İçerik Başlıkları
- 1 ABD Borsası Vergi Yükümlülüğünü Neden Aracı Kurum Değil Yatırımcı Üstlenir?
- 2 Hisse Satış Kazancı Nasıl Vergilendirilir?
- 2.1 “Elden çıkarma” yalnızca satış demek değildir
- 2.2 Miras veya bağış yoluyla edinilen paylar
- 2.3 İşverenden gelen paylar (RSU, ESPP, hisse opsiyonu) ayrı bir konudur
- 2.4 Matrah dolar bazında değil, kur dâhil TL bazında hesaplanır
- 2.5 Yİ-ÜFE endekslemesi ve yüzde on şartı
- 2.6 Hangi giderler indirilir, hangileri indirilmez?
- 2.7 Aynı hisseden birden çok alım yapıldıysa maliyet nasıl eşleştirilir?
- 2.8 Uygulamada nasıl davranmalı?
- 3 Temettü Geliri Ne Zaman Beyan Edilir?
- 4 ABD’de Kesilen Vergi Türkiye’de Mahsup Edilir mi?
- 5 Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ABD Borsası Vergi Rejimini Nasıl Etkiler?
- 6 Kazancı Türkiye’ye Getirmezsem Vergi Doğar mı?
- 7 Zararlar Kazançtan Nasıl Mahsup Edilir?
- 8 Alım Satım Ne Zaman Ticari Kazanç Sayılır?
- 9 Beyan Edilmezse Ne Olur?
- 10 Beyan Zamanı ve Kayıt Düzeni
- 11 ABD Borsası Vergi Beyanı Hakkında Sık Sorulan Sorular
- 11.1 ABD borsasından elde edilen hisse satış kazancı için beyan sınırı var mı?
- 11.2 ABD hissesini iki yıldan uzun tuttum, kazanç vergiden istisna olur mu?
- 11.3 2026 yılında ABD hisselerinden alınan temettü için beyan sınırı kaç TL?
- 11.4 ABD’de kesilen vergiyi Türkiye’de mahsup etmek için hangi belge gerekir?
- 11.5 Dolar bazında zarar ettim ama beyan etmem gerekir mi?
- 11.6 Av. Dr. Fatih ARAS
Özetle: Türkiye’de yerleşik bir yatırımcı için ABD borsası vergi yükümlülüğü iki ayrı kalemden doğar. Hisse satış kazancı, tutarı ne olursa olsun beyan haddi ve istisna uygulanmaksızın değer artışı kazancı olarak yıllık beyannameye yazılır; temettü geliri ise 2026 yılı için 22.000 TL’lik sınırın aşılması hâlinde menkul sermaye iradı olarak beyan edilir. Her iki gelirde de vergiyi hesaplayıp beyan etme yükü aracı kuruma değil, doğrudan yatırımcıya aittir.
Aşağıda, Türkiye’de tam mükellef gerçek kişilerin ABD borsasında işlem gören pay senetlerinden elde ettiği kazançların vergilendirilmesi; yürürlükteki Gelir Vergisi Kanunu hükümleri, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2024 ve 2025 tarihli özelgeleri, Türkiye-ABD Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ve Danıştay kararları esas alınarak adım adım açıklanmıştır. Anlatım pay senediyle sınırlıdır; borsa yatırım fonu katılma payları, tahvil ve opsiyon gibi araçlar ile kaldıraçlı işlemler kendi rejimlerine tabidir ve bu yazının kapsamı dışındadır.
ABD Borsası Vergi Yükümlülüğünü Neden Aracı Kurum Değil Yatırımcı Üstlenir?
Borsa İstanbul’da işlem gören yerli paylarda vergileme, Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67. maddesi kapsamında banka veya aracı kurum eliyle kaynakta yürür. Maddenin 7 numaralı fıkrası bu sonucu açıkça yazar: “(1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkra hükümleri uyarınca tevkifata tâbi tutulan kazançlar için gerçek kişilerce yıllık veya münferit beyanname verilmez. Diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu kazançlar beyannameye dahil edilmez.” Fıkranın ikinci cümlesi, ABD borsası kazancı nedeniyle zaten beyanname verecek olan yatırımcı için doğrudan sonuç doğurur: Borsa İstanbul paylarından elde edilen ve tevkifata tabi tutulmuş kazançlar o beyannameye eklenmez. Beyanname verme zorunluluğunun doğması, kapsam dışı bırakılmış bu kazançları kapsama sokmaz. Uygulanacak tevkifat oranı Cumhurbaşkanı kararlarıyla belirlenir ve kıymet türüne göre değişir; pay senedi alım satım kazançlarında bu oran yıllardır sıfır düzeyindedir. Yerli pay yatırımcısı bakımından pratik sonuç, hem beyanname yükünün hem de fiilî vergi yükünün bulunmamasıdır.
Yabancı bir şirketin ihraç ettiği paylarda ise bu mekanizma devreye girmez. Geçici 67. maddedeki tevkifat, banka ve aracı kurumların alım satımına aracılık ettiği menkul kıymetler bakımından öngörülmüş olmakla birlikte, kapsamı Türkiye’de ihraç edilmiş kıymetlerle sınırlıdır; Gelir İdaresi de yurt dışı borsa kazançlarını istikrarlı biçimde “Türkiye’de tevkif yoluyla vergilendirilmeyen” gelir olarak nitelemektedir. Kazanç bu kapsamda olmadığından ne kaynakta bir kesinti yapılır ne de beyandan bağışıklık doğar. İşleme Türkiye’de yerleşik bir aracı kurumun aracılık etmesi bu sonucu değiştirmez. Aracı kurumun yıl sonunda verdiği işlem ekstresi yalnızca bir dayanak belgesidir; kazancın tespiti, kur çevrimi, endeksleme hesabı ve beyan yatırımcının sorumluluğundadır. İki rejim arasındaki fark, aynı tutarda kazanç için biri hiç beyanname vermezken diğerinin artan oranlı tarifeye tabi olması sonucunu doğurur.
Bu ayrımın kaynağı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 3. maddesidir. Madde, Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin “Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden” vergilendirileceğini hükme bağlar.
Önce şu soru: tam mükellef misiniz?
Bu yazıdaki her sonuç, okurun Türkiye’de yerleşmiş sayılmasına bağlıdır; ölçüt 4. maddede yazılıdır. Buna göre ikametgâhı Türkiye’de bulunanlar ile bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar Türkiye’de yerleşmiş sayılır; maddenin parantez içi kaydına göre geçici ayrılmalar bu süreyi kesmez. Altı ay kuralının bir istisnası vardır: 5. madde uyarınca belli ve geçici görev veya iş için, ya da tahsil, tedavi, istirahat ve seyahat amacıyla Türkiye’ye gelen yabancılar altı aydan fazla kalsalar dahi yerleşmiş sayılmazlar. Bu tanıma girmeyen kişi dar mükelleftir ve yalnız Türkiye’de elde ettiği kazançlar üzerinden vergilendirilir; ABD borsasından elde ettiği kazanç Türkiye’de beyana tabi olmaz.
Ayrım pratikte yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları bakımından önem taşır ve kural olarak vatandaşlıkla değil yerleşiklikle belirlenir. Bunun bir istisnası vardır: 3. maddenin (2) numaralı bendi, resmî daire ve müesseselere ya da merkezi Türkiye’de bulunan teşekkül ve teşebbüslere bağlı olup bunların işleri dolayısıyla yabancı memleketlerde oturan Türk vatandaşlarını da tam mükellef sayar. Bendin parantez içi kaydı bu kişilere bir koruma getirir: bulundukları ülkede elde ettikleri kazanç ve iratlar dolayısıyla gelir vergisine veya benzeri bir vergiye tabi tutulmuşlarsa, aynı kazançlar üzerinden ayrıca vergilendirilmezler. Türkiye merkezli bir şirketin yurt dışı görevlisi olarak çalışan bir kişi, yerleşiklik ölçütünü karşılamasa dahi bu bent nedeniyle tam mükellef konumunda olabilir. Kişinin iki ülkede birden yerleşik sayılabildiği hâllerde ise çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının mukimlik hükmü devreye girer; anlaşma, daimî mesken, hayati menfaat merkezi ve mutat oturma yeri gibi ölçütleri sırayla uygulayarak kişinin hangi devletin mukimi sayılacağını belirler. Statüsü sınırda olan okurun, aşağıdaki kuralları kendine uygulamadan önce bu tespiti yapması gerekir.
Yurt dışındaki bir aracı kurumda tutulan portföyün Türkiye’deki vergi idaresinin görüş alanı dışında kaldığı yolundaki yaygın kanı, bu madde karşısında dayanaksızdır. Uygulamada en sık atlanan ve sonradan vergi ziyaı cezasına yol açan nokta da budur.
Hisse Satış Kazancı Nasıl Vergilendirilir?
ABD borsası vergi hesabının ilk ayağı satış kazancıdır. Yabancı pay satışından doğan kâr, Gelir Vergisi Kanunu’nun değer artışı kazançlarını düzenleyen mükerrer 80. maddesi kapsamındadır. Maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi şöyledir:
“İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.”
Bentteki iki yıllık elde tutma istisnası yalnızca tam mükellef kurumlara ait hisse senetleri için geçerlidir. Tam mükellefiyet, Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan kurumları ifade eder; ABD’de kurulu ve merkezi orada olan bir şirket bu tanıma girmez. Sonuç olarak ABD’de kurulu bir şirketin payı ne kadar süreyle elde tutulursa tutulsun, satıştan doğan kazanç bu istisnadan yararlanmaz. Belirleyici olanın payın hangi borsada işlem gördüğü değil ihraççının mukimliği olduğu unutulmamalıdır: kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan bir şirketin payı yabancı bir borsada işlem görse dahi tam mükellef kuruma ait sayılır ve iki yıllık istisna gündeme gelebilir. Bu yazının konusu olan tipik durumda ise ihraççı ABD’de kuruludur. Gelir İdaresi de aynı yöndedir: Kastamonu Defterdarlığı’nın 19.12.2025 tarihli özelgesinde yurt dışı borsalarda işlem gören hisse senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançların “herhangi bir beyan haddi veya istisna uygulanmaksızın” beyan edileceği belirtilmiştir.
Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan ve 2026 yılı için 150.000 TL olarak uygulanan değer artışı kazancı istisnası da bu kazançlara uygulanmaz. Fıkranın lafzı istisnayı tanırken “menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç” kaydını koymuştur. Aynı sonuca Aydın Defterdarlığı’nın 24.12.2024 tarihli ve E-79690095-120[3-2024-120-69]-167155 sayılı özelgesinde de varılmıştır. Kısacası kâr ne kadar küçük olursa olsun beyan edilir; menkul kıymetlerde gayrimenkullerdeki gibi bir yıllık istisna tutarı bulunmaz.
“Elden çıkarma” yalnızca satış demek değildir
Maddenin ikinci fıkrası bu deyimi geniş tanımlar: elden çıkarma, mal ve hakların “satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulması”nı ifade eder. ABD borsasında bunun en sık karşılaşılan görünümü şirket birleşme ve devralmalarıdır: elindeki payların, devralan şirketin paylarıyla değiştirilmesi hâlinde hesaba nakit girmemiş olsa bile bir takas gerçekleşmiş sayılır ve kazanç doğabilir. “Satış yapmadım, sadece hisselerim değişti” düşüncesiyle beyan dışı bırakmak, sonradan cezalı tarhiyata yol açabilir. Aynı şey payların bir şirkete sermaye olarak konulması hâlinde de geçerlidir.
Miras veya bağış yoluyla edinilen paylar
Bendin başındaki “İvazsız olarak iktisap edilenler … hariç” kaydı ayrı bir sonuç doğurur ve uygulamada gözden kaçar. Bir bedel ödenmeksizin, yani miras veya bağış yoluyla edinilen menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan kazanç değer artışı kazancı sayılmaz. Babasından ABD hissesi miras kalan bir kişi bu payları sattığında, satış kazancı bakımından mükerrer 80. madde kapsamında bir beyan yükümlülüğü doğmaz. Bu, verginin hiç doğmadığı anlamına gelmez: intikalin kendisi Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun konusuna girer ve o yönüyle ayrıca, kendi beyan süreleri içinde değerlendirilir.
Buradaki kavramı genişletmemek gerekir. “İvazsız iktisap”, payın bir karşılık ödenmeksizin başkasının malvarlığından geçmesini anlatır. Şirketin sermaye artırımı nedeniyle dağıttığı bedelsiz paylar, pay bölünmesi (split) ya da bölünme sonucu alınan paylar bu kapsamda değildir; bunlar yatırımcının hâlihazırda bedel ödeyerek edindiği payın devamıdır ve elden çıkarıldıklarında kazanç değer artışı kazancı olarak beyana tabidir. “Bedelsiz geldi, ivazsızdır” düşüncesiyle bu payların satışını beyan dışı bırakmak, uygulamada karşılaşılan bir hatadır. Bu payların maliyeti de sıfır değildir: ilk alışta ödenen bedel, bedelsiz paylar ve bölünme sonrası oluşan toplam pay sayısına dağıtılır; böylece pay başına maliyet düşer ama toplam maliyet korunur. Maliyeti sıfır saymak fazla vergi ödemeye, ediniminde piyasa değerini maliyet yazmak ise matrahı eksik göstermeye yol açar.
İşverenden gelen paylar (RSU, ESPP, hisse opsiyonu) ayrı bir konudur
Yabancı bir şirkette çalışan ya da onun Türkiye’deki bağlı kuruluşunda görev yapan kişilere hizmetleri karşılığında pay verilmesi — kısıtlı pay birimleri (RSU), çalışan pay alım planları (ESPP) veya pay opsiyonu — bu yazının anlattığı çerçeveden farklı işler ve iki ayrı vergisel olay doğurur.
Birincisi hak edişte ortaya çıkar. Gelir Vergisi Kanunu’nun 61. maddesi ücreti, hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile “sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler” olarak tanımlar; payın çalışana geçmesi bu kapsamda bir menfaattir ve hak ediş anındaki değeri üzerinden ücret geliri doğar. Ücret yurt dışındaki işverenden doğrudan alınıyorsa 95. madde uyarınca tevkifat yapılmaz ve gelir yıllık beyannameyle bildirilir. İkincisi ise payın daha sonra satılmasıyla ortaya çıkan ve bu yazıda anlatılan değer artışı kazancıdır; burada maliyet, ücret olarak vergilendirilen değerdir.
Bu ayrımın atlanması ağır sonuç doğurur: yalnızca satış kazancını beyan eden çalışan, hak ediş anındaki ücret gelirini hiç bildirmemiş olur. Çalışana pay verilmesine ilişkin istisna ve değerleme kuralları kendi başına bir konu olduğundan burada ayrıntılandırılmamıştır; böyle bir planın kapsamındaki okurun durumunu ayrıca değerlendirmesi gerekir.
Matrah dolar bazında değil, kur dâhil TL bazında hesaplanır
Yabancı paylar döviz cinsinden alınıp satıldığı hâlde vergi matrahı Türk lirası üzerinden ölçülür. Bunun dayanağı mükerrer 81. maddenin birinci fıkrasıdır: safi kazanç, elden çıkarma karşılığında alınan tutardan maliyet bedeli ile elden çıkarma giderlerinin indirilmesiyle bulunur. Hem hasılat hem maliyet, kendi işlem tarihindeki Merkez Bankası döviz alış kuruyla TL’ye çevrilir. Kur hareketi böylece kazancın ayrılmaz bir parçası hâline gelir.
Burada bir kaynak inceliğine dikkat çekmek gerekir. Mükerrer 81. maddede kur farkının nasıl ölçüleceğini gösteren ayrı bir fıkra vardır:
“Kur farkından doğan kazançların hesabında, menkul kıymet veya iştirak hisselerinin iktisabına tahsis edilen yabancı sermayenin bu kıymet veya hisselerin iktisap tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruna göre hesaplanan Türk Lirası karşılığı ile bu kıymet veya hisselerin elden çıkarılması tarihindeki aynı miktar yabancı sermayenin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruna göre hesaplanan Türk Lirası karşılığı arasındaki fark esas alınır.”
Bu fıkra, maddenin sistematiğinde kendisinden önceki fıkraya bağlıdır. Önceki fıkra, dar mükelleflerin yabancı sermaye mevzuatına göre izin alarak Türkiye’ye bizzat getirdikleri sermayeyle iktisap ettikleri kıymetlerde kur farkını kazanç dışı bırakan bir istisna öngörür ve bu istisnayı, söz konusu mükelleflerin Türkiye’deki kazançlarının münhasıran bu kıymetlerden ibaret olması şartına bağlar; bu mükellefler menkul kıymet alım satımıyla devamlı uğraşırsa kur farkı ticari kazancın hesabında dikkate alınır. Dolayısıyla yukarıdaki ölçüm cümlesi, doğrudan tam mükellef bir Türk yatırımcının matrahını kuran bir hüküm değil, o istisnanın ölçüm yöntemidir.
Tam mükellef gerçek kişi bakımından sonuç yine de değişmez; çünkü TL bazlı ölçüm zaten safi kazanç kuralının kendisinden doğar. Gelir İdaresi de aynı yöndedir: Aydın Defterdarlığı, yurt dışı borsa kazançlarına ilişkin özelgesinde mükerrer 81. maddeyi bu kur farkı fıkrasıyla birlikte aktarmıştır. Pratik sonuç yatırımcıların en çok şaşırdığı noktadır: dolar bazında zararla kapatılan bir pozisyon, kur artışı nedeniyle TL bazında vergiye tabi kazanç doğurabilir. ABD borsası vergi matrahı, portföy ekranındaki dolar kâr-zarar rakamı değil, iki işlem tarihindeki Merkez Bankası kurlarıyla TL’ye çevrilmiş tutarların farkıdır.
Yİ-ÜFE endekslemesi ve yüzde on şartı
Mükerrer 81. madde, enflasyonun yarattığı görünürdeki kazancı vergi dışı bırakmak için maliyet bedelinin endekslenmesine izin verir. Madde, iktisap bedelinin elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere üretici fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edileceğini belirttikten sonra şu kaydı düşer: “Şu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır.” Günümüzde bu endeks olarak Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi kullanılmaktadır. Karşılaştırılacak iki değer madde metninden çıkar: alışın yapıldığı aya ait endeks ile satışın yapıldığı ay hariç tutularak bir önceki aya ait endeks. Satış ayının endeksi hesaba katılmaz. Artış oranı yüzde onun altında kalırsa endeksleme yapılamaz ve maliyet nominal tutarıyla dikkate alınır.
Endekslemenin sınırı konusunda bir tereddüt de burada belirtilmelidir. Endeksleme kârlı bir satışta matrahı düşürür; ancak endeksleme uygulanmasaydı kâr çıkacakken endeksleme sonucunda ortaya çıkan zararın diğer kazançlardan mahsup edilip edilemeyeceği tartışmalıdır ve idarenin bu yöndeki talepleri kabul etmeme eğilimi bilinmektedir. Endeksleme, enflasyondan doğan görünürdeki kazancı arındırmayı amaçlar; mahsup edilebilir bir zarar yaratma aracı olarak kullanılması aynı amaçla bağdaşmaz. Bu nedenle endeksleme sonucu oluşan negatif farkın başka kazançlardan düşülmesi planlanıyorsa, ihtilaf ihtimali baştan hesaba katılmalıdır.
İki mekanizmanın sırası önemlidir ve karıştırıldığında matrah ciddi biçimde sapar. Endeksleme, madde metnindeki ifadeyle iktisap bedeli üzerine uygulanır; matrah hesabı ise baştan sona Türk lirası üzerinden yürür. Dolayısıyla önce alış bedeli kendi işlem tarihindeki Merkez Bankası kuruyla TL’ye çevrilir, endeksleme bu TL tutarı üzerinden yapılır. Dolar bazındaki maliyeti endeksleyip sonra çevirmek ya da kur farkını ayrıca bir kalem gibi ekleyip üstüne endeksleme uygulamak, aynı etkiyi iki kez saymak anlamına gelir. Yurt içi üretici fiyatlarındaki artışı ölçen bir endeksin dolar tutarına uygulanması zaten kendi içinde tutarsız olur.
Hangi giderler indirilir, hangileri indirilmez?
Mükerrer 81. maddeye göre safi kazanç, satış hasılatından maliyet bedeli ile “elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların” indirilmesiyle bulunur. Alım ve satım komisyonları ile işlem sırasında yatırımcının üzerinde kalan masraflar bu kapsamdadır. Buna karşılık Aydın Defterdarlığı özelgesi, alım satım yapabilmek için satın alınan bilgisayar ve cep telefonu harcamaları ile veri sağlayan sitelere yapılan üyelik ödemelerinin “elden çıkarma dolayısıyla yapılan” gider sayılamayacağını ve safi kazancın tespitinde indirilemeyeceğini açıkça belirtmiştir. Yatırımcının donanım ve abonelik maliyetlerini matrahtan düşme beklentisi, idarenin bu görüşü karşısında karşılıksızdır.
Maliyetin belgelenememesi hâli için maddede ayrı bir sonuç öngörülmüştür: menkul kıymetlerin elden çıkarılmasında iktisap bedeli tevsik edilemiyorsa, Vergi Usul Kanunu’nun 266. maddesindeki itibari değer iktisap bedeli kabul edilir. Bu, yatırımcı aleyhine sonuç doğurabilecek bir kuraldır; hesap ekstrelerinin, alış dekontlarının ve yıl sonu raporlarının saklanması bu nedenle yalnızca kolaylık değil, matrahı koruyan bir zorunluluktur. Aracı kurum değiştirildiğinde eski kurumdaki alış kayıtlarının temin edilmesi de aynı kapsamdadır.
Aynı hisseden birden çok alım yapıldıysa maliyet nasıl eşleştirilir?
Aynı şirketin payından farklı tarihlerde ve farklı fiyatlarla alım yapan bir yatırımcı, bunların bir kısmını sattığında hangi alışın maliyetini esas alacaktır? Sorunun cevabı, yurt içi ve yurt dışı paylarda farklıdır ve bu fark kanun metninden okunur. Geçici 67. madde, kendi kapsamındaki işlemler için yöntemi belirler: “Aynı menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracından değişik tarihlerde alımlar yapıldıktan sonra bunların bir kısmının elden çıkarılması halinde, ilk giren ilk çıkar yöntemi kullanılmak suretiyle, tevkifat matrahının tespitinde dikkate alınacak alış bedeli belirlenir.” Aynı paragraf bu kurala bir esneklik de tanır: “Aynı gün içerisindeki işlemlerde ağırlıklı ortalama yöntemi kullanılabilir.” Yani geçici 67. madde kapsamında ilk giren ilk çıkar kuraldır, gün içi işlemlerde ise ağırlıklı ortalamaya izin verilir. Yürürlükteki mükerrer 80 ve 81. maddelerde ise bunların hiçbirinin karşılığı yoktur. Kanun koyucunun ilk giren ilk çıkar yöntemini gerekli gördüğü yerde açıkça yazmış olması, yazmadığı yerde böyle bir zorunluluk bulunmadığı yolunda güçlü bir karinedir. Danıştay 3. Dairesi, 04.02.2010 tarihli E. 2008/2798, K. 2010/323 sayılı kararında, 1999 yılı gelirlerine uygulanan geçici 56. madde ve 232 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği çerçevesinde, “esas alınacak iktisap bedelinin, ilk alındığı tarihteki işleme göre saptanması gerektiğine dair bir zorunluluk bulunmadığı gibi tam tersine iktisap bedelinin tespiti konusunda mükelleflere serbestlik tanındığı” gerekçesiyle, ilk giren ilk çıkar yöntemine dayanan bilirkişi raporunu esas alan vergi mahkemesi kararını bozmuştur. Karar geçmiş bir döneme ve o dönemin tebliğine ilişkindir; bugünkü mükerrer 80 ve 81. madde rejiminin yorumu olarak okunamaz.
Uygulamada nasıl davranmalı?
Yürürlükteki düzenlemede zorunlu bir maliyet eşleştirme yöntemi öngörülmemiş olması, yatırımcıya belirli bir hareket alanı bırakır. Bu alan kullanılırken yöntem seçiminde tutarlı davranılması ve seçimin işlem kayıtlarıyla desteklenmesi, olası bir incelemede savunulabilirlik açısından yerinde olur. Aynı yıl içinde yöntem değiştirmek, matrahı düşürme amacı taşıdığı izlenimi doğurabilir.
Temettü Geliri Ne Zaman Beyan Edilir?
ABD’de kurulu bir şirketten alınan kâr payı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 75. maddesi uyarınca menkul sermaye iradıdır. Maddenin tanımı bir kayıt taşır: irat, sahibinin “ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında” nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden elde edilmelidir. Maddenin son fıkrası da aynı yöne işaret eder: bu iratlar sermaye sahibinin ticari faaliyetine bağlıysa menkul sermaye iradı olarak değil, ticari kazancın tespitinde dikkate alınır. Aşağıdaki anlatım, payları kişisel tasarrufuyla elinde tutan yatırımcı içindir; faaliyetin ticari kazanca dönüştüğü hâl ayrıca ele alınmıştır.
Beyan haddi 2026 için 22.000 TL, ama tek başına okunmaz
Bendin uygulanabilmesi iki koşula birden bağlıdır: iradın “tevkifata ve istisna uygulamasına konu olmayan” nitelikte olması gerekir. ABD kaynaklı kâr payı Türkiye’de tevkifata tabi tutulmaz; aşağıda görüleceği üzere ona uygulanabilecek bir istisna da bulunmadığından her iki koşul da gerçekleşir ve 86. maddenin birinci fıkrasının (d) bendindeki beyan haddi devreye girer. Had, yalnız temettü için değil, bu nitelikteki menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının toplamı için tek eşik olarak uygulanır; tevkifatsız bir kira geliri varsa temettüyle birlikte hesaplanır. Bu tutar, 31.12.2025 tarihli ve 33124 (5. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 332 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 2026 takvim yılı için 22.000 TL olarak belirlenmiştir. 2025 yılı geliri bakımından uygulanan tutar 18.000 TL’dir.
Maddenin giriş cümlesi iki ayaklıdır ve ikinci ayağı çoğu zaman atlanır: “Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dâhil edilmez.” Bu, ABD borsası yatırımcısı için doğrudan sonuç doğurur. Hisse satış kazancı nedeniyle zaten beyanname veren bir kişi, haddin altında kalan temettüsünü o beyannameye eklemek zorunda değildir. Beyanname verilmesi, kapsam dışı bırakılmış geliri kapsama sokmaz.
Haddin altında kalmanın bir yan sonucu vardır: temettü beyan edilmediğinde, o gelir üzerinden ABD’de kesilen verginin Türkiye’de mahsubu da gündeme gelmez. Aşağıda anlatılan mahsup mekanizması yalnızca beyannameye dâhil edilen yurt dışı kazançlar için işler.
Eşiğin kendisi de yanlış anlaşılır: sınır bir istisna değil, beyan haddidir. Toplam 22.000 TL aşıldığında yalnızca aşan kısım değil, kapsama giren iratların tamamı beyannameye yazılır. Had, tek tek her temettü için değil, tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının toplamı için uygulanır. Bu toplama girecek bir kalem çoğu zaman atlanır: aracı kurum hesabında bekleyen nakde işleyen faiz ile yurt dışı banka hesabından elde edilen faiz de Türkiye’de tevkifata tabi tutulmayan menkul sermaye iradıdır ve temettüyle birlikte hesaplanır. Yalnız temettüyü sayan yatırımcı haddi olduğundan düşük test eder.
Beyan edilecek tutar brüttür — ABD’de kesilen vergi düşülmez
Uygulamadaki en maliyetli hatalardan biri buradadır. ABD’de temettüden kaynakta kesinti yapıldığında yatırımcının hesabına net tutar geçer. Beyan edilmesi gereken ise brüt tutardır. ABD’de ödenen vergi matrahtan indirilen bir gider değil, aşağıda açıklanan mahsup mekanizmasıyla hesaplanan vergiden düşülen bir tutardır. Net rakamı esas alan yatırımcı iki hatayı birden yapar: 22.000 TL’lik haddi yanlış test eder ve matrahı olduğundan düşük gösterir. Aynı şekilde, brüt tutarın TL’ye çevriminde kâr payının hesaba geçtiği tarihteki Merkez Bankası döviz alış kuru esas alınır; satış kazancında kullanılan kurlarla karıştırılmamalıdır.
Yurt içi paylardaki yarı istisna ABD hisselerine uygulanır mı?
Uygulamada sık görülen bir yanılgı, yurt içi kâr paylarına tanınan istisnanın yabancı paylara da uygulanacağını sanmaktır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası, tam mükellef kurumlardan elde edilen kâr paylarının yarısını gelir vergisinden istisna tutar. ABD’de kurulu bir şirket bu tanıma girmediğinden, o fıkra yabancı paylardan alınan temettüye uygulanmaz.
Bununla birlikte 27.12.2023 tarihli 7491 sayılı Kanun’la eklenen ve 1.1.2024 tarihinden itibaren elde edilen kâr paylarına uygulanan dördüncü fıkra, yurt dışı kurumlar için ayrı ve şartlı bir istisna getirmiştir. Fıkraya göre kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan anonim ve limited şirket niteliğindeki kurumlardan elde edilen kâr paylarının yarısı, “bu kurumların ödenmiş sermayesinin en az %50’sine sahip olunması ve kâr payının elde edildiği takvim yılına ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi şartıyla” gelir vergisinden müstesnadır. Aynı maddenin beşinci fıkrası Cumhurbaşkanı’na bu oranları değiştirme yetkisi vermiştir.
Borsada birkaç pay senedi tutan bireysel yatırımcı, ödenmiş sermayenin yarısına sahip olma şartını doğal olarak karşılayamaz; dolayısıyla ABD borsasından alınan olağan temettüde bu istisna işlemez ve kâr payının tamamı beyana konu olur. İki şart birlikte aranır: yalnız sermaye payını taşımak yetmez, kâr payının beyanname verme tarihine kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması da gerekir. Yurt dışında kurulu bir şirkete hâkim ortak olan bir kişi transferi süresinde yapmazsa istisnadan yararlanamaz.
ABD’de Kesilen Vergi Türkiye’de Mahsup Edilir mi?
ABD’de temettü ödemesi sırasında kaynakta kesinti yapılması, Türkiye’deki beyan yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; ancak çifte vergilendirmeyi önleyen bir mahsup mekanizması işler. Gelir Vergisi Kanunu’nun 123. maddesi, tam mükelleflerin yabancı memleketlerde elde ettikleri kazanç ve iratlardan mahallinde ödedikleri benzeri vergilerin, Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinin yabancı memleketlerde elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden kısmından indirileceğini düzenler. Bu üst sınır önemlidir: mahsup edilecek tutar, yurt dışı kazanca isabet eden Türk vergisini aşamaz, aşan kısım dikkate alınmaz. Maddenin üçüncü fıkrası tavanın nasıl bulunacağını da gösterir: “Gelir Vergisi’nin yabancı memlekette elde edilen kazanç ve iratlara isabet eden kısmı, bunların gelire olan nispeti üzerinden hesaplanır.” Yani tavan, ABD’de ödenen verginin tamamı ya da Türkiye’de hesaplanan verginin tamamı değildir; yurt dışı kazancın toplam gelir içindeki payı hesaplanır ve toplam vergi bu oranla çarpılır. Beyan edilen gelirin beşte biri ABD temettüsünden oluşuyorsa mahsup tavanı, hesaplanan gelir vergisinin beşte biridir; ABD’de bunun üstünde vergi ödenmişse fark yatırımcının üzerinde kalır. Konunun ayrıntısı için yabancı memleketlerde ödenen vergilerin mahsubu başlıklı yazıya bakılabilir.
Maddenin aradığı iki koşul birlikte gerçekleşmelidir: yurt dışında ödenen verginin gelir üzerinden alınan şahsi bir vergi olması ve ödemenin yetkili makamlardan alınan, mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları tarafından tasdik olunan vesikalarla belgelendirilmesi. ABD’de temettüden yapılan stopaj, federal gelir vergisinin kaynakta alınan bir biçimi olduğundan ilk koşulu karşılar; aşağıda anlatılan Apostille kolaylığı ise yalnızca ikinci koşula, yani belgelendirme usulüne ilişkindir. Belge sorununun çözülmesi, verginin niteliği koşulunu ortadan kaldırmaz. Uygulamada bu ikinci koşul, ABD borsası vergi mahsubunun önündeki en pratik engeldi.
Maddenin iki teknik kaydı daha vardır. Birincisi dönem eşleştirmesidir: “Yabancı memleketlerde ödenen vergilerin ilgili bulundukları kazanç ve iratlar mükellef tarafından hangi yılın gelirine ithal edilmişse, bu vergiler de o gelire ait vergiden indirilir.” Yani ABD’de kesilen vergi, kesintinin yapıldığı yılın değil, ilgili kâr payının beyan edildiği yılın vergisinden mahsup edilir. İkincisi çevrim kuralıdır: madde, yabancı parayla ödenen vergilere “bunların ilgili bulunduğu kazanç ve iratlara uygulanan kambiyo rayici”nin uygulanacağını belirtir. Mahsup edilecek dolar tutarı keyfî bir kurla değil, ilgili kâr payının TL’ye çevriminde kullanılan kurla hesaplanır.
Apostille şerhli IRS 1042-S formu yeterlidir
Bu noktada Gelir İdaresi’nin görüşü değişmiştir. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 13.11.2020 tarihli ve 62030549-120[123-2019/1386]-E.844709 sayılı özelgesi, ABD’de yapılan kesintilerin mahsubunu konsolosluk tasdikli belgelere bağlamıştı. Kastamonu Defterdarlığı’nın 19.12.2025 tarihli ve E-34566971-120-41183 sayılı özelgesinde ise doğrudan IRS 1042-S formu ele alınmış ve şu sonuca varılmıştır:
“IRS 1042-S beyanname formuna "Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi (APOSTILLE)" hükümlerine göre şerh tatbik edilmiş olması ve aracı kurum vasıtasıyla elde edilen hisse senedi kaynaklı gelirleriniz üzerinden ABD’de tevkif suretiyle ödenen vergilerin bu belge ile tevsiki halinde, Apostil tasdik şerhi taşıyan söz konusu belgeler için mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları… tarafından tasdik şartı aranmadan, yurtdışında tevkif suretiyle ödenen vergilerin 193 sayılı Kanunun 123 üncü maddesine göre Türkiye’de mahsuba konu edilmesi mümkündür.”
Türkiye 29.09.1985 tarihinden bu yana Lahey Apostil Sözleşmesi’ne taraf olduğundan, Apostille şerhi taşıyan belge için ayrıca konsolosluk tasdiki aranmaması tutarlı bir yorumdur. Yatırımcı bakımından bu, mahsup hakkının fiilen kullanılabilir hâle gelmesi anlamına gelir. Özelgenin yalnızca talep sahibi bakımından bağlayıcı olduğu, ancak idarenin bu yöndeki görüşünü ortaya koyduğu unutulmamalıdır.
Belgeyi geciktirmek mahsup hakkını düşürebilir
123. maddenin lafzı, belge gecikmesi bakımından sert bir sonuç öngörür. Vesikalar taksit zamanına kadar gelmemişse yurt dışı kazanca isabet eden vergi kısmı bir yıl süreyle ertelenir; vesikalar bu süre içinde vergi dairesine ibraz edilirse vergi tenzil edilir. Sürenin başlangıcı belgenin temin edildiği an ya da beyanname tarihi değil, verginin taksit zamanıdır; ibraz da elde bulundurmak değil, fiilen vergi dairesine sunmaktır. Madde devamında “süre geçtikten sonra erteleme hükmü kalkar ve vesikalar ibraz edilse bile nazara alınmaz” demektedir. Vergi Usul Kanunu’nun mücbir sebep hükümleri saklıdır. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı da anılan özelgesinde, belgelerin bir yıllık süre içinde verilmesi gerektiğini ve sürenin geçmesinden sonra düzeltme yapılamayacağını belirtmiştir. Bu nedenle IRS 1042-S formunun ve Apostille şerhinin beyan dönemiyle eş zamanlı olarak temin edilmesi, sonradan giderilmesi güç bir hak kaybını önler.
Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ABD Borsası Vergi Rejimini Nasıl Etkiler?
Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması 01.01.1998 tarihinden itibaren uygulanmaktadır. Anlaşma, iki gelir türü bakımından farklı bir denge kurar.
Önce bir kapsam uyarısı: Anlaşmanın aşağıdaki hükümleri, payı ihraç eden şirketin ABD mukimi olmasına bağlıdır; belirleyici olan, payın hangi borsada işlem gördüğü değil ihraççının nerede mukim olduğudur. New York ve Nasdaq borsalarında Çin, Avrupa ve başka ülkelerde kurulu şirketlerin payları ile bu şirketleri temsil eden Amerikan depo sertifikaları (ADR) da işlem görür. Bu kıymetlerden elde edilen temettü ve satış kazancında Türkiye-ABD anlaşması değil, ihraççının mukim olduğu ülkeyle Türkiye arasındaki anlaşma — böyle bir anlaşma yoksa yalnızca iç mevzuat — uygulanır. Türkiye’nin tam mükellefiyete dayalı vergilendirme yetkisi bu kıymetlerde de geçerlidir ve beyan yükümlülüğü yukarıda anlatılan kurallara göre doğar; değişen, kaynak devletin vergileme hakkı ile mahsup ilişkisidir.
Temettüde vergileme hakkı paylaşılır. Anlaşmanın 10. maddesinin 1. fıkrası, bir Akit Devlet mukimi tarafından diğer Akit Devletin mukimine ödenen temettülerin bu diğer Devlette vergilendirilebileceğini belirtir. İkinci fıkra ise kaynak devletin de vergileme hakkını korur ve gerçek lehdar diğer Akit Devletin mukimi ise alınacak verginin, şirketin oy gücüne haiz hisselerinin en az yüzde onuna sahip bir şirket bakımından gayrisafi temettünün yüzde 15’ini, “tüm diğer durumlarda gayrisafi temettü tutarının yüzde 20’sini” aşamayacağını öngörür. Bireysel yatırımcı ikinci gruba girdiğinden ABD’nin vergileme hakkı yüzde 20 ile sınırlıdır. Bu bir alt sınır değil tavandır; ABD iç mevzuatı daha düşük bir oran öngörüyorsa o oran uygulanır.
Borsaya kayıtlı payların satış kazancında vergileme hakkı Türkiye’dedir. Anlaşmanın 13. maddesinin 5. fıkrası, önceki fıkralarda sayılmayan varlıkların elden çıkarılmasından doğan kazançların yalnızca elden çıkaranın mukim olduğu Devlette vergilendirileceğini kurala bağlar. Fıkra, kaynak devlete sınırlı bir vergileme imkânı tanıyan bir istisna içerir; ancak bu istisna, parantez içinde “o Devletin bir menkul kıymetler borsasına kaydedilmiş hisse senetleri ve tahvilleri hariç” denilerek borsaya kayıtlı payları kapsam dışında bırakır ve ayrıca iktisap ile elden çıkarma arasındaki sürenin bir yılı geçmemesini arar. Kastamonu Defterdarlığı özelgesi de bu çerçevede, Türkiye mukimi bir kişinin ABD mukimi şirketin ihraç ettiği hisse senetlerini elden çıkarmasından doğan kazancı vergileme hakkının yalnızca Türkiye’ye ait olduğunu belirtmiştir. Borsada işlem gören ABD paylarında pratik sonuç nettir: satış kazancında ABD’nin vergileme hakkı doğmaz, vergileme Türk iç mevzuatına göre yapılır.
Anlaşmanın 23. maddesi, ABD’ye de vergileme hakkı tanınan hâllerde ortaya çıkacak çifte vergilendirmeyi mahsupla çözer ve mahsubun “mahsuptan önce Türkiye’de hesaplanan gelir vergisi tutarını” aşamayacağını belirtir. Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için ABD yetkili makamlarına mukimlik belgesi ibraz edilmesi gerekir; bu belge Gelir İdaresi Başkanlığı’nın dijital başvuru sistemi üzerinden temin edilebilir. Belge sunulmadığında indirimli oran yerine ABD iç mevzuatındaki genel oranın uygulanması gündeme gelir. Uygulamada bu bildirim, aracı kuruma verilen ve yatırımcının ABD mukimi olmadığını beyan ettiği W-8BEN formu üzerinden yürür; form güncel tutulmadığında kesinti anlaşma oranından değil, ABD iç mevzuatındaki daha yüksek orandan yapılabilir. Bu durumda mahsup bakımından iki sınır birden işler. Birincisi anlaşma sınırıdır: Türkiye’nin mahsuba açtığı vergi, anlaşmanın kaynak devlete tanıdığı vergileme hakkı kadardır. Temettüde bu tavan gayrisafi tutarın yüzde yirmisi olduğundan, W-8BEN verilmediği için daha yüksek oranda yapılan kesintinin anlaşma oranını aşan kısmının Türkiye’de mahsubu kabul edilmeyebilir; bu kısım için yapılması gereken, mahsup değil kaynak ülkeden iade talebidir. İkincisi yukarıda anlatılan tavandır: mahsup, her hâlükârda yurt dışı kazanca isabet eden Türk vergisini aşamaz. Formu güncel tutmamanın maliyeti bu iki sınırın kesiştiği yerde ortaya çıkar. Aynı ilkenin Türkiye’ye gelen ödemelerdeki yansıması için mukimlik belgesi olmadan anlaşma hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin Danıştay kararını inceleyen yazıya bakılabilir.
Kazancı Türkiye’ye Getirmezsem Vergi Doğar mı?
Yatırımcıların sık sorduğu sorulardan biri, satıştan elde edilen tutarın ABD’deki hesapta bırakılması hâlinde beyan yükümlülüğünün doğup doğmayacağıdır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 85. maddesi, yabancı memleketlerde elde edilen kazanç ve iratların mükellefin bunları Türkiye’de hesaplarına intikal ettirdiği yılda; Türkiye’de hesaplara intikal ettirilmemesinin mükellefin iradesi dışındaki sebeplerden ileri geldiği tevsik olunan hâllerde ise bunlara tasarruf edebildiği yılda elde edilmiş sayılacağını düzenler.
Maddenin kuruluşu dikkatle okunduğunda, ertelemenin koşula bağlandığı görülür: gelirin Türkiye’deki hesaplara intikal ettirilmemesi tek başına yeterli değildir, bunun mükellefin iradesi dışındaki sebeplerden ileri geldiğinin tevsik edilmesi gerekir. Dolayısıyla paranın ABD’deki hesapta tercihen bırakılması beyan zamanını kendiliğinden ertelemez.
Pratikte bu, ABD’deki aracı kurum hesabında biriken satış hasılatının ve temettülerin, Türkiye’ye hiç transfer edilmese bile ilgili yılın beyannamesine girmesi anlamına gelir. Getirmeme kararı yatırımcının kendi tercihiyse, madde metnindeki erteleme şartı gerçekleşmiş olmaz.
Zararlar Kazançtan Nasıl Mahsup Edilir?
Yıl içinde çok sayıda işlem yapan bir yatırımcıda ABD borsası vergi matrahı, her işlem için ayrı ayrı değil yıllık net sonuç üzerinden hesaplanır. Aynı takvim yılındaki kârlı ve zararlı satışlar birbirine mahsup edilir; beyana esas olan kalan net kazançtır. Yıl sonunda kapatılmayan zararlı pozisyonlar ise, elden çıkarma gerçekleşmediği için hesaba girmez.
Bu mahsup, beyannameye giren kazançlarla sınırlıdır. Hem Borsa İstanbul’da hem ABD borsasında işlem yapan bir yatırımcı için önemli bir sonuç doğar: geçici 67. madde kapsamındaki yurt içi işlemlerden doğan zarar, ABD borsası kazancından düşülemez. Yukarıda görüldüğü üzere bu kazançlar beyannameye hiç dâhil edilmediğinden, zararları da beyannamede yer almaz; yurt içi zararın mahsubu kendi rejimi içinde, tevkifat matrahı üzerinden yürür. Aynı yıl BİST’te zarar, ABD’de kâr eden bir yatırımcı ikisini birbirine mahsup edemez.
Zarar başka gelirlerden düşülebilir mi, sonraki yıla devreder mi?
Bu noktada Gelir Vergisi Kanunu’nun 88. maddesindeki parantez içi kayıt belirleyicidir ve uygulamada sıkça gözden kaçar. Maddenin birinci fıkrası şöyledir:
“Gelirin toplanmasında gelir kaynaklarının bir kısmından hasıl olan zararlar (80 inci maddede yazılı diğer kazanç ve iratlardan doğanlar hariç) diğer kaynakların kazanç ve iratlarına mahsup edilir.”
Parantez içindeki istisna doğrudan bu konuyu ilgilendirir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 80. maddesinde yazılı “diğer kazanç ve iratlar”, değer artışı kazançları ile arızi kazançlardır. ABD hisselerinin satışından doğan zarar da bir değer artışı kazancı zararı olduğuna göre, bu zarar diğer gelir unsurlarına mahsup edilemez. Yatırımcının yıl içinde ücret, kira veya menkul sermaye iradı geliri bulunması, borsa zararını bu gelirlerden düşmesine imkân vermez.
Aynı parantez, zararın sonraki yıllara devri sorusunu da cevaplar. Maddenin ikinci fıkrası, mahsup neticesinde kapatılmayan zarar kısmının müteakip yılların gelirinden indirileceğini ve beş yıl içinde mahsup edilmeyen bakiyenin nakledilemeyeceğini düzenler. Ancak bu devir mekanizması, birinci fıkradaki mahsuba bağlıdır; değer artışı kazancı zararı bu mahsubun dışında bırakıldığından beş yıllık devirden de yararlanamaz. Sonuç olarak borsa zararının kullanım alanı, aynı takvim yılı içindeki değer artışı kazançlarıyla sınırlıdır.
Ters yön: başka bir gelirin zararı borsa kazancından düşülebilir mi?
Parantezin yasakladığı, değer artışı kazancından doğan zararın dışarı taşınmasıdır. Tersi yön — örneğin menkul sermaye iradı niteliğindeki bir zararın değer artışı kazancından düşülmesi — madde lafzında aynı biçimde yasaklanmamıştır. Bu ayrım uygulamada tartışma konusu olmuştur.
Bu tartışma yargı önüne de taşınmıştır. Danıştay 4. Dairesi’nin 15.06.2021 tarihli E. 2016/92, K. 2021/3187 sayılı kararına konu olayda idare mahsuba izin vermemiş, vergi mahkemesi ise davayı kabul ederek mükellef lehine karar vermiştir. Temyiz yoluna başvuran taraf idaredir ve temyiz istemi reddedilerek mükellef lehine karar onanmıştır. Dairenin kendi değerlendirmesi, temyizen incelenen kararın usul ve hukuka uygun olduğu yolundaki matbu ifadeyle sınırlı kalmış; esasa ilişkin ayrı bir gerekçe kurulmamıştır. Karar oyçokluğuyla verilmiştir.
Bu tablonun uygulayıcıya söylediği şudur: idare farklı gelir unsurlarına ait kâr ve zararın aynı beyannamede mahsubuna itiraz edebilmekte, ancak bu itiraz yargı denetimi karşısında ayakta kalmayabilmektedir. Anılan olayda mahsup talebi yargı önünde korunmuştur. Yine de kararın oyçokluğuyla verilmiş olması ve Dairenin esasa ilişkin kendi gerekçesini kurmamış olması, konunun yerleşik içtihada bağlanmadığını gösterir.
Tartışmalı bir mahsup planlanıyorsa
Beyan sırasında sonucu belirsiz bir mahsup yapılacaksa, beyannamenin ihtirazi kayıtla verilmesi değerlendirilmelidir. İhtirazi kayıt, beyan üzerine yapılan tahakkuka karşı dava açma imkânını korur; kayıtsız verilen beyanname ise kural olarak mükellefin kendi beyanıyla bağlı olması sonucunu doğurur. Kaydı koymak tek başına yetmez: tahakkuka karşı vergi mahkemesinde dava açma süresi, İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca tahakkuk tarihinden itibaren otuz gündür. Bu süre kaçırıldığında ihtirazi kaydın koruduğu dava hakkı da kullanılamaz hâle gelir.
Bir noktayı da karıştırmamak gerekir. İhtirazi kayıt, Vergi Usul Kanunu’nun 378. maddesinin ikinci fıkrasındaki “Mükellefler beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar” kuralının istisnası olarak işler ve kanuni süresinde verilen beyanname için öngörülmüştür. Yukarıda anlatılan pişmanlık yolu ise tanımı gereği süresinden sonra beyanı kapsar. Bu iki yolu birleştirip geçmiş yıla ilişkin pişmanlık beyannamesine ihtirazi kayıt koyarak dava hakkı kazanılacağını düşünmek yanıltıcıdır; süresinden sonra verilen beyannameye konulan ihtirazi kaydın hukuki sonucu tartışmalıdır ve idare bu tür kayıtları çoğunlukla dikkate almaz. Tartışmalı bir mahsup söz konusuysa, tercih edilecek yolun baştan belirlenmesi gerekir. Aynı fıkranın son cümlesi bir kapı daha açık bırakır: beyana bağlılık kuralı “vergi hatalarına ait hükümler” bakımından geçerli değildir; hesap veya vergilendirme hatası niteliğindeki durumlarda düzeltme yolu ayrıca değerlendirilebilir.
Alım Satım Ne Zaman Ticari Kazanç Sayılır?
Yukarıdaki açıklamalar, kazancın değer artışı kazancı sayıldığı olağan durum içindir. Bu nitelemenin sınırı, Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde çizilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasının (5) numaralı bendi, menkul kıymetler için özel bir hüküm getirir ve şu faaliyetten elde edilen kazancı ticari kazanç sayar:
“Kendi nam ve hesaplarına menkul kıymet alım-satımı ile devamlı olarak uğraşanların bu faaliyetlerinden”
Bendin iki unsuru vardır: alım satımın kendi nam ve hesabına yapılması ve faaliyetin devamlılık göstermesi. Yurt dışı borsada işlem yapan bireysel yatırımcı ilk unsuru zaten karşılar; belirleyici olan devamlılıktır. Bu eşik aşıldığında ABD borsası vergi rejimi tümüyle değişir: kazanç değer artışı kazancı değil ticari kazanç sayılır, mükellefiyet tesisi, defter tutma, geçici vergi ve farklı bir gider rejimi gündeme gelir. Buna karşılık ticari kazançta, değer artışı kazancında indirilemeyen bilgisayar ve veri aboneliği gibi giderler ticari kazancın elde edilmesiyle ilgili olmak kaydıyla gider yazılabilir hâle gelir.
Bent, devamlılığın nasıl ölçüleceğini tanımlamaz. İşlem sıklığı yüksek yatırımcıların bu sınırı gözetmesi ve sınır durumlarda kendi işlem hacmini bir uzmanla değerlendirmesi yerinde olur; nitelemenin ticari kazanca kayması, geçmiş dönemler için mükellefiyet tesisi ve cezalı tarhiyat sonucunu doğurabilir.
Beyan Edilmezse Ne Olur?
Kaynakta kesinti bulunmadığı için ABD borsası vergi beyanı tümüyle yatırımcının ödevidir ve bu ödevin atlanması yaptırım doğurur. Beyan edilmeyen veya eksik beyan edilen kazanç sonradan tespit edilirse, Vergi Usul Kanunu’nun 341 ve 344. maddeleri uyarınca ziyaa uğratılan vergi bir kat vergi ziyaı cezasıyla birlikte istenir; ayrıca verginin normal vade tarihinden itibaren gecikme faizi işler.
Cezanın oranı sabit değildir. 344. maddenin üçüncü fıkrası, vergi incelemesine başlanılmasından veya takdir komisyonuna sevkten sonra verilenler hariç olmak üzere, kanuni süresi geçtikten sonra kendiliğinden verilen beyannameler için cezanın yüzde elli oranında uygulanacağını öngörür. Buna karşılık 7524 sayılı Kanun’la 2024’te eklenen son fıkra ters yönde işler: mükellefiyet tesis ettirilmesi gerekirken bu yapılmadan, vergi dairesinin bilgisi dışında ticari faaliyette bulunularak vergi ziyaına sebebiyet verilirse ceza yüzde elli artırımlı uygulanır. Artırım aynı vergi türü ve dönemine ilişkin sonraki tarhiyatlara da uzanır. Bu hüküm, alım satımı devamlılık kazanmış ve bu nedenle ticari kazanç sayılan bir yatırımcı bakımından doğrudan geçerlidir.
İki hüküm birbirini dışlamaz, üst üste gelir. Son fıkra, artırımın “birinci, ikinci ve üçüncü fıkralara göre kesilecek” ceza üzerinden uygulanacağını söyler. Dolayısıyla mükellefiyet tesis ettirmeden borsa faaliyeti yürüten bir kişi süresinden sonra kendiliğinden beyanname verse bile, önce üçüncü fıkra uyarınca yüzde elliye inen ceza üzerinden yüzde elli artırım hesaplanır. Kendiliğinden beyan bu kişiyi cezasız bırakmaz; yalnızca çıkış noktasını düşürür.
Beyan dışı kalmış geçmiş yıllar için hangi dönemlerin hâlâ tarh edilebilir olduğu da önem taşır. Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesine göre vergi alacağının doğduğu takvim yılını izleyen yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.
Pişmanlık: şartları ve on beş günlük süreler
Yatırımcı, durum idarece tespit edilmeden önce Vergi Usul Kanunu’nun 371. maddesindeki pişmanlık ve ıslah hükmünden yararlanırsa vergi ziyaı cezası kesilmez. Ancak madde, bu sonucu yazılı şartlara bağlamıştır ve şartlardan biri kaçırıldığında pişmanlık hükümsüz kalır:
Birincisi, mükellefin durumu kendiliğinden ve dilekçeyle haber vermesi gerekir. İkincisi, haber verme tarihinden önce bir muhbirin ihbarda bulunmamış olması aranır. Üçüncüsü, ilgili vergi türünde henüz vergi incelemesine başlanmamış veya olay takdir komisyonuna intikal ettirilmemiş olmalıdır; ayrıca bendin parantez içi kaydı uyarınca kaçakçılık suçu teşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce başvurulmuş olması gerekir. Yani inceleme henüz başlamamış olsa bile böyle bir fiil tespit edilmişse pişmanlık yolu kapanır. Dördüncüsü, hiç verilmemiş beyannamelerin dilekçe tarihinden itibaren on beş gün içinde verilmesi; eksik veya yanlış beyanın aynı sürede tamamlanması ya da düzeltilmesi gerekir. Beşincisi, ödeme süresi geçmiş vergilerin, geciken her ay ve kesri için 6183 sayılı Kanun’un 51. maddesindeki gecikme zammı oranında hesaplanan pişmanlık zammıyla birlikte yine on beş gün içinde ödenmesi şarttır.
Bu süreler hak düşürücüdür. Dilekçe verilip beyanname veya ödeme on beş günü aşarsa pişmanlık uygulanmaz ve tam bir kat vergi ziyaı cezası gündeme gelir. Müessesenin sınırı da bilinmelidir: madde beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını kaldırır; beyannamenin süresinde verilmemiş olmasından doğan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları pişmanlıkla ortadan kalkmaz. Mükellefiyet tesis ettirmeden faaliyet yürütmüş bir yatırımcı bakımından bu ayrım özellikle önemlidir. Geçmiş yıllarda beyan dışı kalmış ABD borsası vergi yükümlülükleri bakımından pişmanlık yolu, şartlarına uyulduğunda cezayı ortadan kaldıran en etkili seçenektir.
Bir hesap ayrıntısı burada gözden kaçar. Geçmiş bir yıl pişmanlıkla beyan edildiğinde, o yıla ait temettüden ABD’de kesilmiş verginin mahsubu artık mümkün olmayabilir: 123. maddedeki bir yıllık ibraz süresi çoktan geçmiş olacağından, madde metnindeki “vesikalar ibraz edilse bile nazara alınmaz” kuralı devreye girer. Yani pişmanlık cezayı kaldırırken, ABD’de ödenmiş vergi de mahsup edilemeyip üzerinize kalabilir. Geçmiş yıllar için pişmanlık planlanırken bu iki etkinin birlikte hesaplanması, kararın gerçek maliyetini gösterir.
İzaha davet yazısı gelirse: otuz gün
İdare, yurt dışı gelirlerde çoğu zaman doğrudan incelemeye başlamak yerine önce izaha davet yolunu kullanır. Vergi Usul Kanunu’nun 370. maddesine göre, vergi incelemesine başlanılmadan veya takdir komisyonuna sevk edilmeden önce vergi ziyaına delalet eden emareler bulunduğuna dair ön tespit yapılmışsa ve tespit tarihine kadar ihbarda bulunulmamışsa mükellef izaha davet edilebilir. İhbar varsa bu yol kapalıdır; dolayısıyla izaha davet beklentisiyle pişmanlık başvurusunu geciktirmek, her iki imkânı birden kaybettirebilir. Yazının tebliğinden itibaren otuz gün içinde izahta bulunulması gerekir. İzah yeterli bulunmazsa, değerlendirme sonucunu içeren yazının tebliğinden itibaren ayrı bir otuz gün içinde beyannamenin verilmesi ve verginin gecikme zammı oranındaki faiziyle birlikte ödenmesi gerekir; beyan edip ödemeyi bu süre dışına bırakmak indirimli ceza imkânını ortadan kaldırır. Bu yol tamamen cezasız değildir: şartlara uyulduğunda vergi ziyaı cezası ziyaa uğratılan verginin yüzde yirmisi oranında kesilir. Pişmanlıkta ise ceza hiç kesilmez; iki yolun maliyeti bu yönüyle farklıdır. Şu nokta belirleyicidir: kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellef, davet konusu tespitle sınırlı olarak pişmanlık hükümlerinden artık yararlanamaz. Dolayısıyla pişmanlık yolu, izaha davet yazısı gelmeden önce kullanılmalıdır.
İhbarname tebliğ edildiyse: yine otuz gün
Vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edildiğinde de süreç kapanmaz, ancak süreler kısadır ve seçenekler birbirini dışlar. Vergi Usul Kanunu’nun 376. maddesi uyarınca mükellef, ihbarnamenin tebliğinden itibaren otuz gün içinde vergi dairesine başvurarak tarh edilen verginin veya vergi farkının tamamı ile cezaların yarısını vadesinde ödeyeceğini bildirirse kesilen cezanın yarısı indirilir. İndirim yalnız cezaya ilişkindir; vergi aslının ödeneceğinin de taahhüt edilmesi şarttır. Ödeme, 6183 sayılı Kanun’da belirtilen türden teminat gösterilerek vadenin bitiminden itibaren üç ay içinde de yapılabilir. Mükellef taahhüdünü yerine getirmez veya işlemi dava konusu yaparsa bu indirimden yararlanamaz. Maddenin son fıkrası uyarınca aynı imkân, vergi aslına bağlı olmaksızın kesilen usulsüzlük cezaları için de geçerlidir; yalnız usulsüzlük ya da özel usulsüzlük cezası tebliğ edilen yatırımcı da otuz gün içinde başvurarak cezanın yarısını indirtebilir. Aynı süre içinde tarhiyat sonrası uzlaşma talep edilebilir. Vergi mahkemesinde iptal davası açma süresi de tebliğden itibaren otuz gündür.
Uzlaşma yolunun dava süresine etkisi ayrıca bilinmelidir, çünkü aksi hâlde otuz gün uzlaşma görüşmeleri arasında tükenebilir. Vergi Usul Kanunu’nun ek 7. maddesine göre süresi içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef, ancak uzlaşma sağlanamazsa dava yoluna gidebilir. Uzlaşmanın gerçekleşmemesi hâlinde, uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın tebliğinden itibaren dava açılabilir; dava açma süresi bitmiş veya on beş günden az kalmışsa bu süre tutanağın tebliğinden itibaren on beş güne uzar. Yani uzlaşma talebi dava hakkını yakmaz, ancak kalan sürenin ne kadar olduğu tutanağın tebliğ tarihine göre yeniden hesaplanır.
Bu bölüm, beyan yükümlülüğünün ihmalinin doğuracağı sonuçları göstermek amacıyla ana hatlarıyla verilmiştir. Vergi uyuşmazlığı usulünün tamamı — inceleme aşamasındaki tarhiyat öncesi uzlaşma, davanın tahsilat üzerindeki etkisi ve yürütmenin durdurulması, vergi hatalarında düzeltme ve şikâyet yolu, istinaf ve temyiz aşamaları — ayrı bir uzmanlık alanıdır ve bu yazının kapsamı dışındadır. Yollar arasındaki tercih ve zamanlama sonradan telafisi olmayan bir karardır; ihbarnameyi ya da inceleme başlama yazısını alan yatırımcının, süre işlemeye başlar başlamaz bu alanda uzman görüşü alması yerinde olur.
Beyan Zamanı ve Kayıt Düzeni
Bir takvim yılında elde edilen gelirler için yıllık beyanname, izleyen yılın Mart ayının başından yirmi beşinci günü akşamına kadar verilir; beyan usulünün ayrıntıları için yıllık beyannamenin verilmesine ilişkin yazı incelenebilir. Tahakkuk eden vergi, Gelir Vergisi Kanunu’nun 117. maddesi uyarınca Mart ve Temmuz aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Taksit takvimini kaçırmak gecikme zammı doğurur; ayrıca mahsupta anlatılan bir yıllık erteleme süresi de taksit zamanına bağlı işlediğinden belge takvimi bu tarihlerle birlikte planlanmalıdır.
Vergi yüzde 15’ten başlamaz: kümülatif matrah etkisi
Beyan edilen matrah, Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesindeki artan oranlı tarifeye tabidir; tarife yüzde 15’ten başlayıp en üst dilimde yüzde 40’a ulaşır ve dilim tutarları her yıl genel tebliğle güncellenir. Buradaki yaygın hata, borsa kazancının tarifede sıfırdan başlayacağını sanmaktır.
Gelir vergisi, beyannameye giren gelir unsurlarını ayrı ayrı değil toplayarak vergilendirir. Kira, menkul sermaye iradı ve değer artışı kazancı tek bir matrahta birleşir ve tarife bu toplam üzerinden işler. Bunun sonucu şudur: yıl içinde başka gelirleri nedeniyle zaten üst dilimlere girmiş bir mükellef, ABD borsasından elde ettiği kazancı yüzde 15’ten değil, içinde bulunduğu marjinal dilimden vergilendirir. Aynı tutardaki kazanç, geliri düşük bir yatırımcıda yüzde 15, üst dilimdeki bir yatırımcıda yüzde 40 vergi doğurabilir.
Beyanname verilirken hangi gelirlerin ekleneceği de 86. maddeye göre belirlenir. Türkiye’de tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler, tek işverenden alınmışsa ve tarifenin dördüncü diliminde yer alan tutarı aşmıyorsa beyannameye dâhil edilmez; birden fazla işveren söz konusu olduğunda maddedeki eşikler ayrıca test edilir. Türkiye’de tevkifata tabi tutulmuş menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ise ayrı bir eşiğe bağlıdır: bu iratların kendisi de dâhil olmak üzere, yukarıdaki ücret bendi dışında kalan vergiye tabi gelir toplamı tarifenin ikinci dilimindeki tutarı aşmıyorsa beyan dışında kalır. Eşik testine ABD borsası kazancı da girdiğinden, yüksek bir satış kazancı yurt içi tevkifatlı kira veya faiz gelirini de beyan zorunluluğuna sokabilir. Bu eşikler aşıldığında ilgili gelirler ABD borsası kazancıyla aynı beyannameye girer ve matrahı yükseltir. Kira geliri ya da yüksek ücreti bulunan yatırımcının, borsa kazancını beyan ederken bu kalemleri de gözden geçirmesi gerekir.
Ücret gelirinin de beyannameye girdiği hâllerde tabloya bir ayrıntı eklenir: 103. madde, tarifenin üçüncü ve dördüncü dilimlerinde ücret gelirleri için farklı eşikler öngörür. Ücret dışı gelirlerde yüzde 27’lik dilim 1.000.000 TL’de sona ererken, ücret gelirlerinde bu eşik 1.500.000 TL’ye kadar uzar. Bu nedenle ücreti bulunan bir mükellefte vergi, tek bir tarife satırının mekanik uygulanmasıyla değil, ücret ve ücret dışı gelirin eşiklerini gözeten bir hesapla bulunur. Yıl içinde ücretten tevkif suretiyle ödenen vergiler hesaplanan vergiden mahsup edilir; ancak mahsup, uygulanan oranı değiştirmez. Yatırımın net getirisi hesaplanırken bu etki baştan dikkate alınmalı, sınır durumlarda hesap bir uzmana yaptırılmalıdır.
Gelir vergisinin dışında kalan bir risk: ABD veraset vergisi
Bu yazının konusu gelir vergisidir; ancak ABD’de doğrudan pay tutan yatırımcıyı ilgilendiren ve gelir vergisiyle ilgisi bulunmayan ayrı bir risk vardır. Türkiye ile ABD arasındaki anlaşma yalnızca gelir üzerinden alınan vergileri kapsar; veraset ve intikal vergileri bakımından iki ülke arasında yürürlükte bir anlaşma bulunmamaktadır. ABD mevzuatı, ABD’de mukim olmayan yabancıların ABD kaynaklı varlıkları için görece düşük bir muafiyet tutarı öngörür ve aşan kısımda yüksek oranlı federal veraset vergisi uygulanabilir. Anlaşma bulunmadığından bu verginin Türkiye’de ödenecek veraset ve intikal vergisinden mahsubu da gündeme gelmez. Portföyü büyük olan yatırımcıların, doğrudan ABD payı tutmanın bu yönünü ayrıca değerlendirmesi yerinde olur; tutar ve oranlar ABD iç mevzuatına tabi olduğundan güncel durum o mevzuat üzerinden teyit edilmelidir.
ABD borsası vergi hesabının sağlıklı yapılabilmesi için her işlemde şu verilerin saklanması gerekir: alış tarihi ve tutarı, alış dövizi, satış tarihi ve tutarı, ödenen komisyonlar ile bu tarihlerdeki Merkez Bankası döviz alış kurları. Temettü tarafında ise brüt tutar, ABD’de kesilen vergi ve IRS 1042-S formu kayıt altına alınmalıdır. Aracı kurum ekstresi bu kayıt için iyi bir dayanak olmakla birlikte, kur çevrimi ile endeksleme hesabı ekstre üzerinde değil, yatırımcı tarafından ayrıca yapılır.
Gelir Vergisi Kanunu’nun tam metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşılabilir.
ABD Borsası Vergi Beyanı Hakkında Sık Sorulan Sorular
ABD borsasından elde edilen hisse satış kazancı için beyan sınırı var mı?
Hayır. Gelir İdaresi’nin 24.12.2024 tarihli Aydın Defterdarlığı özelgesi ile 19.12.2025 tarihli Kastamonu Defterdarlığı özelgesinde, yurt dışı borsalarda işlem gören hisse senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançların herhangi bir beyan haddi veya istisna uygulanmaksızın yıllık gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gelir Vergisi Kanunu mükerrer 80. maddesinin üçüncü fıkrasındaki 2026 yılı için 150.000 TL olan değer artışı istisnası, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançları kapsam dışı bırakır. Kâr ne kadar küçük olursa olsun beyan edilir.
ABD hissesini iki yıldan uzun tuttum, kazanç vergiden istisna olur mu?
Olmaz. Mükerrer 80. maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendindeki iki yıllık elde tutma istisnası yalnızca tam mükellef kurumlara ait hisse senetleri için geçerlidir. ABD’de kurulu bir şirket Türk vergi mevzuatı bakımından tam mükellef kurum sayılmadığından, elde tutma süresi ne olursa olsun satış kazancı değer artışı kazancıdır.
2026 yılında ABD hisselerinden alınan temettü için beyan sınırı kaç TL?
22.000 TL. Gelir Vergisi Kanunu’nun 86. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki bu tutar, 31.12.2025 tarihli ve 33124 (5. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 332 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 2026 takvim yılı için belirlenmiştir. Sınır aşılırsa yalnızca aşan kısım değil, tevkifata ve istisnaya konu olmayan menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarının tamamı beyan edilir. 2025 yılı geliri için bu had 18.000 TL idi.
ABD’de kesilen vergiyi Türkiye’de mahsup etmek için hangi belge gerekir?
Kastamonu Defterdarlığı’nın 19.12.2025 tarihli özelgesine göre, IRS 1042-S formuna Apostille tasdik şerhi tatbik edilmişse ve ABD’de tevkif suretiyle ödenen vergiler bu belgeyle belgelendirilmişse, ayrıca Türk elçilik veya konsolosluk tasdiki aranmadan Gelir Vergisi Kanunu’nun 123. maddesine göre mahsup yapılabilir. Mahsup edilecek tutar, Türkiye’de hesaplanan verginin yurt dışı kazanca isabet eden kısmını aşamaz.
Dolar bazında zarar ettim ama beyan etmem gerekir mi?
Gerekebilir. Değer artışında safi kazanç, mükerrer 81. maddenin birinci fıkrası uyarınca satış hasılatından maliyet bedeli ve elden çıkarma giderlerinin indirilmesiyle bulunur ve hesap Türk lirası üzerinden yapılır; hem alış hem satış kendi işlem tarihindeki Merkez Bankası döviz alış kuruyla TL’ye çevrilir. Bu nedenle dolar bazında zarar eden bir işlem, kur artışı nedeniyle TL bazında vergiye tabi kazanç doğurabilir. Aynı takvim yılı içindeki zararlı satışlar kârlı satışlardan mahsup edilir.
Bu yazıda yer alan açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır; her portföyün işlem yapısı, elde tutma süreleri ve gelir bileşimi farklı olduğundan somut olayın kendi koşullarında değerlendirilmesi gerekir.









