0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

İnternet Reklam Stopajı: Google ve Meta Ödemelerinde Vergi Kesintisi

İnternet Reklam Stopajı: Google ve Meta Ödemelerinde Vergi Kesintisi

Özetle: İnternet reklam stopajı, Google, Meta veya LinkedIn gibi platformlara reklam bedeli ödeyen Türkiye’deki şirketlerin yapmak zorunda olduğu vergi kesintisidir. Dayanağı 18/12/2018 tarihli ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı olup, 1/1/2019 tarihinden itibaren yapılan ödemelere uygulanır. Oran ödemenin muhatabına göre değişir: Türkiye’de iş yeri bulunmayan dar mükellef bir yabancı kuruma yapılan ödemede %15, gerçek kişiye yapılan ödemede %15, tam mükellef bir Türk kurumuna yapılan ödemede ise %0. En kritik nokta şudur: “yurt dışındaki platformun Türkiye’de iş yeri yok” savunmasıyla kesinti yapmayan şirketler ilk derece mahkemelerinde kazanmakta, ancak Danıştay bu kararları bozmaktadır.

İnternet Reklam Stopajının Dayanağı Nedir?

Kesintinin kaynağı doğrudan bir kanun maddesi değil, kanunun Cumhurbaşkanına verdiği yetkinin kullanılmasıdır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu‘nun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası Cumhurbaşkanına; ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına, ödeme yapan veya ödemeye aracılık edenlerin vergi kesintisi yapmak zorunluluğu bulunup bulunmamasına, ödemenin konusunun mal veya hizmet alım satımı olup olmamasına ve elektronik ortamda gerçekleştirilip gerçekleştirilmemesine bakılmaksızın, vergiye tabi işlemlere taraf veya aracı olanlara vergi kesintisi yaptırma yetkisi vermektedir. Bu yetkiye paralel olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesine (18) numaralı bent, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15 inci maddesine (ğ) bendi ve 30 uncu maddesine (d) bendi eklenerek “Vergi Usul Kanununun 11 inci maddesinin yedinci fıkrası kapsamındaki ödemeler” kesinti kapsamına alınmıştır.

Bu çerçeve hükümler tek başına kesinti doğurmaz; hangi ödemenin kapsama gireceğini ve oranı belirleyen düzenleme, 19/12/2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 18/12/2018 tarihli ve 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’dır. Karar’ın eki Kararın birinci maddesinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15 inci maddesinin birinci fıkralarında sayılanlara internet ortamında verilen reklam hizmetlerinin kesinti kapsamına alındığı ve bu hizmetlere ilişkin olarak hizmeti verenlere veya reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemelerden, ödeme yapılan kişilerin mükellef olup olmamasına bakılmaksızın kesinti yapılacağı düzenlenmiştir. Karar, 1/1/2019 tarihinden itibaren yapılacak ödemelere uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

İnternet Reklam Stopajı Oranı Yüzde Kaçtır?

Oran tek değildir; ödemenin muhatabının hukuki niteliğine göre üçe ayrılır. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 19.04.2019 tarihli ve 49327596-120[GVK.2019.ÖZ.15]-51978 sayılı özelgesi bu üçlü yapıyı açıkça ortaya koymaktadır: Karar’ın 2, 3 ve 4 üncü maddeleri gereğince internet ortamında verilen reklam hizmetlerine ilişkin olarak hizmeti verenlere veya aracılık edenlere yapılan ödemeler üzerinden Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesi uyarınca %15, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15 inci maddesi uyarınca %0, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30 uncu maddesi uyarınca %15 oranında kesinti yapılması gerekmektedir.

Pratik karşılığı şudur. Reklam hizmetini veren veya aracılık eden taraf bir gerçek kişi ise (örneğin şahıs işletmesi olarak çalışan bir dijital pazarlama uzmanı, içerik üreticisi veya yayıncı) oran %15’tir ve bu kişinin tam veya dar mükellef olması sonucu değiştirmez. Muhatap tam mükellef bir kurum ise (Türkiye’de kurulu bir reklam ajansı anonim veya limited şirketi) oran %0’dır. Muhatap Türkiye’de iş yeri veya daimî temsilcisi bulunmayan dar mükellef bir yabancı kurum ise oran %15’tir. Sıfır oran, işlemin kesinti kapsamı dışında olduğu anlamına gelmez; yalnızca uygulanacak oranın sıfır olduğunu ifade eder.

Kesintiyi Kim Yapar? Ajans Üzerinden Ödemede Sorumluluk Kimdedir?

Kesinti yükümlülüğü, hizmeti sunanda değil ödemeyi yapandadır. Karar, kesintiyi yalnızca reklamı fiilen yayınlayan platforma yapılan ödemelerle sınırlamamış, “reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere” yapılan ödemeleri de kapsama almıştır. Uygulamada sık görülen kurgu, bir ajansın veya serbest çalışan bir uzmanın yurt dışı platformdan aldığı reklam hizmetini kendi adına faturalandırıp müşterisine yansıtmasıdır. Bu durumda zincirin her halkası ayrı ayrı değerlendirilir: müşteri, ajansa yaptığı ödeme üzerinden muhatabın niteliğine göre kesinti yapar (gerçek kişiyse %15, tam mükellef kurumsa %0); ajans da yurt dışı platforma yaptığı ödeme üzerinden ayrıca dar mükellef kuruma ödeme kapsamında kesinti yükümlülüğünü değerlendirir. Uygulamadaki tecrübelerimiz ışığında, faturanın doğrudan yurt dışı platformdan mı yoksa o platformun Türkiye’de kurulu grup şirketinden mi alındığının netleştirilmesi kritik önemdedir; bu ayrım hem oranı hem de aşağıda ele alınan anlaşma tartışmasının gündeme gelip gelmeyeceğini belirler.

“Yurt Dışı Platformun Türkiye’de İş Yeri Yok” Savunması Tutuyor mu?

Bu, konunun en çok dava edilen noktasıdır ve cevabı nettir: savunma ilk iki derecede sıklıkla kabul edilmekte, Danıştay aşamasında ise reddedilmektedir. Şirketler tipik olarak muhtasar beyannameyi ihtirazi kayıtla vermekte, ödedikleri stopajın iadesini istemekte ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının ticari kazançları düzenleyen 7 nci maddesine dayanmaktadır: bir akit devlet teşebbüsünün kazancı, diğer akit devlette bir iş yeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça yalnızca mukim olduğu devlette vergilendirilir.

Danıştay 9. Daire, E.2021/4378, K.2023/4891, 29/11/2023 (oybirliği, kesin) — mükellef aleyhine: Bir şirket, 2020/Kasım dönemi muhtasar ve prim hizmet beyannamesini ihtirazi kayıtla vererek İrlanda, ABD, Fransa, Çek Cumhuriyeti, İsviçre ve Hollanda mukimi firmalardan alınan internet reklam hizmetlerine isabet eden 263.825,96 TL‘lik kısmın kaldırılmasını istemiştir. Vergi Mahkemesi, anlaşmaların 7 nci maddesi uyarınca bu şirketlerin kazancının Türkiye’de vergilendirilemeyeceği gerekçesiyle davayı kabul etmiş, Bölge İdare Mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmiştir. Danıştay, ilgili firmaların hizmeti anlaşmada belirtilen bir iş yeri vasıtasıyla Türkiye’de sunmadığını tespit etmekle birlikte, “476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca… yapılan ödemeler üzerinden 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 30. maddesi uyarınca %15 oranında vergi kesintisi yapılmasının gerektiği, bu nedenle… tahakkuk işleminde hukuka aykırılık görülmediğinden” Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur. Dikkat çekici ayrıntı: Danıştay Tetkik Hâkimi, Anayasa’nın 90 ıncı maddesine dayanarak temyizin reddi yönünde görüş bildirmiş, Daire bu görüşe katılmamıştır.

Danıştay 4. Dairesi ise aynı sonuca farklı bir gerekçeyle ulaşmakta ve dijital ortamı doğrudan “iş yeri” saymaktadır.

Danıştay 4. Daire, E.2023/114, K.2023/3101, 31/05/2023 (oyçokluğu) — mükellef aleyhine: Daire, iş yeri tanımının hem iç mevzuatta hem uluslararası sözleşmelerde “ticari faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yer” şeklinde yapıldığını, dolayısıyla “ticari faaliyet için elverişli olan yerin, fiziksel bir mekan olabileceği gibi internet ortamında hizmet veren web sayfaları (dijital bir alanı) da olabileceği”ni belirtmiştir. Somut olayda “reklam hizmetlerine ilişkin ticari faaliyetin asli ve önemli kısmının, hatta tamamının bu web sayfaları üzerinden yürütüldüğü… dolayısıyla ilgili web sayfalarının ‘ticari faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yer’ (yani işyeri) olarak değerlendirilmesi gerekmektedir” sonucuna varılarak mükellef lehine olan Vergi Dava Dairesi kararı bozulmuştur. Karara katılmayan üye, Vergi Usul Kanunu’nun 156 ncı maddesindeki iş yeri tanımından hareketle karşı oy kullanmıştır.

Platformun Türkiye’de Şirket Kurmuş Olması Sonucu Değiştirir mi?

Evet ve bu, savunma stratejisini doğrudan etkileyen somut bir olgudur. Yargı, yurt dışı platformun Türkiye’de tescil edilmiş bir grup şirketi bulunup bulunmadığını Ticaret Sicili kayıtlarından araştırmakta ve şirketin kurulduğu tarihten sonraki dönemler bakımından “iş yeri” varlığını kabul etmektedir.

Danıştay 9. Daire, E.2023/713, K.2024/4181, 19/09/2024 (oybirliği, kesin) — mükellef aleyhine: Uyuşmazlık, 2022/Mart dönemine ilişkin ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerinden tahakkuk eden ve İrlanda mukimi firmalara yapılan reklam ödemelerinden kaynaklanan 480.088,24 TL‘lik stopajın iadesine ilişkindir. İlk derece mahkemesi ve Bölge İdare Mahkemesi mükellef lehine karar vermiştir. Danıştay, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilanını inceleyerek “internet reklamcılığı da dahil olmak üzere reklamcılık ile ilgili her türlü ürün ve hizmet için doğrudan ve dolaylı olarak satış ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmak üzere 12/01/2021 tarihinde tescil edilerek … Bilgi Teknolojileri Limited Şirketi’nin kurulduğu, bu nedenle Google’nın bu tarihten sonra Türkiye’de işyerine sahip olduğu, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması dikkate alınarak değerlendirme yapılacak olsa dahi bu şirket yönünden yapılan vergilendirme işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı” sonucuna vararak kararı bozmuştur.

Bu karar, uyuşmazlığın dönemsel bir boyutu olduğunu göstermektedir: platformun Türkiye’de şirket kurduğu tarihten önceki dönemler ile sonraki dönemler farklı değerlendirilebilir. Aynı kararda Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bir özelgesine de atıf yapılmış; internet üzerinden reklam verme hizmetinin ticari faaliyet kapsamında olduğu ve yabancı mukimin Türkiye’de iş yeri bulunmadıkça yalnızca kendi ülkesinde vergilendirileceği görüşü aktarılmıştır. Yani idarenin kendi özelge çizgisi ile 476 sayılı Karar’ın uygulanması arasındaki gerilim, kararların gerekçelerinde açıkça görünmektedir.

Bu Konuda Hangi Uyuşmazlıklar Çıkıyor?

Yargıya yansıyan dosyalar birkaç tipik başlıkta toplanıyor.

Birincisi, anlaşma savunmasıdır. Yurt dışı platformun Türkiye’de iş yeri bulunmadığı, dolayısıyla çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının ticari kazançları düzenleyen maddesi uyarınca kazancın yalnızca mukim olunan devlette vergilendirilebileceği ileri sürülür. Yukarıda aktarılan kararlarda görüldüğü gibi bu savunma ilk iki derecede sıklıkla kabul edilmekte, Danıştay aşamasında bozulmaktadır.

İkincisi, mükerrer vergilendirme itirazıdır. Aynı reklam ödemesi üzerinde hem stopaj hem dijital hizmet vergisi yükünün doğduğu, bunun vergi adaleti ve mali güce göre vergilendirme ilkelerine aykırı düştüğü savunulur. Danıştay 3. Dairesinin yukarıda aktarılan 26/06/2024 tarihli kararında bu itiraz açıkça ileri sürülmüş ve kabul edilmemiştir.

Üçüncüsü, verginin kanuniliği itirazıdır. Vergi Usul Kanunu’nun 11 inci maddesinin yedinci fıkrasının Cumhurbaşkanına aşırı geniş bir yetki verdiği, kesinti yükümlülüğünün kanunla değil idari bir kararla getirilmiş olmasının Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülür. Bu itiraz çoğunluk kararlarında ciddi bulunmamakla birlikte, bazı kararlarda karşı oya konu olmuştur.

Dördüncüsü, muhatabın niteliğinin yanlış belirlenmesidir. Tam mükellef bir kuruma yapılan ödemede %0 yerine %15 uygulanması ya da bunun tersi, fatura kesen tarafın mukimlik statüsünün doğru tespit edilmemesinden kaynaklanır ve fazla veya eksik kesinti sonucunu doğurur.

Danıştay 3. Daire, E.2023/10313, K.2024/4294, 26/06/2024 (oyçokluğu, kesin) — mükellef aleyhine: 2022/Mayıs dönemi beyannamesi, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan kurumlardan alınan reklam hizmeti ödemelerinden tevkifat yapılmaması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilmiştir. Vergi Mahkemesi mükellef lehine karar vermiş; ancak Bölge İdare Mahkemesi, reklam hizmetinin “Türkiye’den erişilebilen web sayfaları üzerinden verildiği dikkate alındığında faaliyetin icra edildiği yer olma özelliği taşıyan söz konusu web sayfalarının hizmeti veren kurumlar açısından iş yeri olduğu” sonucuna vararak istinaf başvurusunu kabul etmiş, ilk derece kararını kaldırıp davayı reddetmiştir. Temyizde şirket, dar mükellef kurumların “hem dijital hizmet vergisi yoluyla hem de stopaj yoluyla vergilendirilmesinin vergi adaleti ve mali güce göre vergilendirme ilkelerine uygun olmadığı gibi mükerrer vergilendirilmeye sebebiyet verdiği”ni ileri sürmüş; Danıştay 3. Dairesi bu iddiaları kabul etmeyerek kararı onamıştır.

Uygulamadaki tecrübelerimiz ışığında bu savunmaların Danıştay önündeki başarı şansı sınırlıdır; bununla birlikte kararların bir kısmının oyçokluğuyla alınmış olması ve karşı oylarda anayasaya aykırılık iddiasının ciddi bulunması, konunun içtihadının tam olarak yerleşmediğini göstermektedir. Bu nedenle tereddütlü ödemelerde kesinti yapılıp beyannamenin ihtirazi kayıtla verilmesi, kesinti hiç yapılmamasına göre çok daha düşük riskli bir yoldur: ihtirazi kayıt, dava hakkını korurken vergi ziyaı cezası riskini bertaraf eder. Ayrıca bu yükümlülüğün, yurt dışından alınan hizmetlerde ayrıca doğan sorumlu sıfatıyla katma değer vergisi yükümlülüğünden bağımsız olduğu, birinin yerine getirilmesinin diğerini karşılamadığı unutulmamalıdır; bu konuda yurt dışından alınan hizmetlerde stopaj ve KDV sorumluluğu ayrıca değerlendirilmelidir.

Kesinti Yapılmazsa Ne Olur, Hangi Süreler İşler?

Vergi Usul Kanunu’nun 11 inci maddesi uyarınca vergi kesmeye mecbur olanlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludur; bu sorumluluk, ödedikleri vergiler dolayısıyla asıl mükelleflere rücu etme hakkını kaldırmaz. Kesintinin yapılmadığının tespiti hâlinde vergi sorumlusu sıfatıyla re’sen veya ikmalen tarhiyat yapılır ve vergi ziyaı cezası uygulanır. İhbarnamenin tebliğinden itibaren tarhiyat sonrası uzlaşma talebi otuz gün içinde yapılabilir; ancak 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra uzlaşmanın konusu yalnızca cezalardır, verginin aslı uzlaşma kapsamı dışındadır. Vergi Usul Kanunu’nun 376 ncı maddesi uyarınca verginin tamamı ile cezanın yarısının otuz gün içinde ödeneceğinin bildirilmesi hâlinde cezanın yarısı indirilir; bu yol dava hakkından vazgeçmek anlamına gelir. Dava açılacaksa İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7 nci maddesi uyarınca vergi mahkemelerinde süre otuz gündür ve aynı Kanun’un 27 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca vergi mahkemesinde dava açılması tahsil işlemini kendiliğinden durdurur.

İnternet Reklam Stopajı ile Dijital Hizmet Vergisi Aynı Şey mi?

Hayır. İnternet reklam stopajı, reklam bedelini ödeyen Türk şirketin gelir veya kurumlar vergisi kesintisi yükümlülüğüdür; muhatabı ödemeyi alan taraftır. Dijital hizmet vergisi ise 7194 sayılı Kanun kapsamında, dijital hizmeti Türkiye’de sunan ve hasılat hadlerini aşan sağlayıcının kendi vergi yükümlülüğüdür. İkisinin mükellefi, matrahı ve beyan usulü farklıdır; aynı reklam ödemesi üzerinde teorik olarak iki ayrı yük birlikte bulunabilir ve mükerrerlik itirazı bu noktadan doğar. Ayrıntı için dijital hizmet vergisinin kapsamı ve oranı ayrıca incelenmelidir. Reklamdan gelir elde eden tarafın vergilendirilmesi ise bambaşka bir konu olup internet reklam gelirlerinin vergilendirilmesi başlığı altında ele alınmıştır.

Sık Sorulan Sorular

Google’a ödenen reklam bedelinde stopaj oranı yüzde kaçtır?

Ödeme, Türkiye’de iş yeri veya daimî temsilcisi bulunmayan dar mükellef bir yabancı şirkete doğrudan yapılıyorsa Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30 uncu maddesi uyarınca yüzde 15 oranında kesinti yapılır. Ödeme, o platformun Türkiye’de kurulu tam mükellef bir şirketine yapılıyorsa Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 15 inci maddesi uyarınca oran yüzde 0’dır. Gerçek kişiye yapılan ödemelerde ise Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesi uyarınca oran yüzde 15’tir.

Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması internet reklam stopajını engeller mi?

Danıştay içtihadı bu savunmayı kabul etmemektedir. Danıştay 9. Dairesinin E.2021/4378, K.2023/4891 sayılı kararında, yurt dışı firmaların hizmeti Türkiye’de bir iş yeri vasıtasıyla sunmadığı tespit edilmesine rağmen 476 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca yüzde 15 kesinti yapılması gerektiğine hükmedilerek mükellef lehine olan karar bozulmuştur. Danıştay 4. Dairesi ise E.2023/114, K.2023/3101 sayılı kararında web sayfalarının iş yeri sayılması gerektiği sonucuna varmıştır.

Platformun Türkiye’de şirketi varsa durum değişir mi?

Evet. Danıştay 9. Dairesinin E.2023/713, K.2024/4181 sayılı kararında, Ticaret Sicil Gazetesi ilanından hareketle ilgili platformun Türkiye’de 12/01/2021 tarihinde bir şirket tescil ettirdiği tespit edilmiş ve bu tarihten sonra Türkiye’de iş yerine sahip olduğu kabul edilerek vergilendirmede hukuka aykırılık bulunmadığına hükmedilmiştir.

Reklam ajansı üzerinden ödeme yapılırsa kesintiyi kim yapar?

Kesinti yükümlülüğü ödemeyi yapan taraftadır. 476 sayılı Karar, reklam hizmeti verilmesine aracılık edenlere yapılan ödemeleri de kapsama aldığından, reklam veren şirket ajansa yaptığı ödeme üzerinden kesinti yapar; ajans gerçek kişiyse oran yüzde 15, tam mükellef kurumsa yüzde 0’dır. Ajans da yurt dışı platforma yaptığı ödeme için kendi kesinti yükümlülüğünü ayrıca değerlendirir.

İnternet reklam stopajı yapılmazsa hangi yaptırım uygulanır?

Vergi Usul Kanunu’nun 11 inci maddesi uyarınca vergi kesmeye mecbur olanlar verginin tam olarak kesilip ödenmesinden sorumludur. Kesinti yapılmadığının tespiti hâlinde vergi sorumlusu sıfatıyla re’sen veya ikmalen tarhiyat yapılır ve vergi ziyaı cezası uygulanır. İhbarnamenin tebliğinden itibaren dava açma süresi otuz gündür.

Tereddütlü ödemelerde ne yapılmalı?

Kesinti yapılıp muhtasar beyannamenin ihtirazi kayıtla verilmesi, kesinti hiç yapılmamasına göre çok daha düşük riskli bir yoldur. İhtirazi kayıt, tahakkuka karşı dava açma hakkını korurken vergi ziyaı cezası riskini bertaraf eder; ihtirazi kayıt konulmadan verilen beyanname üzerine yapılan tahakkuka karşı kural olarak dava açılamaz.

Sonuç

İnternet reklam stopajı, dijital pazarlama harcaması yapan her yazılım, e-ticaret ve ajans şirketinin muhtasar beyanname sürecinde gözden kaçıramayacağı bir yükümlülüktür. Oran ödemenin muhatabına göre %0 ile %15 arasında değişmekte; yurt dışı platforma doğrudan yapılan ödemelerde çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına dayanan savunma, ilk derecede kazansa bile Danıştay aşamasında bozulmaktadır. Kararların bir kısmının oyçokluğuyla alınmış olması ve karşı oylarda kanunilik itirazının ciddi bulunması, konunun kapanmadığını göstermekle birlikte, bugünkü içtihat tablosunda kesinti yapmamanın taşıdığı risk yüksektir. Fatura kesen tarafın mukimlik statüsünün ve o platformun Türkiye’de tescilli bir şirketi bulunup bulunmadığının dönem bazında tespit edilmesi, olası cezalı tarhiyatın önüne geçmenin en etkili yoludur.

Aras Hukuk Bürosu

Related Posts

Leave a Reply

Call Now Button