0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

Hakim ve Savcılara Soruşturma İzni Verilmesi İşlemine İlişkin Danıştay Kararı

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu

Esas : 2007/736

Karar : 2009/1793

Tarih : 22.10.2009

YARGIÇ VE SAVCILARIN YARGILANMASI

BAKANLIĞIN SORUŞTURMAYA İZİN VERMEMESİ

Özet:(2577 s. İYUK  m. 49)

Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): C.A./Kabataş-İSTANBUL Karşı Taraf (Davalı): Adalet Bakanlığı – ANKARA

İstemin Özeti:

Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 02.02.2007 günlü, E. 2007/28, K:2007/139 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması davacı TARAFINDAN İSTENMEKTEDİR.

Savunmanın Özeti:

Ankara 6. İdare Mahkemesi’nce verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temiz isteminin reddi GEREKTİĞİ SAVUNULMAKTADIR.

Danıştay Tetkik Hakimi’nin Düşüncesi:

Temyiz isteminin kabulüyle ısrar kararının Danıştay Beşinci Daire kararı doğrultusunda bozulması GEREKTİĞİ DÜŞÜNÜLMEKTEDİR.

Danıştay Savcısı’nın Düşüncesi:

İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49 uncu maddesini birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin BULUNMASI GEREKMEKTEDİR.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddiyle Danıştay bozma kararına uyulmayarak verilen idare Mahkemesi ısrar kararının onanmasının uygun OLACAĞI DÜŞÜNÜLMEKTEDİR.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nca dosya incelendi, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Dava, davacının Kadıköy Adliyesi’nde görev yapan bazı hakim ve savcılar hakkında yaptığı şikayet sonucu ilgili hakim ve savcılar hakkında “işlem yapılmasına gerek görülmediği” yolunda Adalet Bakanlığı’nca tesis edilen 27.10.2005 günlü, 45562 sayılı işlemin iptali İSTEMİYLE AÇILMIŞTIR.

Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 30.12.2005 günlü, E. 2005/2543,. K:2005/2422 sayılı kararıyla; dava konusu işlemin, soruşturma açılmamasına ilişkin bir karar olduğu, bu kararın idari işlem niteliğini taşımadığını, iptal davasına konu edilemeyeceği gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine KARAR VERİLMİŞTİR.

Anılan kararın davacı tarafından temyiz edilmesi sonucu Danıştay Beşinci Dairesi’nin 07.11.2006 günlü, E. 2006/3802, K:2006/5138 sayılı kararıyla; 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82, 87 ve 89 uncu maddelerinde yer alan düzenlemeyle hakim ve savcıların görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında kovuşturma ve soruşturma yapılabilmesinin Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlı kılındığı, Bakanlıkça bu iznin verilmemesi halinde hakim ve savcılar hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturmanın yapılamadığı ve yetkili kurul veya merciler tarafından disiplin cezası verilmesi ya da ceza yargılamasını ilgilendiren bir konuda kovuşturma ve kamu davası açılması yolunun tamamen kapatıldığı; hakimler ve savcılar hakkındaki ihbar ve şikayetlerin yalnızca ceza yargılamasını gerektiren bir suç atılımına yönelik olmayıp disiplin ihlaline veya idari bir önlemle sonuçlanabilecek hallere de ilişkin olabileceğinden ve bu farklı sonuçların ancak yapılacak bir soruşturma sonucu ortaya çıkabileceğinden, hakim ve savcılar hakkında verilecek inceleme veya soruşturma izninin yalnızca ceza yargılamasına ilişkin olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı; Anayasa’nın 36. ve 125 inci maddeleriyle uluslararası düzenlemeler gözetildiğinde tarafsızlığı ve bağımsızlığından kuşku duyulmayacak şekilde oluşturulmuş bir mahkemeye başvuru olanağının tanınmadığı bir idari rejimin adil yargılanma ilkesine uygun olmayacağının açık olduğu; takdir yetkisi kullanılarak tesis edilen Bakanlık işleminin, yargı yolu kapatılmamış tüm idari işlemler gibi açılan bir dava sonunda amaç yönüyle hukuka uygunluğunun denetlenebilmesinin Anayasa ve 2577 sayılı Yasa gereği olduğu ve sözü edilen denetimin ancak idari yargı yerlerince yapılacağının açık olduğu; bu durumda, davacının şikayeti üzerine ilgili hakim hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin idari işleme karşı açılan davada işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken sözü edilen işlemin idari davaya konu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş ise de; İdare Mahkemesi bozma kararına uymayarak, dava konusu işlemin ceza yargılamasına yönelik hazırlık işlemlerinden olduğu, bu işlemlerin idari davaya konu olabilecek nitelikte kesin icrai mahiyetlerinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddi yolundaki ilk kararında ISRAR ETMİŞTİR.

Davacı, Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 02.02.2007 günlü, E. 2007/28, K:2007/139 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve BOZULMASINI İSTEMEKTEDİR.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 144 üncü maddesinde, “Hakim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hakimler için idari nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet Bakanlığı’nın izniyle adalet müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hakim veya savcı eliyle de yaptırabilir.” 159 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında da “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; adli ve idari yargı hakim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. Adalet Bakanlığı’nın, bir mahkemenin veya hakimin veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki teklifleri karara bağlar. Ayrıca Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.” Hükümlerine yer verilmek suretiyle hakim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturmanın Adalet Bakanlığı’nın izniyle yapılacağı öngörülmüş, ancak yapılacak soruşturmanın sonucunun değerlendirilmesinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca YAPILACAĞI BELİRTİLMİŞTİR.

Öte yandan, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82 nci maddesinin birinci fıkrasında; hakim ve savcıların görevden doğan ve görev sırasında işlenen suçları, sıfat ve görevleri gereğine uymayan tutum ve davranışları nedeniyle, haklarında inceleme ve soruşturma yapılmasının Adalet Bakanlığı’nın iznine bağlı olduğu, 87 nci maddesinde; hakim ve savcılar hakkında tamamlanan soruşturma evrakının Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderileceği, bu Genel Müdürlük tarafından yapılacak inceleme sonucunda düzenlenecek yazı üzerine kovuşturma yapılmasına veya disiplin cezası uygulanmasına gerek olup olasılığının Bakanlıkça takdir edilerek evrakın ilgili mercilere gönderileceği veya işlemden kaldırılacağı hükme bağlanmış, aynı Yasa’nın 89 uncu maddesinde de, “Hakim ve savcılar hakkında görevden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde evrak, Adalet Bakanlığınca ilgilinin yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine, en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez kuruluşunda görevli hakim ve savcılar hakkındaki evrak ise Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.

Cumhuriyet savcısı beş gün içinde iddianamesini düzenleyerek evrakı, soruşturmanın açılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir” hükmüne YER VERİLMİŞTİR.

Diğer taraftan Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Tüzüğüyle Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği hükümlerinde de bir hakim ve savcı hakkında yapılan şikayet üzerine öncelikle Bakanlıkça adalet müfettişi vasıtasıyla veya incelenecek hakim ve savcıdan daha kıdemli bir hakim ve savcı tarafından inceleme yapılacağı, bu incelemenin sonucuna göre gerekirse soruşturma yapılacağı veya soruşturma aşamasına geçileceği, gerek görülmezse inceleme yapılmakla YETİNİLECEĞİ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR. Örneğin Yönetmeliğin 103 üncü maddesine göre, denetim sırasında Teftiş Kurulu Başkanlığına ilgili hakkında soruşturmaya geçildiğinin yazıyla bildirilmesi, hakkında işlem yapılan kişi için tedbir istenmesi veya her halükarda ilgilinin savunmasının istenmesi halinde soruşturma aşamasına geçildiğinin kabul EDİLECEĞİ BELİRTİLMEKTEDİR.

Değinilen hükümlerin birlikte incelenip değerlendirilmesinden; hakim ve savcıların görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında kovuşturma ve soruşturma yapılabilmesi Adalet Bakanlığı’nın iznine BAĞLI BULUNMAKTADIR. Adalet Bakanlığı’nca izin verilmesi durumunda ilgili hakim ve savcılar hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabilmekte ve Bakanlıkça kovuşturma açılması gerekli görülürse 2802 s. Kanun’un 89 uncu maddesi uyarınca ilgililer hakkında doğrudan ceza DAVASI AÇILMAKTADIR. İzin verilmemesi durumunda ise ilgililer hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılamamakta, yetkili kurul veya merciler tarafından disiplin cezası verilmesi ya da ceza yargılamasını ilgilendiren bir konuda kovuşturma ve kamu davası açılması yolu TAMAMEN KAPATILMAKTADIR. Diğer yandan, gerek 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun gerekse 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda, kapsamda bulunan kamu görevlileri hakkında yetkili makamca ve/veya kurulca soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi hakkındaki işlemlere karşı yine aynı yasalarda bir itiraz müessesesi getirilmiş olmasına karşın 2802 sayılı Yasa’da bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiş; yukarıda da değinildiği gibi bu konu tamamen Adalet Bakanlığı’nın takdirine BAĞLI KILINMIŞTIR.

Bu nedenle öncelikle Adalet Bakanlığı’nca bu konuda tesis edilen işlemlerin hukuki niteliğinin BELİRLENMESİ GEREKMEKTEDİR.

Bilindiği gibi idari işlem, idari makamların kamu gücü ve kudretiyle hakaret ederek, idare işlevine (veya idare hukuku alanına) ilişkin olarak yaptıkları ve çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran tek yanlı irade açıklamaları OLARAK TANIMLANMAKTADIR.

Bu tanıma göre idari bir işlemin öncelikle idari bir makam tarafından idare işlevine (idare hukuk alanına) ilişkin olarak tesis EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR. Ayrıca, bir işlemin idari davaya konu olabilmesi için tek yanlı, icrai nitelikte OLMASI ZORUNLUDUR. Bu tanımdan çıkan sonuca göre, yasama ve yargı organlarının idare işlevine ilişkin tek yanlı, icrai nitelikteki işlem ve eylemleri de idari yargı denetimine TABİ TUTULMAKTADIR.

Öte yandan, idari mercilerin de “adli alana” ilişkin işlemlerinin BULUNDUĞU BİLİNMEKTEDİR. İdarenin bu alana (adli alana) ilişkin işlemlerinin yargısal denetimi uygulamada sorunlar yaratmış, yargıya intikal eden uyuşmazlıklarda da farklı kararların VERİLDİĞİ GÖZLENMİŞTİR.

Genel anlamda, “adli alana” ilişkin idari işlemler denildiği zaman özellikle icra-iflas organlarının işlemleriyle Adalet Bakanlığı’nın yargıya ilişkin işlemleri ön PLANA ÇIKMAKTADIR. İcra-iflas organlarının faaliyetlerinin hukuk yargısıyla ilgili uygulayıcı, dolayısıyla bunları tamamlayan hizmetler olduğu, bu faaliyetlerin adli yargı alanına girdiği, dolayısıyla idarenin ve idari yargının görev alanı dışında kaldığı hususlarında DURAKSAMA BULUNMAMAKTADIR.

Soruşturma ve kovuşturma izni verilmesi veya verilmemesi Adalet Bakanı’nın yetkisiyle ilgili Adalet Bakanlığı işlemlerinin idari yargı denetimine tabi olup olmadığı hususuna gelince;

Hakim ve Cumhuriyet savcılarında olduğu gibi avukatların görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı takipleri 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58 inci maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı’nın iznine BAĞLI TUTULMUŞTUR. Bu konuda doğan uyuşmazlıklarda Danıştay Sekizinci Dairesi’nin istikrar kazanan kararlarında; Adalet Bakanlığı’nca bu konuda izin verilmesi durumunda, ilgili avukat hakkında kovuşturma yapılabildiği, adli işlemlere başlandığı, dava açılabildiği ve böylece kovuşturma açılmasına yönelik idari iznin yargısal denetiminin de yapılmış olduğu; bu konuda izin verilmemesi durumunda ise, ilgili hakkında adli soruşturma ve kovuşturmanın yapılamadığı ve kamu davası açılması yolunun tamamen kapatıldığı, bu nedenle izin verilmemesine ilişkin idari kararın yargı denetimi dışında tutulmasının düşünülemeyeceği gerekçesiyle sözkonusu idari kararlar idarenin takdir yetkisi içinde hukuksal sonuç doğuran (kamu davası açılmasını engelleyen) idari yargı denetimine tabi, kesin ve yürütülmesi zorunlu, idari davaya konu olabilecek bir işlem olarak KABUL EDİLMEKTEDİR. (Örneğin Sekizinci Daire’nin 21.10.1999 günlü, E. 1997/3805, K:1999/5313 sayılı kararı) Gerçektenden de Adalet Bakanlığı’nın yargı yolunu açan kararları, (kovuşturma izni veren kararları) ceza yargısı alanına girdiğinden idare işlevinin kapsamı dışında bulunmakta ve bu kararlara karşı açılan davaların da idari yargı mercilerinde görülmesi OLANAĞI BULUNMAMAKTADIR.

Ancak, Adalet Bakanlığı’nın soruşturma ve kovuşturma izni vermeyen kararları yönünden durum öğretide tartışmalı olduğu gibi, yargısal kararlarda da zaman içinde farklılıklar OLDUĞU BİLİNMEKTEDİR.

Öğreti yönünden duruma baktığımızda, yargısal prosedürün başlamasına engel olan idari işlemlerin iptal davasına konu olabileceği, nitekim, yargı yerlerinin görevlerine başlayabilmesi için, öncelikle bu konuda öngörülmüş bulunan adli prosedüre geçilmesi gerektiği, bu aşamaya gelinmesini engelleyen işlemlerin, adli prosedür işlemleri olarak nitelendirilmelerinin mümkün olmadı belirtildiği gibi (Prof. Dr. Celal Erkut, iptal Davasının Konusunu oluşturma Bakımından İDARİ İŞLEMİN KİMLİĞİ, Danıştay Matbaası, Ankara 1990, Sayfa: 82) idari makamların soruşturma açılması veya açılmaması konusunda verdikleri kararların idari bir makamdan çıkmakla birlikte, ceza soruşturmasıyla ilgili olmaları nedeniyle idari değil, yargısal nitelikte olduğu ve bunlara karşı idari yargı organlarında iptal davası açılamayacağı DA BELİRTİLMİŞTİR. (Prof. Dr. Kemal Gözler, İDARE HUKUKU, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2003, I. Cilt, Sayfa: 536)

Yargısal kararlarda da yukarıda değinildiği gibi Danıştay Sekizinci Dairesi’nin avukatlar yönünden verdiği, istikrar kazanmış kararları bulunduğu gibi kovuşturma açılmasının idari makamların iznine tabi olduğu uyuşmazlıklarda Danıştay Beşinci Dairesi, Danıştay Onüçüncü Dairesiyle İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu tür işlemlerin yargı denetimine tabi olmadığına ilişkin kararları DA BULUNMAKTADIR. Ancak, bu yöndeki kararların istikrar bulduğundan bahsedilemez.

Bu itibarla uyuşmazlığın çözümü için konunun öncelikle hukuk devleti bağlamında ele alınması GEREKLİ GÖRÜLMÜŞTÜR.

Anayasa’nın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk Devleti OLDUĞU BELİRTİLMİŞTİR. Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında da belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda eşitliği gözeten, adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı OLAN DEVLETTİR. Anayasa’da, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik hukuk devleti niteliği vurgulanırken, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı OLMASI AMAÇLANMIŞTIR. Yargı denetimi, hukuk devletinin “olmazsa olmaz” koşuludur.

Öte yandan, Anayasa’nın 36 ncı maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmayla adil yargılanma HAKKINA SAHİPTİR. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” 125 inci maddesinde de, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır,” denilmiştir.

Anayasa’nın 36 ncı maddesiyle güvence altına alına dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötresinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden BİRİSİNİ OLUŞTURMAKTADIR. Kişinin, kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde HAKKINI ARAYABİLMESİDİR.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkının düzenlediği 6 ncı maddesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da, dava yoksa, adil, aleni ve gecikmesiz bir yargılamadan söz edilemeyeceği (Golder/İngiltere, 21.2.1975, s.12); Mahkeme önünde hak arama yolunun fiilen yahut hukuken geçici de olsa kapatılmasının veya kullanımını imkansız kılan koşullara bağlayarak sınırlamasının adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geleceği (Airey/İrlanda, 09.10.1979, s.12 ve Pudas/Sweden, 27.10.1987, para. 40-41) belirtilmiştir

Anayasa’nın 4709 sayılı Yasayla değişik 13 üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, Anayasa’nın ilgili maddelerinde özel sınırlandırma nedeni bulunmasına BAĞLI TUTULMUŞTUR. Anayasa’nın 36 ncı maddesinde ise hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması konusunda özel bir sınırlama nedenine YER VERİLMEMİŞTİR.

Bu açıklamalar karşısında, dava konusu Adalet Bakanlığı işlemi, niteliği itibariyle, 2802 sayılı Yasa’nın verdiği yetkiye dayanılarak, tek yanlı irade açıklamasıyla hukuki varlık kazanan, davacının başvurusu üzerine kıdemli haklim ve savcı marifetiyle yapılan inceleme sonucunda ilgili hakim ve savcılar hakkında işlem yapılmaması, yani ilgili hakim ve savcılar hakkında soruşturma ve kovuşturma yolunun kapatılması yönünde hukuki sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi gereken bir idari işlem olup, 4483 sayılı Yasayla 2547 sayılı Yasa’da öngörüldüğü gibi bir işleme karşı yargı yolunu kapayan bir yasa hükmü de olmadığından, hukuk devleti, Anayasa’nın 36 ncı maddesinde öngörülen “hak arama özgürlüğü” ve 125 inci maddesinde öngörülen “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu” ilkeleri uyarınca idari davaya konu EDİLEBİLECEĞİ AÇIKTIR.

Takdiryetkisi kullanılarak tesis edilen Bakanlık işleminin, yargı yolu kapatılmamış tüm idari işlemler gibi, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygunluğunun denetlenebilmesinin ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinin gereği olduğunda da KUŞKU BULUNMAMAKTADIR.

Bu durumda, davacının şikayeti üzerine yapılan inceleme sonucunda ilgili hakim ve savcılar hakkında soruşturma izni verilmemesine karşı açılan davada, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, sözü edilen işlemin idari davaya konu olamayacağı gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka UYARLIK GÖRÜLMEMİŞTİR.

Diğer yandan, yetkili makamın ceza soruşturmasına başlanılmaması yolundaki kararlarının iptal davası yoluyla yargı denetimine tabi tutulmasının, idari yargılama süreci içinde verilmesi olası farklı kararların, ceza soruşturması ve kovuşturması aşamasında kimi sorunlara neden olabilmesi olasılığı yukarıda değinilen hukuk devleti ilkesi gereğince idari işlemin yargısal denetimine ENGEL OLUŞTURMAMAKTADIR.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Ankara 6. İdare Mahkemesi’nce verilen 02.02.2007 günlü, E. 2007/28, K:2007/139 sayılı kararın BOZULMASINA, işin esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 22.10.2009 tarihinde OYÇOKLUĞUYLA KARAR VERİLDİ.

Diğer Makaleler

Call Now Button