizgisinde dikkat çekici bir kırılma, Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 24.01.2014 tarih ve 90792880-160[5-2012/19]-49 sayılı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesinde ortaya çıkmıştır. Olayda mükellef, 30.11.2010’da kat irtifaklı bir gayrimenkul edinmiş; bedelsiz biçimde 09.12.2011’de eşine devretmiştir. İdare, hem Gelir Vergisi Kanunu hem de Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu yönünden eşler arasındaki mal rejimini belirleyici unsur olarak değerlendirmiş ve şu sonuca varmıştır:
“…kat irtifakı tapusu ile iktisap etmiş olduğunuz gayrimenkulün edinilmiş mallara katılım rejimi çerçevesinde 1/2 hissesinin eşinize ait olduğu, söz konusu gayrimenkulün tamamını eşinize bağışlamanız durumunda da yine edinilmiş mallara katılım rejimi gereğince yarısı (1/2 hisse) size ait olacağından, söz konusu gayrimenkulü eşinize bağışlamanız eşinizin mal varlığında herhangi bir servet artışına neden olmayacağından, eşinizden veraset ve intikal vergisinin aranılmaması gerekmektedir.”
Aynı özelge, eşler tarafından evlilik öncesi veya sonrasında yazılı bir mal rejimi sözleşmesi yapılarak mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimi seçilmişse durumun değişeceğini; bu halde yapılan bedelsiz devrin ivazsız intikal sayılarak gayrimenkulün emlak vergisi değerinin tamamı üzerinden veraset ve intikal vergisinin aranılacağını belirtmiştir. Bu yaklaşım, idarenin temel ilkesinin tamamen terk edildiğini değil; mal rejimi hukukundaki katılma alacağı kavramının vergi hukukundaki ivazsız intikal değerlendirmesine yansıtılması gerektiği yönündeki istisnai bir çerçeveyi ortaya koyduğunu göstermektedir.
Önemli bir nokta, bu yaklaşımın evlilik birliği içinde edinilmiş ve karşılığı eşlerden birinin malvarlığından sağlanmış taşınmazlar bakımından geçerli olmasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi uyarınca evlenmeden önce sahip olunan mallar, miras yoluyla veya bağışlama yoluyla edinilenler, manevi tazminat alacakları ve kişisel mallar yerine geçen değerler kişisel mal sayılır. Kişisel mal niteliğindeki bir taşınmazın eşe bedelsiz devrinde diğer eşin önceden bir hakkı bulunmadığından, idarenin 2014 tarihli özelgesinde ileri sürdüğü mantık uygulanmaz; bu tür devirler bakımından baskın görüş çerçevesindeki vergi yükümlülüğü tartışmasız biçimde geçerliliğini korur.
Vergi Yargısının Yaklaşımı: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Lehine Açılım
Eşler arasındaki mal rejiminin vergisel sonuçlara etkisi konusunda en çarpıcı emsal, Danıştay 4. Dairesi’nin 29.12.2022 tarih ve E.2019/1554 K.2022/9505 sayılı kararıdır. Davaya konu olayda bir gerçek usul gelir vergisi mükellefi, faaliyetine eşinin devam edeceği gerekçesiyle servis işletmeciliğini bırakmış; işletmesinde kayıtlı aracı eşine devretmiştir. Vergi idaresi devir bedelinin gerçek bedele göre düşük olduğu iddiasıyla takdir komisyonuna sevk ederek davacı adına vergi ziyaı cezalı gelir ve geçici vergisi tarh etmiştir. Vergi Mahkemesi tarhiyatın iptaline karar vermiş, Bölge İdare Mahkemesi’nin istinaf başvurusunu reddetmesinin ardından Danıştay 4. Dairesi de kararı şu gerekçeyle onamıştır:
“4721 sayılı Medeni Kanun’da yasal mal rejimi olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi’nin kabul edilmiş olması, dolayısıyla eşler tarafından aksi kararlaştırılmadığı müddetçe bir eş tarafından edinilen mal üzerinde diğer eşin de yarısı kadar hak sahibi olabilecek olması ve araç ve plaka satışının, davacı tarafından yürütülen servis işletmeciliği faaliyetinin, eşi tarafından yürütülmeye devam edilebilmesi amacıyla yapılmış olması dikkate alındığında, davacı tarafından eşine gerçekleştirilen devir işlemi nedeniyle afaki tutarda ticari kazanç elde edildiğinden bahsetmek ve eşler arasındaki evlilik bağı düşünüldüğünde bu kadar yüksek tutarlı bir satış işleminin taraflar arasında gerçekleştirilmesi hayatın olağan akışına aykırı olacağından… davacı adına tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir ve geçici vergisinde hukuken uyarlık görülmediği sonucuna varılmıştır.”
Daire, aynı olayın katma değer vergisi boyutunu E.2019/5108 K.2022/9504 sayılı, yine 29.12.2022 tarihli kararıyla aynı yönde sonuçlandırmıştır. Her iki karar da oybirliği ile verilmiştir. Olayın doğrudan vergi konusu eşe bedelsiz gayrimenkul devri değil; ancak ortaya konan ilke, evlilik sürerken eşler arasındaki bedelsiz veya emsal değerin altında devirlerin değerlendirilmesinde edinilmiş mallara katılma rejiminin dikkate alınması gerektiği yönündedir. Bu ilke, eşe bedelsiz gayrimenkul devri olaylarında veraset ve intikal vergisi ekseninde tartışılabilecek niteliktedir.
Danıştay 3. Dairesi’nin 20.06.2023 tarih ve E.2021/3041 K.2023/2585 sayılı kararı, bir başka önemli ilkeyi vurgulamaktadır. Eşine bir taşınmazı tapuda satış göstererek devreden mükellef hakkında, bedelin emsale göre düşük olduğu gerekçesiyle değer artış kazancı tarhiyatı yapılmıştır. Daire, gerçek mahiyetin Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca araştırılması gerektiğini; eşler arasındaki devirde tapuda satış görünmesinin tek başına ticari nitelikli bir kazanç doğurmaya yetmediğini belirterek tarhiyatı iptal eden vergi mahkemesi kararını onamıştır. Bu karar, tapuda satış olarak görünen ama gerçek mahiyeti bedelsiz olan eşler arası devirlerde idarenin sırf şeklen sonuca varamayacağını ortaya koymaktadır.
Veraset Doğrultusunda Doğrulanan İlke: Danıştay 7. Dairesi Kararları
Eşler arasındaki mal rejiminin veraset ve intikal vergisi matrahını sınırlandırdığı en açık emsaller, Danıştay 7. Dairesi’nin yakın tarihli paralel kararlarıdır. Daire, 26.11.2024 tarih ve E.2022/124 K.2024/4871 esaslı kararında, eş ve üç çocuğa kalan terekede sağ kalan eşin edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince katılma alacağına isabet eden kısmın veraset ve intikal vergisi matrahından düşülmesi gerektiğini kabul eden vergi mahkemesi kararını onamıştır. Vergi mahkemesinin gerekçesi şöyledir:
“…sağ kalan eşin, bu tarihten sonra muristen kalan malların kanunen yarısına sahip olduğu, diğer bir deyişle bu payın bir yönüyle edinilmiş mallardaki artık değer alacağı, diğer yönüyle de terekenin borcu niteliğini taşıdığı; buna göre, paylaştırma sırasında terekenin borçlarının ödenmesinden sonra kalan miktarın veraset ve intikal vergisinin matrahını oluşturduğu…”
Daire, aynı yöndeki üç paralel kararı (E.2022/125 K.2024/4873, E.2022/126 K.2024/4872, E.2022/127 K.2024/4874) aynı tarihte oybirliği ile vermiş; ayrıca 26.05.2025 tarih ve E.2022/3620 K.2025/1924 ile paralel E.2022/3621 K.2025/1923 sayılı kararlarında prensibi tekrarlamıştır. Bu içtihat, edinilmiş mallara katılma rejimine tabi taşınmazlarda diğer eşin yarısının zaten kanunen kendisine ait olduğunu; vergi hukukunun bu paya yeni bir iktisap olarak yaklaşamayacağını net biçimde göstermektedir.
Eşler arasındaki ekonomik değer paylaşımının nasıl ölçüleceğine ilişkin yöntem tartışmaları için boşanma davasında şirket değerlemesi başlıklı yazımız yardımcı kaynaktır. Söz konusu kararlar miras hukuku bağlamında verilmiş olsa da, ortaya koydukları temel prensip evlilik sürerken yapılan bedelsiz devirlere de uzatılabilir niteliktedir. Çünkü mal rejiminin tasfiyesi sırasında ulaşılan bu sonuç, esasen edinilmiş malda diğer eşin kanuni hakkının vergi hukukunda da tanınmasına dayanmaktadır. Bir mükellef, eşe bedelsiz gayrimenkul devri sonrası açtığı veraset ve intikal vergisi davasında bu kararları, mal rejimi tasfiyesinin ölüm halinde değil ama evlilik içinde yapılan devirde de aynı ilke gereği uygulanması gerektiği savı çerçevesinde dayanak olarak ileri sürebilir.
Vergi Hukuku ile Mal Rejimi Hukukunun Kesişimi
Tartışmanın özü, iki hukuk disiplinin farklı kavram setlerinden kaynaklanmaktadır. Vergi hukuku tapu mülkiyetini, malvarlığındaki fiili artışı ve işlemin ekonomik sonucunu odağa alır. Aile hukuku ise edinilmiş mallara katılma rejimini, katılma alacağını ve eşlerin evlilik birliği içindeki ekonomik ortaklığını vurgular. Bu fark, aynı işlemin iki disiplinde farklı sonuçlar doğurmasına yol açabilmektedir. 21.02.2007 ve 18.06.2007 tarihli Maliye Bakanlığı görüşleri vergi hukukunun lafzi yaklaşımını sürdürürken; 24.01.2014 tarihli Ankara özelgesi ve Danıştay 4. Dairesi’nin 2022/9505 sayılı kararı aile hukuku perspektifini vergi hukukuna taşımaya çalışmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 218. maddesi edinilmiş malları, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olarak tanımlar; 219. madde bu kapsama girecek malları örnek olarak sayar. Buna karşılık 220. maddedeki kişisel mallar — eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait olan malvarlığı değerleri, miras yoluyla veya bağışlama yoluyla edinilenler, manevi tazminat alacakları ve kişisel mallar yerine geçen değerler — mal rejimi tasfiyesine girmez. Bu ayrım, eşe bedelsiz gayrimenkul devri sonucu doğacak vergi yükümlülüğünün belirlenmesinde de belirleyici öneme sahiptir. Evlilik öncesi edinilmiş veya miras yoluyla kalmış bir gayrimenkulün eşe bedelsiz devri açısından idarenin baskın görüşünün uygulanması daha tutarlı görünür; buna karşılık evlilik içinde karşılığı verilerek edinilmiş bir gayrimenkulün eşe bedelsiz devri ise 2014 Ankara özelgesi ile Danıştay içtihadında ortaya konan istisnai çerçeveye dahil olabilir.
Eşe Bedelsiz Gayrimenkul Devri Tarhiyatına Karşı Yargı Yolu
Bedelsiz devir sonrası adına veraset ve intikal vergisi tarh edilen mükellef için pratik vergi yolu şu adımları izlemelidir. İlk aşamada 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamındaki vergi hatasının düzeltilmesi başvurusu, uzlaşma ve indirim olanakları değerlendirilebilir. Sonuç alınamadığı takdirde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca ihbarnamenin tebliğinden itibaren 30 gün içinde yetkili vergi mahkemesinde dava açılması gerekir. Vergi mahkemesinde dava süresi kanuni nitelikte olduğundan genişletilemez; 30 günlük süre içinde başvurulmazsa tarhiyat kesinleşir ve sonrasında düzeltme şikayet yoluyla geri dönüş olanağı dahi sınırlı kalır.
Açılacak davada davacı için kullanılabilecek temel argümanlar şu eksenlerde toplanır. İlki, taşınmazın edinilmiş mal niteliğinde bulunduğunun ve eşler arasında ayrı bir mal rejimi sözleşmesi yapılmadığının ispatıdır. Tapu kayıtları, edinilmiş mal niteliğini destekleyen banka kayıtları, kredi ödeme tabloları ve eşlerin nüfus kayıtları bu bağlamda önem taşır. İkincisi, 24.01.2014 tarihli Ankara özelgesinin idarenin kendi yaklaşımı içinden ortaya çıkan istisnai çerçevenin ileri sürülmesi; üçüncüsü, Danıştay 4. Dairesi’nin 2022/9505 sayılı kararının ve Danıştay 7. Dairesi’nin 2024/4871 sayılı kararının emsal olarak gösterilmesidir. Vergi mahkemelerinde idari görüşler bağlayıcı emsal değildir; ancak idarenin kendi içinden çıkardığı görüş ile yargı içtihadı birlikte değerlendirildiğinde mükellef lehine kuvvetli bir zemin oluşturulabilir.
Dördüncüsü ise Anayasa’nın 73. maddesinin birinci fıkrasında ifadesini bulan vergide adalet ilkesi ile aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki vergilerin kanuniliği ilkesinin birlikte yorumlanmasıdır. Diğer eşin kanunen yarısına sahip olduğu bir gayrimenkulün tamamının ivazsız intikal sayılarak vergiye tabi tutulması, esasen mevcut bir kanuni haktan kaynaklanan ekonomik sonucu çift vergilendirme riskine sürükler. Bu bağlamda Türk Medeni Kanunu’nun 218 ila 231. maddelerinde düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejiminin vergi hukukundaki yansımalarının dikkate alınması, anayasal vergi adaleti ilkesinin gereğidir. Vergi mahkemesine sunulacak dilekçede bu eksenin işlenmesi, hem 2014 Ankara özelgesini hem de Danıştay içtihadını destekleyici bir teorik çerçeve oluşturur.
Eşe Bedelsiz Gayrimenkul Devri Öncesi Vergi Planlaması
Eşe bedelsiz gayrimenkul devri yapacak mükelleflerin işlem öncesinde dikkate alacağı temel başlıklar şunlardır. İlk başlık, taşınmazın edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olduğunun belgeyle netleştirilmesidir. Evlilik içinde karşılığı verilerek edinilen taşınmazlar edinilmiş mal sayılırken, evlilik öncesinde sahip olunan veya miras ile bağışlama yoluyla intikal eden taşınmazlar Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi uyarınca kişisel mal niteliğindedir. Edinilmiş mal niteliğinin doğru tespiti, ileride 2014 Ankara özelgesindeki istisnai çerçeveden yararlanılması için zorunludur.
İkinci başlık, eşler arasında yazılı bir mal rejimi sözleşmesi yapılıp yapılmadığının belirlenmesidir. Yazılı bir sözleşme ile mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimi seçilmişse, 2014 Ankara özelgesinde belirtildiği üzere idarenin baskın görüşü uygulanır ve bedelsiz devir tamamen vergi yükümlülüğünü doğurur. Pratikte mükellefler bu tür sözleşmeler yapmadıkları için yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olur. Üçüncü başlık, tapu işleminin nasıl gerçekleştirileceğidir. Tapuda “bağışlama” olarak yapılan işlemlerde Harçlar Kanunu’na bağlı 4 sayılı tarifenin (4) numaralı bendi uyarınca binde 68,31 oranında tapu harcı uygulanır; tapuda “satış” gösterilen ancak gerçekte bedelsiz işlemler ise gayrimenkul satışlarında düşük bedel beyanı ekseninde muvazaa iddialarıyla karşılaşma riskini doğurur. Eşler arası bedelsiz işlemde tapu memuru önünde bağışlama olarak gösterilmesi, hukuki şeffaflık açısından tercih edilir.
Dördüncü başlık, tahakkuk ettirilecek olası vergi yükünün önceden hesaplanmasıdır. Eğer taşınmaz kişisel mal niteliğindeyse veya eşler seçimlik mal rejimine geçmişse, devralan eşin ödemekle yükümlü olacağı veraset ve intikal vergisi devrin emlak vergisi değeri üzerinden hesaplanır. 7338 sayılı kanunun 4. maddesinin (d) bendindeki ivazsız intikal istisna tutarı düşüldükten sonra kalan matraha kanunun 16. maddesindeki indirimli tarife uygulanır. Bu nedenle yüksek değerli taşınmazların devri öncesinde maliyet analizi yapılması, sonradan oluşacak nakit ihtiyacını öngörmek açısından önemlidir.
Sık Sorulan Sorular
Eşe bedelsiz gayrimenkul devri her durumda veraset ve intikal vergisine tabi midir?
Gelir İdaresi’nin baskın görüşü, eşler arasında yapılan bedelsiz devirlerin 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1. maddesi kapsamında ivazsız intikal sayılarak vergiye tabi tutulması yönündedir. Ancak Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 24.01.2014 tarih ve 90792880-160[5-2012/19]-49 sayılı özelgesi, edinilmiş mallara katılma rejimine tabi taşınmazlarda devralan eşin zaten kanunen yarı paya sahip olduğunu kabul ederek vergi yükümlülüğü doğmayacağı görüşünü ortaya koymuştur. Sonuç somut olayın koşullarına bağlıdır.
Hangi tarz eşe bedelsiz gayrimenkul devri vergiye konu olmaz?
Eşler arasında yazılı bir mal rejimi sözleşmesi yapılmamış (yani yasal mal rejimine tabi olunan) durumlarda, evlilik birliği içinde karşılığı verilerek edinilmiş gayrimenkullerin eşe bedelsiz devrinde 24.01.2014 tarihli Ankara VDB özelgesi devralan eşin zaten kanunen 1/2 paya sahip bulunduğundan servet artışı doğmayacağı sonucuna varmıştır. Buna karşılık eşlerin sözleşmeyle mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimi seçmiş olması halinde aynı çerçeve uygulanmaz ve devir vergiye tabi tutulur.
Vergi yargısı eşler arası bedelsiz devirler konusunda ne görüştedir?
Danıştay 4. Dairesi’nin 29.12.2022 tarih ve E.2019/1554 K.2022/9505 sayılı kararı, eşler arasında yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi bulunması nedeniyle eşin diğer eş tarafından edinilen mal üzerinde de yarısı kadar hak sahibi olabilecek olduğunu kabul etmiş ve sırf bedel kıyaslamasıyla yapılan tarhiyatı iptal etmiştir. Danıştay 7. Dairesi’nin 26.11.2024 tarih ve E.2022/124 K.2024/4871 sayılı kararı ile paralel kararları da edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince sağ kalan eşe ait payın veraset ve intikal vergisi matrahından düşülmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.
Eşe bedelsiz gayrimenkul devri sonrası tarhiyata karşı hangi yol izlenir?
İhbarnamenin tebliğinden itibaren önce 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamındaki vergi hatasının düzeltilmesi, uzlaşma ve indirim olanakları değerlendirilebilir. Sonuç alınamazsa 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca 30 gün içinde yetkili vergi mahkemesinde dava açılır. Dilekçede 24.01.2014 tarihli Ankara özelgesi, Danıştay 4. Dairesi 2019/1554 esaslı kararı ve Danıştay 7. Dairesi 2022/124 esaslı kararı emsal olarak ileri sürülebilir.
Tapuda satış olarak gösterilen ama gerçekte bedelsiz olan devirlerde ne olur?
Danıştay 3. Dairesi’nin 20.06.2023 tarih ve E.2021/3041 K.2023/2585 sayılı kararı bu konuda ölçütleri ortaya koymuştur. Eşler arasında tapuda satış olarak görünen ancak gerçekte bedelsiz olan devirlerde idarenin Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca gerçek mahiyeti araştırması gerekmektedir. Sırf tapudaki resmi kayda dayanılarak değer artış kazancı veya başka bir tarhiyat yapılması hukuka aykırı görülmüştür.
Sonuç
Eşe bedelsiz gayrimenkul devri ile ilgili vergi sonucu, idari görüşler ile yargı içtihadının kesişiminde belirlenmektedir. 21.02.2007 ve 18.06.2007 tarihli Maliye Bakanlığı genelgeleri çerçevesinde çizilen baskın hatta göre eşler arasında yapılan her türlü bedelsiz devir veraset ve intikal vergisinin konusuna girmektedir. Buna karşılık 24.01.2014 tarihli Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı özelgesi ile Danıştay 4. Dairesi’nin 2019/1554 ve Danıştay 7. Dairesi’nin 2022/124 esaslı kararlarında ortaya konan istisnai çerçeve, edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamındaki taşınmazlarda devralan eşin zaten kanunen yarı paya sahip bulunduğunu ve buna karşılık gelen kısmın vergiye tabi tutulamayacağını tartışmaya açabilmektedir.
Pratik sonuç şudur: Evlilik sürerken yapılan her bedelsiz gayrimenkul devri otomatik biçimde vergiye tabi sayılamayacağı gibi otomatik biçimde vergi dışında da bırakılamaz. Somut olayda taşınmazın edinilmiş mal mı yoksa kişisel mal mı olduğunun belirlenmesi, eşler arasında yazılı bir mal rejimi sözleşmesinin bulunup bulunmadığının saptanması ve devrin Türk Medeni Kanunu’ndaki ekonomik mantıkla uyumlu olması belirleyici unsurlardır. Tarhiyatla karşılaşan mükellefin 30 günlük dava süresine titizlikle uyarak Danıştay’ın yerleşik içtihadına dayanan bir dilekçe ile vergi mahkemesine başvurması, sürecin lehe sonuçlanma şansını artırabilecektir.









