0312 911 83 10
·
[email protected]
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

İştirak Zararı: Tasfiyede Değersiz Kalan Hisse İndirilir mi?

İştirak Zararı: Tasfiyede Değersiz Kalan Hisse İndirilir mi?

İştirak zararı, yurt dışındaki iştirakin tasfiyesi nedeniyle hisselerin karşılıksız kalması hâlinde kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilir mi? Danıştay Üçüncü Dairesi 20.11.2025 tarihli kararında, ortada bir satış işlemi bulunmadığından Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 3. fıkrasının uygulanamayacağını ve bu zararın öz sermaye kıyaslaması yoluyla kurum kazancının tespitinde dikkate alınabileceğini kabul etmiştir.

Karar Özeti

Dava Konusu Olay

Davacı şirketin iştirak payının bulunduğu yurt dışında mukim şirketin tasfiyesi 2020 yılında zararla sonuçlanmıştır. Davacı, değersiz hâle gelen iştirak hissesine isabet eden zararı kanunen kabul edilmeyen giderlere atmış; bu zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla beyanname vermiştir. Beyanname üzerine 2020 yılının Temmuz-Eylül dönemi için tahakkuk ettirilen geçici verginin ihtirazi kayda konu kısmının kaldırılması ve faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.

Danıştay Üçüncü Dairesinin gerekçesi şöyledir:

  • Kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır. Safi kurum kazancı, hasılattan Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre indirilebilecek giderlerin düşülmesi ve indirimi kabul edilmeyen giderlerin eklenmesiyle ortaya çıkar.
  • Kurumlar vergisi mükelleflerinin safi kazancının belirlenmesinde temel ölçüt, dönem sonu ve dönem başı öz sermaye kıyaslamasıdır.
  • Kurumlar Vergisi Kanunu‘nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendindeki istisna iştirak hisselerinin satılmasından doğan kazançlar için öngörüldüğünden, aynı maddenin 3. fıkrasındaki kanunen kabul edilmeyen gider uygulaması da ancak bir satış işleminin bulunması hâlinde söz konusu olur.
  • Olayda hisseler satılmamış; iştirak edilen şirketin tasfiyesinin kapanmasından sonra değeri düşen ve karşılığı kalmayan hisseler aktiften çıkarılmıştır. Bu nedenle 5. maddenin 3. fıkrası uyuşmazlığa uygulanamaz.
  • Davacı, iktisap ettiği iştirak hisselerini envanterine kaydederek aktifinde izlemiş; zarar, hisselerin iştirak edilen şirketin tasfiyesi nedeniyle aktiften çıkarılmasına bağlı olarak ortaya çıkmıştır.
  • Hisselerin değerleme bedelinden daha az bir bedelle aktiften çıkarılması dönem sonu öz sermayesini negatif bir unsur olarak etkilediğinden, öz sermaye kıyaslamasına bağlı olarak hesaplanan kâra yapılan bu negatif etkinin kurum kazancının tespitinde esas alınmasında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
  • Daire, yeniden verilecek kararda faiz istemi hakkında da değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerektiğini belirtmiştir.

“Olayda ise davacı şirket tarafından iştirak hisselerinin satılmadığı, iştirak ettiği şirketin tasfiyesinin kapanmasından sonra değerinin düşmesi ve karşılığının kalmaması nedeniyle aktifinden çıkarıldığı dikkate alındığında, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 3. fıkrasının uyuşmazlık konusu olaya uygulanması mümkün değildir.”

Danıştay Üçüncü Dairesi, temyiz istemini kabul ederek istinaf başvurusunu reddeden Vergi Dava Dairesi kararını oyçokluğuyla bozmuştur.

Karar künyesi: Danıştay 3. Daire, E:2023/6901, K:2025/4745, T:20.11.2025 (oyçokluğu). Kaynak: Resmi karar metni bağlantısı (tıklayınız).

📌 İlke: İştirak zararı bakımından belirleyici olan, hisselerin elden çıkarılma biçimidir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 3. fıkrasındaki kısıtlama, iştirak hisselerinin satışına bağlı istisna rejimiyle ilişkilidir ve Danıştay Üçüncü Dairesine göre satış işlemi bulunmadıkça uygulanmaz. Yurt dışındaki iştirakin tasfiyesi nedeniyle karşılıksız kalan hisselerin aktiften çıkarılması satış olmadığından, oluşan zarar dönem sonu öz sermayesini azaltan bir unsur olarak Daireye göre kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilir. Hisselerin satışından doğan zararın indirimi ayrı bir konudur; bunun için sitemizde yayımlanan iştirak hissesi satışından doğan zarara ilişkin Danıştay kararı incelenebilir. Satış kazancı istisnasının şartları için iştirak hissesi satış kazancı istisnası yazımıza, öz sermaye kıyaslamasının yasal dayanağı için bilanço esasında ticari kazancın tespiti yazımıza bakılabilir.

Uygulamada Dikkat Edilecek Hususlar

Karar, Danıştay Üçüncü Dairesinin oyçokluğuyla verdiği tek bir karardır. Aynı uyuşmazlıkta vergi mahkemesi ve bölge idare mahkemesi aksi yönde karar vermiş, vergi idaresi de istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan zararın istisna dışı kurum kazancından indirilemeyeceğini savunmuştur. Bu nedenle tasfiye nedeniyle değersiz kalan iştirak hissesinden doğan zararın beyannamede doğrudan indirilmesi, idarenin indirimi kabul etmemesi hâlinde cezalı tarhiyatla karşılaşma riskini taşır. Karardaki davacı zararı kanunen kabul edilmeyen giderlere atmış, indirimi ise ihtirazi kayıtla talep etmiştir.

İhtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine yapılan tahakkuka karşı dava, İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 7. maddesi uyarınca vergi mahkemesinde otuz günlük süre içinde açılmalıdır. Vergi uyuşmazlıklarında bu süre, “tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin” yapıldığı tarihi izleyen günden başlar. Süre kaçırıldığında bu yoldan dava açma imkânı ortadan kalkar.

Kararın Tam Metni

DANIŞTAY ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2023/6901
Karar No : 2025/4745
Tarih : 20.11.2025

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Yatırım Menkul Değerler Anonim Şirketi
KARŞI TARAF (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü/…

İstemin Konusu

… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Yargılama Süreci

Dava konusu istem: Davacı şirketin iştirak payının bulunduğu yurt dışında mukim şirketin tasfiyesinin 2020 yılında zararla sonuçlanması sebebiyle değersiz hale gelen iştirak hissesine isabet eden ve kanunen kabul edilmeyen giderlere atılan zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen beyanname üzerine 2020 yılının Temmuz-Eylül dönemi için tahakkuk ettirilen geçici verginin ihtirazi kayda konu kısmının kaldırılması ve faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesi istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendine göre, kurumların tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından elde ettikleri kazançların kurumlar vergisinden müstesna olduğu, aynı maddenin 3. fıkrasına göre ise iştirak hisselerinin alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilemeyeceği, aynı şekilde, kurumlar vergisinden istisna edilen kazançların elde edilmesi sırasında zarar doğması halinde bu zararların da istisna kapsamı dışındaki gelirlerden indirilmemesi gerektiği sonucuna varıldığından iştirak edilen kurumun sermayesine katılmak suretiyle elde edilecek kâr üzerinden kazanç elde ederek şirketin kârlılığını artırmaya yönelik bir riskin göze alınması sonucu ortaya çıkan ve iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman gideri mahiyetinde olmayan zararın kurum kazancının tespitinde dikkate alınmasının mümkün olmadığı göz önüne alındığında, yapılan tahakkukta hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

Temyiz Edenin İddiaları

İştirak payının bulunduğu şirketin tasfiyesi sebebiyle doğan zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak kaydedilmesine engel herhangi bir düzenleme bulunmadığı, ticari faaliyetin yürütülmesi amacıyla doğan söz konusu zararın ticari nitelikte olduğu ve gider olarak yazılması gerektiği ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

Karşı Tarafın Savunması

Kurumlar Vergisi Kanununun 5. maddesinin 3. fıkrasında kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlara ilişkin giderlerin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararların istisna dışı kurum kazancından indirilemeyeceğinin açıkça ortaya konulduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Tetkik Hâkiminin Düşüncesi

Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İnceleme ve Gerekçe

Maddi Olay

Davacı şirketin iştirak payının bulunduğu yurt dışında mukim şirketin tasfiyesinin 2020 yılında zararla sonuçlanması sebebiyle değersiz hale gelen iştirak hissesine isabet eden ve kanunen kabul edilmeyen giderlere atılan zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen beyanname üzerine 2020 yılının Temmuz-Eylül dönemi için tahakkuk ettirilen geçici verginin ihtirazi kayda konu kısmının kaldırılması ve faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.

İlgili Mevzuat

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinin (B) işaretli fıkrasında, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı ve iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu kural altına alınmıştır.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “İstisnalar” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların bir kısmının bir takım şartlarla kurumlar vergisinden müstesna olduğu, aynı maddesinin 3. fıkrasında, iştirak hisselerinin alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilmeyeceği, 6. maddesinin 1. fıkrasında, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancının üzerinden hesaplanacağı; 2. fıkrasında, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 38. maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu belirtilmiş, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile 193 sayılı Kanun’un 40 ve 41. maddelerinde yer alan hükümlere uyulacağı düzenlenmiştir.

213 sayılı Kanun’un “Bilanço” başlıklı 192. maddesinin ikinci ve devamı fıkralarında, bilançonun aktif ve pasif olmak üzere iki tabloyu ihtiva edeceği, aktif tablosunda mevcutlar ile alacakların (ve varsa zararın), pasif tablosunda borçların gösterileceği, aktif toplamı ile borçların arasındaki farkın, müteşebbisin işletmeye mevzu varlığını (Öz sermayeyi) teşkil edeceği, öz sermayenin pasif tablosuna kaydolunacağı ve bu suretle aktif ve pasif tablolarının toplamlarının denkleşeceği, ihtiyatlar ve kârın ayrı gösterilseler dahi öz sermayenin cüzleri sayılacağı kuralına yer verilmiştir.

193 sayılı Kanun’un 40. maddesinde, safi kazancın tespit edilmesinde indirilebilecek giderler sayılmıştır. Ayrıca bu giderlere ilaveten Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında kurumlar vergisi mükelleflerinin, bu maddede sayılan giderleri de kurum kazancından indirilebileceği düzenlenmiştir. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11. maddesinde ise kurum kazancından indirilemeyecek giderler sayılmıştır.

Hukuki Değerlendirme

Türü itibarıyla gelir üzerinden alınan bir kazanç vergisi olan kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanmaktadır. Gelir vergisinin konusuna giren unsurları, kurumlar vergisi mükelleflerinin elde etmesi durumunda anılan kazanç, kurum kazancı olarak ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirilecektir. Vergilendirilecek safi kurum kazancı ise mükelleflerin hasılatlarından Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre indirebilecekleri giderleri düşmeleri, indirimi kabul edilmeyen giderleri ise ilave etmeleriyle ortaya çıkmaktadır.

Kurumlar vergisi mükelleflerinin safi kazancının belirlenmesinde temel ölçüt, dönem sonu ve dönem başı öz sermaye kıyaslamasıdır. Mükelleflerin bilançolarının aktif toplamı ile borçları arasındaki fark, müteşebbisin işletmeye mevzu varlığını, yani mükellefin öz sermayesini teşkil edecektir.

Uyuşmazlığın çözümü, davacı şirketin aktifinde bulunan iştirak hisselerini, iştirak ettiği şirketin tasfiye edilmesi nedeniyle karşılıksız kalmasına bağlı olarak aktifinden çıkarması neticesinde oluşan zararın kurum kazancının tespitinde dikkate alınıp alınamayacağının ortaya konulmasına bağlıdır.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde iştirak hisseleri satış kazancı istisnası, iştirak hisselerinin satılmasından doğan kazançlar için öngörüldüğünden 5520 sayılı Kanun’un 5. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen kanunen kabul edilmeyen gider uygulaması da “satış” işleminin bulunması hâlinde söz konusu olacaktır.

Olayda ise davacı şirket tarafından iştirak hisselerinin satılmadığı, iştirak ettiği şirketin tasfiyesinin kapanmasından sonra değerinin düşmesi ve karşılığının kalmaması nedeniyle aktifinden çıkarıldığı dikkate alındığında, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 3. fıkrasının uyuşmazlık konusu olaya uygulanması mümkün değildir.

Diğer taraftan, iştirak eden şirket konumunda bulunan davacı, iktisap ettiği iştirak hisselerini, envanterine kaydetmek suretiyle aktifinde izlemiş ancak iştirak ettiği şirketin tasfiye edilmesi nedeniyle aktifinden çıkarmasına bağlı olarak zarar ortaya çıkmıştır.

Davacı iştirak hisselerini değerleme bedelinden daha az bir bedelle, aktifinden çıkarması sonucu aktifteki bu azalma dönem sonu öz sermayesini negatif bir unsur olarak etkilediğinden, öz sermaye kıyaslamasına bağlı olarak hesaplanan kâra negatif bir etki yapan bu durumun, kurum kazancının tespitinde esas alınmasında hukuki isabetsizlik görülmemiştir.

Bu durumda davacı şirketin aktifinde bulunan iştirak hisselerinin, iştirak edilen şirketin tasfiye edilmesi nedeniyle karşılıksız kalması sonucu oluşan zararın kurum kazancının tespitinde dikkate alınması mümkün olup ihtirazi kaydın kabul edilmemesi suretiyle yapılan tahakkukta hukuka uygunluk görülmediğinden davayı yazılı gerekçeyle reddeden Vergi Mahkemesi kararına yöneltilen istinaf başvurusunun reddine dair Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerekmiştir.

Öte yandan, yeniden verilecek kararda, faiz istemi hakkında değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gereği de açıktır.

Karar Sonucu

Açıklanan nedenlerle;

1.Temyiz isteminin kabulüne,

2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının BOZULMASINA, 20/11/2025 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Karşı Oy

Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar bozulması istenen Dava Dairesi kararının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında istemin kabulünü gerektirecek durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ve kararın onanması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.

Sık Sorulan Sorular

İştirak zararı kurum kazancından indirilebilir mi?

Danıştay 3. Dairesinin 20.11.2025 tarihli kararına göre, yurt dışındaki iştirakin tasfiyesi nedeniyle karşılıksız kalan hisselerin aktiften çıkarılmasıyla oluşan zarar, satış işlemi bulunmadığından Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 3. fıkrası kapsamında değildir ve öz sermaye kıyaslaması yoluyla kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilir. Karar oyçokluğuyla verilmiştir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin 3. fıkrası hangi durumda uygulanır?

Karara göre, aynı maddenin 1. fıkrasının (e) bendindeki istisna iştirak hisselerinin satışından doğan kazançlar için öngörüldüğünden, 3. fıkradaki kanunen kabul edilmeyen gider uygulaması da satış işleminin bulunması hâlinde söz konusu olur.

Tasfiye nedeniyle değersiz kalan hisse satış sayılır mı?

Kararda satış olarak değerlendirilmemiştir. Daire, hisselerin satılmadığını, iştirak edilen şirketin tasfiyesinin kapanmasından sonra değeri düşen ve karşılığı kalmayan hisselerin aktiften çıkarıldığını tespit ederek 5. maddenin 3. fıkrasını uygulanamaz bulmuştur.

İştirak zararı için ihtirazi kayıt nasıl kullanılmıştı?

Davacı, değersiz kalan hisseye isabet eden zararı kanunen kabul edilmeyen giderlere atmış; bu zararın gider olarak dikkate alınması gerektiği ihtirazi kaydıyla 2020 yılının Temmuz-Eylül dönemi geçici vergi beyannamesini vermiştir. Dava, ihtirazi kayda konu kısmın kaldırılması ve faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılmıştır.

İştirak zararı - Aras Hukuk Danışmanlık

Related Posts

Leave a Reply

Call Now Button