İçerik Başlıkları
- 1 Şirketi Devrettim, Vergi Borcu Yine Bana mı Gelir?
- 2 Hisse Devri Tescil Edilmezse Vergi Borcundan Kim Sorumlu Olur?
- 3 Hisse Devri Tescil Edilmezse Devir Geçersiz mi Olur?
- 4 Limited Şirkette Hisse Devri Ne Zaman Geçerli Olur?
- 5 Hisse Devri Tescil Süresi Ne Kadardır?
- 6 Hisse Devri Tescil Edilmezse Hangi Uyuşmazlıklar Çıkıyor?
- 7 Hisse Devri Tescil Edilmeden Ödeme Emri Gelirse Ne Yapılmalıdır?
- 8 Genel Kurul Hisse Devrini Reddederse Devreden Ortak Ne Yapabilir?
- 9 Hisse Devri Tescil Edilmezse Devralan Hangi Yola Başvurur?
- 10 Hisse Devrinden Doğan Kazanç Nasıl Vergilendirilir?
- 11 Sık Sorulan Sorular
- 11.1 Limited şirkette hisse devri tescil edilmezse devir geçersiz mi olur?
- 11.2 Hisse devri tescil edilmezse devreden ortak vergi borcundan kurtulur mu?
- 11.3 Genel kurul hisse devrini onaylamazsa devreden ortak ne yapabilir?
- 11.4 Hisse devri tescil süresi ne kadardır?
- 11.5 Ödeme emri tebliğ edilirse kaç gün içinde ve nereye dava açılır?
- 11.6 Hisse devri, şirket müdürlüğü sıfatını da sona erdirir mi?
- 11.7 Hisse devrinden doğan kazanç gelir vergisine tabi midir?
- 12 Sonuç
REVİZE TASLAĞI — yayında değildir. Bu sayfa, yayındaki yazının devil’s advocate denetimi sonrası hazırlanmış revizyonudur. Onay verilirse içerik asıl yazıya uygulanacak ve bu taslak silinecektir. Üretim: 14.08.2026.
Özetle: Hisse devri tescil edilmemiş olması, devreden ortağı vergi borcundan kendiliğinden kurtarmaz. Belirleyici olan tescil değil, borcun hangi dönemde doğduğudur: 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi devir öncesine ait amme alacaklarında devreden ile devralanı müteselsilen sorumlu tutar; alacağın doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarihlerde pay sahipleri farklı kişilerse her ikisi birden sorumludur. Ortaklıktan ayrıldıktan sonraki dönemlere ait borçlardan ise sorumluluk sona erer. Devrin geçerliliği bakımından ise hisse devri tescili şart değildir; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu tescili açıklayıcı saymaktadır.
Noterde imzalanan bir hisse devri sözleşmesinden yıllar sonra vergi dairesinden ödeme emri gelmesi, uygulamada sık karşılaşılan bir durumdur. Sorunun kaynağı, devrin şirkete bildirilmemesi veya bildirilse bile hisse devri tescil işleminin yapılmamasıdır. Bu yazıda, hisse devri tescil edilmediğinde devrin geçerliliğinin ne olduğu, hisse devri tescil süresinin ne kadar olduğu, devreden ve devralan ortağın kamu borçlarından sorumluluğunun hangi ölçüde devam ettiği ve tarafların hangi hukuki yollara başvurabileceği, Danıştay ve Yargıtay kararları ile Gelir İdaresi Başkanlığı görüşü çerçevesinde ele alınmaktadır.
Şirketi Devrettim, Vergi Borcu Yine Bana mı Gelir?
Kısa cevap: duruma göre değişir ve belirleyici olan hisse devri tescil edilip edilmediği değil, borcun hangi dönemde doğduğudur. Hisse devri tescil edilmişse ticaret sicilindeki kayıt idarenin size ulaşmasını kolaylaştırır; ancak sorumluluğun kapsamını hisse devri tescil işlemi değil, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi belirler. Üç ihtimali ayırmak gerekir.
Devir tarihinden önceki dönemlere ait borçlar. Bunlardan kurtulmak mümkün değildir. 35. maddenin ikinci fıkrası, payı devreden ve devralan kişileri devir öncesine ait amme alacaklarından müteselsilen sorumlu tutar. Noter senedi ibraz etmek bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz; sorumluluk sermaye payı oranıyla sınırlıdır.
Ortaklıktan ayrıldıktan sonraki dönemlere ait borçlar. Bunlardan sorumlu değilsiniz. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, ortağın şirketten ayrılmasının hukuken kesinleşmesi hâlinde bu tarihten sonraki dönemlere ait kamu borçlarından sorumluluğunun sona erdiğini kabul etmektedir; hisse devri tescil edilmemiş olması bu sonucu değiştirmez.
Doğduğu ve ödenmesi gerektiği tarih farklı dönemlere düşen borçlar. Asıl tartışma buradadır. 35. maddenin üçüncü fıkrası, amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı kişiler olması hâlinde her ikisini birden müteselsilen sorumlu tutar. Vergide alacağın doğduğu an ile vadesi çoğu zaman farklı dönemlere düştüğünden, devirden sonra vadesi gelen bir borcun doğduğu dönemde ortak olan kişi de takip edilebilir.
Hisse devrinden iki yıl sonra sorumluluk sona erer mi?
Hayır; bu yaygın bir karışıklıktır. İki yıllık müteselsil sorumluluk süresi, Türk Borçlar Kanunu’nun 202. maddesinde malvarlığının veya işletmenin devralınması için öngörülmüştür: “Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır.” Hisse devrinde ise devredilen şey işletme değil, şirketteki paydır; şirketin tüzel kişiliği ve malvarlığı aynı kalır. Bu nedenle söz konusu iki yıllık süre hisse devrine uygulanmaz; hisse devri tescil edilmiş olsa dahi sorumluluğu iki yılla sınırlayan bir hüküm yoktur ve 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinde de iki yıllık bir üst sınır bulunmamaktadır.
Hisse devrini vergi dairesine bildirmek sorumluluğu sona erdirir mi?
Bildirim tek başına sorumluluğu sona erdirmez, ancak delil değeri taşır. Tescil edilmemiş bir hususun üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi, Türk Ticaret Kanunu’nun 36. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca o kişinin durumu bildiğinin veya bilmesi gerektiğinin ispatına bağlıdır. Hisse devri tescil edilmemişse, vergi dairesine verilen tarihli bir dilekçe idarenin devirden haberdar olduğunu göstermesi bakımından bu ispatı kolaylaştırır.
Buna karşılık dilekçe vermek dava süresini durdurmaz. Adınıza ödeme emri düzenlenmişse, aşağıda açıklanan on beş günlük süre içinde vergi mahkemesinde dava açılması gerekir.
Ayrıca payını devreden kişi şirket müdürü de ise, hisse devri bu sıfatı kendiliğinden sona erdirmez ve kanuni temsilci sorumluluğu sermaye payı oranıyla sınırlı olmaksızın devam edebilir. Bu ayrım için limited şirket müdürünün vergi borcu sorumluluğu incelenmelidir.
Hisse Devri Tescil Edilmezse Vergi Borcundan Kim Sorumlu Olur?
Kamu alacağı bakımından belirleyici hüküm, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesidir. Maddenin çoğu yazıda yalnızca birinci fıkrası anılır; oysa uyuşmazlıkların büyük kısmını 2008 yılında 5766 sayılı Kanun ile eklenen ikinci ve üçüncü fıkralar belirler.
Birinci fıkra temel kuralı koyar: limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar. Buradaki “tahsil edilemeyeceği anlaşılan” ibaresi önemlidir: idare, şirket hakkındaki takibi tamamen tüketmeden de ortağa yönelebilir.
İkinci fıkra hisse devri hâlini düzenler: “Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.” Yani devreden ortak, devir tarihinden önceki dönemlere ait borçlardan noter senedi ibraz ederek kurtulamaz; bu sorumluluk kanunen ve emredici biçimde devam eder.
Üçüncü fıkra ise uygulamada en çok tartışılan hükümdür: “Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.” Vergide alacağın doğduğu an ile ödenmesi gereken an çoğu zaman farklı dönemlere düşer; bu nedenle devir tarihinden sonra vadesi gelen bir borcun doğduğu dönemde ortak olan kişi de sorumlu tutulabilir.
Danıştay 7. Dairesi, tescil ve ilan usulüne uygun yapılmış olsa dahi bu üçüncü fıkra nedeniyle sorumluluğun sürebileceğini kabul etmekte ve devreden ortak lehine verilen kararları bozmaktadır.
Danıştay 7. Dairesi, E.2021/515, K.2024/1635, 21.03.2024
“Yukarıda yer verilen maddede ödenmesi gerektiği zamanın yanında, alacağın doğduğu zamanda da pay sahiplerinin sorumluluğuna gidilebileceğinin öngörülmüş olması, alacağın doğumunun ise vergiyi doğuran olayın meydana geldiği dönemi kapsaması karşısında, amme alacağının doğduğu zamanda davacının şirket ortağı olup olmadığı, şirket adına düzenlenen ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği, borcun şirketten tahsil edilemeyeceğinin tespit edilip edilmediği, ödeme emrinin davacının hissesi oranında düzenlenip düzenlenmediği hususlarının incelenmesi suretiyle ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.”
Aynı Daire, E.2020/1243 ve K.2023/1701 sayılı kararında da aynı ölçütü uygulamıştır. Bu içtihat, hisse devri tescil edilmiş olsa bile devredenin kendiliğinden kurtulmadığını, dolayısıyla hisse devri tescil işleminin tek başına belirleyici olmadığını göstermektedir.
Hisse devri tescil edilmemişken devralan sorumlu tutulabilir mi?
Evet. Devralan bakımından risk, çoğu zaman devredenden daha ağırdır. Danıştay 9. Dairesi, genel kurul onayı bulunmayan bir hisse devrinde, üç aylık süre içinde ret kararı alınmamış olmasını zımni kabul sayarak devralanı sorumlu tutmuştur.
Danıştay 9. Dairesi, E.2019/2161, K.2022/1840, 16.05.2022
“Basiretli bir tacir gibi hareket etmesi yolunda sorumluluk yüklenen ve noter hisse devir sözleşmesiyle şirkete ortak olma yönünden iradesini ortaya koyan davacının, şirkete ortak olduğu dönemden sonra ortaya çıkan ve şirket mal varlığından tahsil edilemeyen vergi alacaklarından, şirketteki hissesi oranında sorumlu tutulmasının gerektiği sonucuna varılmıştır.”
Daire, devir sözleşmesinin genel kurul onayına kadar askıda hükümsüz kalacağı gerekçesiyle ödeme emrini iptal eden bölge idare mahkemesi kararını isabetli görmemiştir.
Vergi dairesi önce müdürü takip etmek zorunda mıdır?
Hayır. Bu husus içtihadı birleştirme yoluyla çözülmüştür.
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E.2013/1, K.2018/1, 11.12.2018 (Resmî Gazete: 20.06.2019, S. 30807)
“Limited şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun takip ve tahsiline ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da, kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığından, limited şirketin vergi borcunun tahsilinde ortağın takibine başlanabilmesi için kanuni temsilcinin takibinin gerekli olmadığı açıktır.”
Aynı karar, ortağın sorumluluğunu nitelendirirken şu tespiti de yapmaktadır: sorumluluk sınırlı şahsi sorumluluk olup aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak kabul edilmektedir ve bir vergi sorumluluğu değil tahsilat muhataplığı sorumluluğudur. Kanuni temsilciye tanınan kurtuluş beyyinesi imkânı ortak bakımından öngörülmemiştir.
Payını devreden kişi müdürlük sıfatını da sona erdirmiş olur mu?
Ortaklık sıfatı ile kanuni temsilcilik sıfatı birbirinden bağımsızdır ve uygulamadaki en sık hata bu ikisinin karıştırılmasıdır. Payını devreden kişi müdürlük görevinden ayrılmamışsa, Vergi Usul Kanunu’nun 10. ve 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddeleri uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla takip edilmeye devam eder. Üstelik bu sorumluluk sermaye payı oranıyla sınırlı olmayıp borcun tamamına ilişkindir. Sosyal güvenlik primleri bakımından ise ayrı bir rejim söz konusudur; bu konuda limited şirket ortağının SGK borcundan sorumluluğu ayrıca değerlendirilmelidir.
Hisse Devri Tescil Edilmezse Devir Geçersiz mi Olur?
Hisse devri tescil edilmezse devrin akıbetinin ne olacağı, tescilin hukuki etkisine bağlıdır. Bir hukuki olayın sonuç doğurabilmesi tescile bağlıysa tescil kurucudur; değilse açıklayıcıdır. Limited şirkette hisse devri tescili bakımından Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu açıklayıcı etkiyi benimsemektedir; yani hisse devri tescil edilmezse devir geçersiz hâle gelmez.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E.2024/52, K.2025/19, 05.02.2025 (oyçokluğu)
“6102 sayılı Kanun’un 595. maddesinde, limited şirket ortaklarının esas sermaye paylarını devredebilmesi için aranan şartların neler olduğu açıklanmıştır. Anılan maddede bu devrin geçerliliği için tescil ve ilan edilme şartı aranmamıştır. Dolayısıyla hisse devriyle ortaklıktan ayrılmanın tescil ve ilanı, kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı mahiyettedir. Kamu idarelerince yapılan takipler açısından, idarenin, tescil ve ilan edilmediği için ortaklıktan ayrılmanın kendisine karşı ileri sürülemeyeceğini iddia etmesi mümkün değildir.”
Aynı yaklaşım, ortaklık sıfatının yanı sıra temsil yetkisinin sona ermesi bakımından da benimsenmiştir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E.2022/116, K.2022/1131, 05.10.2022 (oyçokluğu)
“Hisse devriyle ortaklıktan ayrılmanın ve temsil yetkisinin sona ermesinin tescil ve ilânı, kurucu bir etkiye sahip olmayıp açıklayıcı mahiyettedir.”
Hisse devri tescil edilmemişse idareye karşı nasıl ileri sürülür?
Bu noktada Türk Ticaret Kanunu’nun 36. maddesinin dördüncü fıkrası göz ardı edilmemelidir: “Tescili zorunlu olduğu hâlde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı zorunlu iken ilan olunmamış bir husus, ancak bunu bildikleri veya bilmeleri gerektiği ispat edildiği takdirde, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.” 598. maddenin üçüncü fıkrası da sicil kaydına güvenen iyiniyetli kişinin güveninin korunacağını belirtir. Vergi Dava Daireleri Kurulu kamu icra hukuku bakımından idarenin bu itirazı ileri süremeyeceğini kabul etse de, hisse devri tescil edilmemişse devreden ortağın elini güçlendiren şey, devirden idarenin haberdar olduğunu gösteren somut belgelerdir: vergi dairesine verilen bildirim dilekçesi, imza sirküleri değişikliği, sonraki dönem beyannamelerinin başka kişilerce imzalanması gibi.
Bu konuda içtihat birleşmiş değildir. Yukarıdaki Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları oyçokluğuyla alınmıştır ve karşı oylarda, genel kurul onayına kadar hisse devri sözleşmesinin askıda hükümsüz kalacağı ve ortaklık sıfatının ancak onay tarihinde sona ereceği savunulmaktadır. Konuya ilişkin bir Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı bulunmamaktadır; limited şirket kamu borçlarına dair mevcut içtihadı birleştirme kararının konusu ise aşağıda görüleceği üzere takip sırasıdır.
Limited Şirkette Hisse Devri Ne Zaman Geçerli Olur?
Bir hisse devri üç aşamalı bir süreçtir ve her aşamanın kendi hukuki sonucu vardır. Sürecin doğru okunması, sorumluluğun kimde kaldığını belirleyen ilk adımdır.
Birinci aşama şekil şartıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesinin birinci fıkrasına göre esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır. Kanun sözleşmenin noterde düzenlenmesini değil, imzaların noterce onanmasını aramaktadır; taraflar metni kendileri hazırlayıp yalnızca imzalarını onaylatabilir. Bu şekle uyulmaması hâlinde sözleşme kesin hükümsüzdür ve hisse devri tescil aşamasına hiç gelinemez.
İkinci aşama şirketin onayıdır. Aynı maddenin ikinci fıkrası şu şekildedir: “Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayı şarttır. Devir bu onayla geçerli olur.” Buradaki “şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse” kaydı çoğu zaman gözden kaçar. Kural emredici değil tamamlayıcıdır: şirket sözleşmesi onay şartını tümüyle kaldırmışsa hisse devri, noter onayıyla tamamlanır ve genel kurul beklenmez. Bu nedenle bir hisse devri uyuşmazlığında yapılacak ilk iş, şirket sözleşmesinin ilgili hükmünü okumaktır.
Üçüncü aşama hisse devri tescilidir. 598. maddenin birinci fıkrası uyarınca esas sermaye paylarının geçişlerinin tescil edilmesi için şirket müdürleri tarafından ticaret siciline başvurulur. Hisse devri tescili, aşağıda görüleceği üzere devrin geçerliliğini değil, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirliğini ilgilendirir.
Şirket sözleşmesi 595. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca sermaye payının devrini tümüyle yasaklamış olabilir. Yasak yoksa genel kurul, üçüncü fıkra uyarınca — şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmemişse — sebep göstermeksizin onayı reddedebilir.
Şirket üç ay içinde cevap vermezse hisse devri onaylanmış sayılır mı?
Evet. 595. maddenin yedinci fıkrası şöyledir: “Başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde onayı vermiş sayılır.” Bu süre bir hak düşürücü süre değildir ve başvuran taraf aleyhine işlemez; tam tersine şirket aleyhine işler. Başvuru yapıldıktan sonra şirket üç ay içinde ret kararı almazsa devir kendiliğinden onaylanmış sayılır. Başvurunun noter ihtarnamesiyle yapılması zorunlu değildir, ancak başvuru tarihinin ispatı üç aylık sürenin başlangıcını belirlediğinden ihtarname pratik bir ispat aracıdır.
Genel kurul onay verirse hisse devri hangi tarihten itibaren sonuç doğurur?
Onay geriye etkilidir ve bu sonuç hisse devri tescil edilmemiş olsa dahi değişmez. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu bu noktayı açıkça çözmüştür.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E.2024/52, K.2025/19, 05.02.2025 (oyçokluğu)
“Ortaklar genel kurulu kararı ile pay devrine onay verilmesi halinde pay devrine ilişkin sözleşmenin yapıldığı tarih itibarıyla pay devri hüküm ve sonuçlarını doğurur. Başka bir ifade ile yalnızca pay devrine ilişkin sözleşmenin yapılması ile payın ve ortaklık sıfatının geçmesi sonucu doğmayacak, pay devrine ilişkin sözleşmeye ortakların onay vermesiyle payın devri için öngörülen aşama tamamlanacak devir sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren payı devreden kimse ortak sıfatını kaybedecektir.”
Karardan çıkan iki sonuç şudur: onay alınmadıkça yalnız noter sözleşmesi ortaklık sıfatını geçirmez; onay alındığında ise ortaklık sıfatı onay tarihinden değil, sözleşme tarihinden itibaren sona ermiş sayılır.
Hisse Devri Tescil Süresi Ne Kadardır?
Uygulamada en çok sorulan konulardan biri hisse devri tescil süresidir. Türk Ticaret Kanunu’nun 598. maddesinin birinci fıkrası, esas sermaye paylarının geçişlerinin tescil edilmesi için şirket müdürleri tarafından ticaret siciline başvurulacağını düzenler. Başvuru yükümlüsü devreden ya da devralan ortak değil, şirket müdürleridir.
Maddenin ikinci fıkrası bu yükümlülüğe otuz günlük bir süre bağlar: başvurunun otuz gün içinde yapılmaması hâlinde ayrılan ortak, adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Dolayısıyla hisse devri tescil işlemi otuz gün içinde yapılmazsa, devreden ortağın elinde sicil kaydını düzeltmeye yönelik bir başvuru imkânı doğar.
Bu otuz günlük süre bir hak düşürücü süre değildir. Süre geçtiği için hisse devri geçersiz hâle gelmez; hisse devri tescil edilmezse dahi devir, genel kurul onayıyla geçerliliğini korur. Sürenin işlevi devri geçerli kılmak değil, sicildeki görünüm ile gerçek durum arasındaki farkı gidermektir.
Hisse Devri Tescil Edilmezse Hangi Uyuşmazlıklar Çıkıyor?
Hisse devri tescil edilmezse taraflar birbirine benzemeyen birkaç tipik uyuşmazlığın içine girer.
Birincisi, idarenin sicil kaydına dayanmasıdır. Hisse devri tescil edilmediğinde vergi dairesi ödeme emrini ticaret sicili kayıtlarına göre düzenler. Sicilde hâlâ ortak görünen kişi, hisse devrini ispat etmedikçe muhatap olarak kalır. Bu aşamada ibraz edilmesi gereken belgeler noter onaylı devir sözleşmesi, varsa ortaklar kurulu onay kararı ve şirkete yapılan başvuruya ilişkin tebligat belgesidir.
İkincisi, dönem tartışmasıdır. Hisse devri tescil edilmiş olsun ya da olmasın, idare çoğu zaman borcun vade tarihine, mükellef ise devir tarihine dayanır. Danıştay 7. Dairesi içtihadı, alacağın doğduğu dönemi de ölçüt kabul ettiğinden, uyuşmazlık pratikte hangi vergilendirme döneminde vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği sorusuna indirgenir.
Üçüncüsü, onayın hiç alınmamış olmasıdır. Hisse devri şirkete hiç bildirilmemişse üç aylık zımni onay süresi işlemeye başlamaz, süreç askıda kalır ve hisse devri tescil işlemi de yapılamaz. Bu durumda devralan ortak sıfatını kazanamaz, devreden ise sicilde ortak görünmeye devam eder; her iki taraf da beklemediği bir sorumlulukla karşılaşabilir.
Dördüncüsü, hisse devri bedelinin düşük gösterilmesidir. Devir bedelinin gerçeğin altında yazılması, yalnızca taraflar arasında bir muvazaa sorunu değildir; Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin (B) fıkrasındaki gerçek mahiyet esası uyarınca idarenin cezalı tarhiyat yapmasına da yol açabilir. Üçüncü kişi konumundaki idare muvazaayı her türlü delille ispat edebilir.
Beşincisi, şirketin tasfiye edilmiş veya resen silinmiş olmasıdır. Tüzel kişiliği sona ermiş şirketin borçları için ortaklara yönelme, ayrı bir tartışmayı beraberinde getirir. Genel çerçeve için şirket ortaklarının vergi borcundan sorumluluğu incelenebilir.
Hisse Devri Tescil Edilmeden Ödeme Emri Gelirse Ne Yapılmalıdır?
6183 sayılı Kanun’un 55. maddesi uyarınca amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gerektiği bir ödeme emri ile tebliğ olunur. Dava yolu ise 58. maddede düzenlenmiştir ve üç noktası uygulamada sıkça atlanır.
Süre 15 gündür. 58. madde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde itirazda bulunabileceğini öngörür. Bu süre, genel vergi davası süresi olan 30 günden farklıdır ve kaçırılması hâlinde borç kesinleşir. Vergi dairesine dilekçe vermek bu süreyi durdurmaz.
Dava vergi mahkemesinde açılır. Maddede geçen vergi itiraz komisyonu ibaresi tarihseldir; görev 2576 sayılı Kanun ile vergi mahkemelerine geçmiştir. Danıştay bu uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi değil, kanun yolu merciidir. Süreç için ödeme emri davası başlığına bakılabilir.
İtiraz sebepleri sınırlıdır. 58. madde sebepleri üçle sınırlar: böyle bir borcun olmaması, borcun kısmen ödenmiş olması veya zamanaşımına uğramış olması. Ortaklık sıfatının devirle sona erdiği yönündeki savunma, ancak “böyle bir borcum yoktur” sebebine oturtularak ileri sürülebilir. Dilekçenin yalnızca hakkaniyete aykırılık gibi gerekçelerle yazılması, esasa girilmeden ret riski doğurur.
Maddenin haksız çıkma zammına ilişkin fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve E.2021/119, K.2022/48 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Genel Kurul Hisse Devrini Reddederse Devreden Ortak Ne Yapabilir?
Genel kurulun sebep göstermeksizin ret yetkisi, ortağı şirkette süresiz biçimde tutma sonucunu doğurmaz. Kanun bir çıkış kapısı öngörmüştür.
Haklı sebeple çıkma davası. 595. maddenin beşinci fıkrası, şirket sözleşmesi devri yasaklamış veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkının saklı kalacağını belirtir. Dava, 638. maddenin ikinci fıkrasına dayanılarak şirket tüzel kişiliğine karşı açılır. Kanun burada bir karine kurmaz; haklı sebebin varlığı mahkemece değerlendirilir. Konu hakkında limited şirketlerde ortaklıktan çıkma yazısı ayrıntı içermektedir.
Ayrılma akçesi. 641. madde uyarınca ayrılan ortak, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkını haizdir. Ancak bu alacağın muaccel olması 642. maddedeki şartlara bağlıdır; kullanılabilir özkaynak bulunmaması hâlinde ödeme gecikebilir. Ayrıca 639. madde uyarınca diğer ortaklar davaya katılarak aynı şartlarda çıkma talep edebilir; bu, şirketin toplam yükünü ve davanın ekonomik sonucunu değiştirir.
Genel kurul kararının iptali davası. Ret kararına karşı iptal davası 622. madde yollamasıyla anonim şirket hükümlerine göre açılır ve 445. madde uyarınca karar tarihinden itibaren üç ay içinde asliye ticaret mahkemesinde ikame edilir. Burada 446. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi gözden kaçırılmamalıdır: toplantıda hazır bulunup karara olumsuz oy veren ve muhalefetini tutanağa geçirten ortak dava açabilir. Muhalefet şerhi konulmamışsa dava sıfat yokluğundan reddedilebilir.
Haklı sebeple fesih davası. 636. maddenin üçüncü fıkrası her ortağa fesih isteme hakkı tanır; ancak mahkeme fesih yerine payın gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın şirketten çıkarılmasına yahut duruma uygun düşen başka bir çözüme hükmedebilir. Yargıtay bu yetkiyi şirketin yaşatılması yönünde kullanmaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2026/1605, K.2026/1454, 11.03.2026 (oy birliği)
“Aslolan ticaret hayatı içerisinde devamlılıktır. 6102 sayılı TTK’nın 636/3 hükmü uyarınca haklı sebeplerin varlığında her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme istem yerine davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebilir. Ticaret hayatının devamlılığı gereği ticari şirketlerin yaşatılması esas olup davalı taraf da bu yönde iradesini ortaya koymuştur.”
Daire, doğrudan feshe hükmeden kararı bu gerekçeyle bozmuştur. Fesih talebi pratikte çoğu zaman ayrılma akçesiyle sonuçlanmaktadır.
Hisse Devri Tescil Edilmezse Devralan Hangi Yola Başvurur?
Bu noktada kanunun kime hangi hakkı verdiği dikkatle okunmalıdır. 598. maddenin ikinci fıkrası şöyledir: “Başvurunun otuz gün içinde yapılmaması hâlinde, ayrılan ortak, adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Bunun üzerine sicil müdürü, şirkete, iktisap edenin adının bildirilmesi için süre verir.”
Hisse devri tescil edilmediğinde sicile başvurma hakkı devralana değil, ayrılan ortağa tanınmıştır ve talebin konusu devralanın tescili değil, ayrılan ortağın adının silinmesidir. Sicil müdürünün kendiliğinden tescil yetkisi de yoktur; şirketin kaçınma sebepleri yeterli görülmezse müdürlük durumu asliye ticaret mahkemesine bildirir ve tescil ancak mahkemenin hükmetmesi hâlinde resen yapılır.
Hisse devri bakımından devralanın elini güçlendiren asıl durum, 595. maddenin yedinci fıkrasındaki zımni onaydır. Başvurudan itibaren üç ay içinde ret kararı alınmamışsa devralan artık ortak sıfatını kazanmıştır ve bu sıfatla şirkete karşı dava yoluna başvurabilir. Buna karşılık onay verilmeden önce, henüz ortak sıfatını kazanmadığından şirketin iç işleyişine ilişkin davalarda taraf sıfatı tartışmalıdır.
Hisse devri kesin olarak reddedilirse devralanın muhatabı şirket değil devreden ortaktır. Ödenen bedelin iadesi talebi sözleşmesel temele dayandırılabileceği gibi sebepsiz zenginleşme hükümlerine de dayandırılabilir; ikinci ihtimalde Türk Borçlar Kanunu’nun 82. maddesindeki iki yıllık zamanaşımı süresi gözden kaçırılmamalıdır.
Hisse Devrinden Doğan Kazanç Nasıl Vergilendirilir?
Uygulamada sık sorulan bir başka konu, devreden ortağın elde ettiği kazancın vergilendirilmesidir. Anonim şirket hisse senetlerinde iki yıldan fazla elde tutma hâlinde tanınan istisna, limited şirket payları bakımından uygulanmaz. Gelir İdaresi Başkanlığının görüşü bu yöndedir.
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, 62030549-120[Mük.80-2012/954]-906 sayılı ve 14.04.2014 tarihli özelge
“Limited şirket payları anılan maddenin uygulamasında menkul kıymet olarak kabul edilemeyeceğinden, limited şirketinizin ortaklarının pay senetlerinin satışının Gelir Vergisi Kanunun mükerrer 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin uygulamasında hisse senedi olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, söz konusu pay senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen kazançların, aynı maddenin (4) numaralı bendi kapsamında değer artış kazancı olarak vergilendirileceği tabiidir.”
Özelge, talep eden mükellefe verilen bir görüştür ve başkası bakımından bağlayıcı değildir; Vergi Usul Kanunu’nun 413. maddesi çerçevesinde yalnızca ceza ve gecikme faizi yönünden koruma sağlar. Bununla birlikte idarenin yerleşik uygulamasını göstermesi bakımından yol göstericidir.
Sık Sorulan Sorular
Limited şirkette hisse devri tescil edilmezse devir geçersiz mi olur?
Hayır. Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesi devrin geçerliliği için ticaret siciline tescil şartı aramaz. Devir, noterce onaylanmış sözleşme ve şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse ortaklar genel kurulunun onayı ile geçerlilik kazanır. Tescil kurucu değil açıklayıcı etkiye sahiptir; işlevi, devri üçüncü kişilere duyurmaktır.
Hisse devri tescil edilmezse devreden ortak vergi borcundan kurtulur mu?
Kendiliğinden kurtulmaz. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, ayrılan ortağın ayrılma tarihinden sonraki dönemlere ait kamu borçlarından sorumluluğunun sona erdiğini kabul etmektedir. Ancak 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinin ikinci fıkrası devir öncesine ait amme alacaklarında devreden ile devralanı müteselsilen sorumlu tutar; üçüncü fıkra ise alacağın doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı kişiler olması hâlinde her ikisini birden sorumlu tutar. Bu nedenle belirleyici olan tek başına devir tarihi değil, borcun hangi dönemde doğduğudur.
Genel kurul hisse devrini onaylamazsa devreden ortak ne yapabilir?
Türk Ticaret Kanunu’nun 595. maddesinin beşinci fıkrası, şirket sözleşmesi devri yasaklamışsa veya genel kurul onay vermeyi reddetmişse ortağın haklı sebeple şirketten çıkma hakkının saklı kaldığını belirtir. Ortak, 638. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkma davası açabilir ve 641. madde uyarınca payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteyebilir. Ayrılma akçesinin muaccel olması 642. maddedeki şartlara bağlıdır.
Hisse devri tescil süresi ne kadardır?
Türk Ticaret Kanunu’nun 598. maddesi uyarınca esas sermaye paylarının geçişlerinin tescili için şirket müdürleri ticaret siciline başvurur. Başvuru otuz gün içinde yapılmazsa ayrılan ortak, adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için sicile başvurabilir. Bu otuz günlük süre hak düşürücü süre değildir; hisse devri tescil edilmezse devir geçersiz hâle gelmez.
Ödeme emri tebliğ edilirse kaç gün içinde ve nereye dava açılır?
6183 sayılı Kanun’un 58. maddesi uyarınca süre, ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren 15 gündür. Dava ilk derecede vergi mahkemesinde açılır; Danıştay bu uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesi değil kanun yolu merciidir. Vergi dairesine dilekçe vermek dava süresini durdurmaz.
Hisse devri, şirket müdürlüğü sıfatını da sona erdirir mi?
Hayır. Ortaklık sıfatı ile kanuni temsilcilik sıfatı ayrı ayrı değerlendirilir. Payını devreden kişi müdürlük görevinden ayrılmamışsa, Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi ve 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla takip edilmeye devam edebilir. Bu sorumluluk sermaye payı oranıyla sınırlı değildir.
Hisse devrinden doğan kazanç gelir vergisine tabi midir?
Limited şirket payları menkul kıymet sayılmadığından, anonim şirket hisse senetleri için öngörülen iki yıl elde tutma istisnasından yararlanılamaz. Gelir İdaresi Başkanlığı, limited şirket paylarının elden çıkarılmasından doğan kazancın Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 80. maddesinin dördüncü bendi kapsamında değer artışı kazancı olarak vergilendirileceği görüşündedir.
Sonuç
Limited şirkette hisse devri, noter onayıyla başlayan ve şirketin onayıyla tamamlanan bir süreçtir; hisse devri tescil işlemi bu sürecin geçerlilik şartı değildir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu hisse devri tescilini açıklayıcı sayarak idarenin sicil kaydına sığınmasına izin vermemekte, ancak bu içtihat oyçokluğuyla oluşmuş olup daireler arasında görüş farkı sürmektedir.
Buna karşılık hisse devri tescil edilmiş olsun ya da olmasın, 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları devreden ortağı devir öncesi dönem ve alacağın doğduğu dönem bakımından sorumlu tutmaya devam eder. Devralan ise basiretli tacir ölçütüyle değerlendirilmekte ve çoğu zaman daha ağır bir yükle karşılaşmaktadır. Bu nedenle şirket sözleşmesinin okunması, başvurunun ispatlanabilir biçimde yapılması, üç aylık sürenin izlenmesi ve hisse devri tescil işleminin takip edilmesi, sonradan doğacak sorumluluğu belirleyen adımlardır.









