0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

Örtülü Sermaye Faizi KDV’ye Tabi mi? Danıştay’daki İçtihat Çatışması

Örtülü sermaye faizi üzerinden ayrıca katma değer vergisi (KDV) hesaplanıp hesaplanmayacağı sorusu, Danıştay’ın farklı daireleri arasında birbirine zıt iki görüşün doğduğu güncel bir uyuşmazlıktır. Kısa cevap şudur: Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu (2023) ve Danıştay 9. Daire (2024), örtülü sermaye kapsamında hesaplanan faizin kâr payı niteliğinde olduğunu ve KDV’nin konusuna girmediğini kabul ederken; Danıştay 3. Daire, 14.11.2025 tarihli kararıyla söz konusu tutarın bir finansman hizmeti bedeli sayılarak KDV’ye tabi olacağı sonucuna varmıştır. Bu yazıda, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu çerçevesinde ortaya çıkan bu içtihat çatışması, kararların künyeleri ve metinleriyle birlikte karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır.

Uyuşmazlığın Konusu: Örtülü Sermaye Faizi ve KDV İlişkisi

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca, kurumların ortaklarından veya ortakla ilişkili kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandığı borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılır. Aynı maddenin 7. fıkrasına göre örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında dağıtılmış kâr payı sayılır.

Uyuşmazlık, ilişkili şirkete kullandırılan borç nedeniyle hesaplanan bu tutarın niteliğinden kaynaklanmaktadır. Kurumlar vergisi bakımından kâr payı sayılan örtülü sermaye faizi, katma değer vergisi bakımından da bu niteliğini koruyup KDV’nin dışında mı kalır; yoksa borç veren kurumun ilişkili kişiye sunduğu bir finansman (borç para verme) hizmetinin karşılığı sayılıp KDV’nin konusuna mı girer? Danıştay daireleri bu soruya farklı yanıtlar vermiştir. İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerinden açılan davalarda vergi mahkemeleri ve bölge idare mahkemeleri çoğunlukla mükellef lehine karar verirken, temyiz aşamasında Danıştay’ın konuya bakışı yeknesak olmamıştır.

“KDV’ye Tabidir” Görüşü: Danıştay 3. Daire Kararı (2025)

Davacı holding, ilişkili şirketlere kullandırdığı borç nedeniyle hesaplanan örtülü sermaye faizinin KDV’nin konusuna girmediği yönündeki ihtirazi kaydıyla beyannamesini vermiş; vergi mahkemesi ve bölge idare mahkemesi mükellef lehine karar vermiştir. İdarenin temyizi üzerine Danıştay 3. Daire, aşağıdaki gerekçelerle kararı bozmuştur:

  • Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12/7. maddesindeki kâr payı sayılma hükmü, yalnızca gelir ve kurumlar vergisi açısından hukuki sonuç doğurur.
  • Bu düzenleme, açık bir kanun hükmü olmaksızın yorum yoluyla katma değer vergisine teşmil edilemez.
  • Ortaklara borç para verilmesi, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 4. maddesi anlamında bir finansman hizmeti niteliğindedir ve bu hizmet karşılığı elde edilen faiz KDV’ye tabidir.

Daire, kararında şu ifadeye yer vermiştir: “Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenen ve sadece gelir ve kurumlar vergisi açısından hukuki sonuç doğuran olayın yorum yoluyla katma değer vergisine de teşmil edilmesini mümkün kılmamaktadır.” Daire ayrıca “ortaklara borç para verme hizmeti sonucu elde edilen faiz gelirleri de katma değer vergisine tabi olacaktır.” değerlendirmesini yapmıştır. Sonuçta idarenin temyiz istemi kabul edilerek Vergi Dava Dairesi kararının bozulmasına oybirliğiyle ve kesin olarak karar verilmiştir.

“KDV’nin Konusuna Girmez” Görüşü: 9. Daire ve VDDK Kararları

Buna karşılık Danıştay 9. Daire ve daha üst merci olan Vergi Dava Daireleri Kurulu, örtülü sermaye faizinin KDV’nin konusuna girmediği yönünde karar vermiştir.

Danıştay 9. Daire (2024): Bir elektrik üretim şirketi, 2020/Haziran KDV beyannamesinde örtülü sermaye kapsamındaki kâr payının KDV’ye tabi olmadığı yönünde ihtirazi kayıt koymuş; idare bu kaydı kabul etmeyerek sonraki döneme devreden KDV’yi 194.604,49 TL azaltmıştır. Vergi mahkemesi davayı reddetmiş, bölge idare mahkemesi ise istinaf istemini kabul ederek işlemi iptal etmiştir. İdarenin temyizini reddeden 9. Daire, bölge idare mahkemesi kararını onamıştır. Onanan bölge idare mahkemesi kararının gerekçesinde şu tespite yer verilmiştir: “Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenen ve gelir ve kurumlar vergisi açısından hukuki sonuç doğuran bir uygulamanın, katma değer vergisinde uygulanmamasının çelişki yaratacağı.” 9. Daire ise temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğini belirterek onama kararı vermiştir.

Vergi Dava Daireleri Kurulu (2023): Davacı, örtülü sermaye faizinin KDV’nin konusuna girmediği ihtirazi kaydıyla 2014/Aralık KDV beyannamesini (1.862.977,47 TL) vermiştir. Vergi mahkemesi davayı reddetmiş, Danıştay 4. Daire mükellef lehine bozmuş, vergi mahkemesi ısrar etmiş; VDDK ise 4. Dairenin gerekçesiyle ısrar kararını bozmuştur. Kararın dayandığı gerekçede şu ifade yer almaktadır: “Kurumlar Vergisi Kanunu’nda açıkça belirtilen kâr payı dağıtımının, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda sayılan türde bir teslim veya hizmet olarak nitelendirilemeyeceği anlaşılmıştır. Sonuç olarak kâr payı ve iştirak kazançlarının, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde katma değer vergisinin konusuna giren bir unsur olarak sayılmaması karşısında dava konusu tahakkuk eden vergide hukuka uygunluk görülmemiştir.”

📌 Değerlendirme: İçtihat Çatışması ve Vergilendirmede Belirlilik

Ortaya çıkan tablo, aynı hukuki soruna Danıştay’ın farklı daireleri tarafından zıt cevaplar verildiğini göstermektedir. Bu durumun en dikkat çeken yönü, hiyerarşik konumdur: Danıştay 3. Dairesinin 2025 tarihli “KDV’ye tabidir” yönündeki kararı, dava daireleri arasındaki görüş ayrılıklarını gidermekle görevli üst merci konumundaki Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 2023 tarihli “KDV’nin konusuna girmez” yönündeki içtihadıyla çelişmektedir. Danıştay 9. Dairenin 2024 tarihli onama kararı da mükellef lehine olan yorumu desteklemektedir.

Vergilendirmede belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri, mükellefin karşılaşacağı vergi yükünü önceden bilmesini gerektirir. Aynı işlemin bir dairede KDV’ye tabi, diğerinde konu dışı sayılması, bu ilkeler bakımından mükellefler açısından ciddi bir belirsizlik doğurmaktadır. Uygulamadaki tecrübelerimiz ışığında, ilişkili şirketler arası borç ilişkilerinde örtülü sermaye faizi bulunan mükelleflerin, ihtirazi kayıtla beyan ve dava yolunu değerlendirirken bu içtihat çatışmasını göz önünde bulundurmaları önem taşımaktadır. Kararlar arasındaki çelişkinin, içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi, hem hukuki istikrar hem de eşit muamele bakımından beklenen bir gelişmedir. Karara konu tutar ve dönemler dikkate alındığında, uyuşmazlığın mükellef nezdindeki mali etkisi de küçümsenmeyecek düzeydedir.

Karar Künyeleri

1. Karar (KDV’ye tabidir yönünde)
Mahkeme: Danıştay 3. Daire
Esas No: 2024/2284
Karar No: 2025/4551
Karar Tarihi: 14.11.2025
Oy Durumu: Oybirliği (kesin)

2. Karar (KDV’nin konusuna girmez yönünde)
Mahkeme: Danıştay 9. Daire
Esas No: 2022/344
Karar No: 2024/777
Karar Tarihi: 21.02.2024
Oy Durumu: Oybirliği (kesin)

3. Karar (KDV’nin konusuna girmez yönünde — üst merci)
Mahkeme: Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu
Esas No: 2021/262
Karar No: 2023/95
Karar Tarihi: 15.02.2023
Oy Durumu: Oyçokluğu

Kararların Tam Metni

Danıştay 3. Daire, E:2024/2284, K:2025/4551, T:14.11.2025

T.C.
D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
Esas No : 2024/2284
Karar No : 2025/4551

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Müdürlüğü/…
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : … Holding Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU:…Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusuna ilişkin … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, örtülü sermaye hükümleri uyarınca ilişkili şirkete kullandırılan krediler nedeniyle tahakkuk ettirilen faiz gelirinin katma değer vergisinin konusuna girmediği ihtirazi kaydıyla 2022 yılının Haziran dönemi için verilen katma değer vergisi beyannamesi üzerine bu çekinceye itibar edilmeyerek gerçekleştirilen tahakkuk neticesinde ortaya çıkan sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutarının azaltılmasına yönelik işlemin iptali istemine ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinin 7. fıkrasına göre, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerek borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağının kural altına alındığı dolayısıyla kar payı dağıtımı katma değer vergisinin konusuna girmediğinden yapılan tahakkukta hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusunun, usul ve hukuka uygun olduğu sonucuna varılan Vergi Mahkemesi kararının kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Örtülü sermayeye isabet eden faiz ve benzeri ödemelerin kazanç vergileri uygulamasında karine oluşturmak suretiyle kâr payı sayılmasının mükerrer vergilemeyi önleme amacıyla getirildiği, söz konusu işlemin katma değer vergisi uygulaması açısından finansman temini olmasını değiştirmeyeceği, dava konusu tahakkuk eden vergide hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Kararın hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı şirket tarafından, örtülü sermaye hükümleri uyarınca ilişkili şirkete kullandırılan krediler nedeniyle tahakkuk ettirilen faiz gelirinin katma değer vergisinin konusuna girmediği ihtirazi kaydıyla 2021 yılının Haziran dönemi için verdiği katma değer vergisi beyannamesi üzerine tahakkuk ederek ödenen katma değer vergisinin kaldırılması ve yasal faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesi istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 19. maddesinde, vergi alacağının vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı kurala bağlanmıştır.
5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesinin (1). fıkrasının (a) bendinin 1) numaralı alt bendine göre, kurumların tam mükellefiyete tabi başka bir kurumun sermayesine katılımlarından elde ettikleri kazançların kurumlar vergisinden müstesna olduğu, 11. maddesinin 1. fıkrasının (b) işaretli bendinde, örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderlerin kurum kazancının tespitinde gider olarak indirimlerinin kabul edilemeyeceği, 12. maddesinin 1. fıkrasında, kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmının ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacağı, 7. fıkrasında ise örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler ile her türlü mal ve hizmet ithalatı ve diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu, 4. maddesinin 1. fıkrasında, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin bir şeyi yapmak ve işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bir hesap dönemi içinde şirketin öz sermayesinin üç katını aşan borçlanmaların örtülü sermaye sayılması, 2006 yılının başında yürürlüğe giren Kurumlar Vergisi Kanunu’nun vergi matrahının aşınmasını önlemeye ve vergi güvenliğini sağlamaya yönelik tedbir niteliğinde bir düzenlemesidir. Burada Kanun iki türlü varsayımdan hareket etmektedir. Kanun ilk olarak esasında borçlanma olan bir ticari ilişkiyi örtülü sermaye saymakta ve ilk varsayımın gerekli kıldığı ve mükerrer vergilendirmeyi önlemeye yönelik olarak söz konusu borçlanmaya ilişkin ödemeleri temettü, yani kâr dağıtımı olarak değerlendirmektedir. Böylece vergi hukuku açısından iki sonuç ortaya çıkmaktadır. İlk sonuç, borç verme karşılığında elde edilen faiz geliri, iştirakten elde edilen “kâr payı” olarak sayılmakta (değerlendirilmekte) ve bu gelir Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca kurum kazancından istisna edilmektedir. İkinci sonuç, faiz ödeyen kişi (borç alan ve sermayesini örtülü şekilde artıran kurum) açısından yine aynı Kanun’un 11. maddesi uyarınca faiz gideri kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilmekte ve kurum kazancına eklenip vergilendirilmektedir. Böylece bir gelir akımı sadece bir mükellef üzerinden vergilendirilmekte ve mükerrerliğin önüne geçilmektedir.
Olayın katma değer vergisi boyutuna bakıldığında ise 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca davacı şirket ile ilişkili şirketler nezdinde gerçekleşen borç/alacak ilişkisi kural olarak katma değer vergisine konu olmakta ve vergilendirmeyi gerekli kılmaktadır. Sadece belirli oranlar üzerinden yapılan ve gelir ve kurumlar vergisi uygulaması açısından kanun gereği varsayım veya esas mahiyetinden başka bir mahiyette istisnai bir durum olarak belirlenip kanunun ifadesiyle özünden başka bir biçimde “sayılan” (değerlendirilen) durumların (örtülü sermaye ve kâr payı), bu Kanun açısından da istisnai bir durum alarak vergilendirme işleminin dışında tutulması açık bir kanun hükmünü gerekli kılmaktadır. Yoksa Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenen ve sadece gelir ve kurumlar vergisi açısından hukuki sonuç doğuran olayın yorum yoluyla katma değer vergisine de teşmil edilmesini mümkün kılmamaktadır.
Mükellef kurumun kullandırdığı paraların finansman hizmeti olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirildiğinde ise Katma Değer Vergisi Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca katma değer vergisi, bir emtia hareketine veya bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşen bir hizmete ya da vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin, personelinin veya diğer şahısların karşılıksız yararlanması şeklinde oluşan bir işleme dayandırıldığından, ortaklara borç para verme hizmeti sonucu elde edilen faiz gelirleri de katma değer vergisine tabi olacaktır.
Bu durumda, örtülü sermayeye isabet eden faiz ve benzeri ödemelerin kazanç vergileri uygulamasında karine oluşturmak suretiyle kâr payı sayılması, söz konusu işlemin katma değer vergisi uygulaması açısından niteliğini etkilemeyeceği sonucuna varıldığından ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerine yapılan tahakkukta hukuka aykırılık görülmemiş olup yazılı gerekçeyle dava konusu işlemi iptal eden Vergi Mahkemesi Kararına yöneltilen istinaf başvurusunun reddine dair Vergi Dava Dairesi kararının bozulması gerekmiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin kabulüne,
2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının BOZULMASINA, 14/11/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Danıştay 9. Daire, E:2022/344, K:2024/777, T:21.02.2024

T.C.
D A N I Ş T A Y
DOKUZUNCU DAİRE
Esas No : 2022/344
Karar No : 2024/777

TEMYİZ EDEN (DAVALI): … Vergi Dairesi Başkanlığı ( … Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ: Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI): … Elektrik Üretim Anonim Şirketi
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından verilen 2020/Haziran dönemine ait katma değer vergisi beyannamesindeki örtülü sermaye üzerinden elde edilen kâr payının katma değer vergisine tabi olmadığı yönündeki ihtirazı kaydın kabul edilmemesi sonucu sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutarının 194.604,49-TL azaltılması işleminin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından, ilişkili olduğu şirkete kullandırılan ve örtülü sermaye olarak değerlendirilen borç nedeniyle elde edilen faiz üzerinden katma değer vergisi tahakkuk ettirilmemesi gerektiği ihtirazı kaydıyla verilen 2020/Haziran dönemine ilişkin katma değer vergisi beyannamesi üzerine, ihtirazi kaydın kabul edilmemesi sureti ile sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutarının 194.604,49-TL azaltılmasına (sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutarının 5.188.525,92-TL yerine 4.993.921,43-TL olarak belirlenmesi) yönelik işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, olayda, davacı şirket tarafından Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12/7. maddesi kapsamında örtülü sermaye üzerinden hesap edilen faizin borç alan ve borç veren nezdinde kâr payı sayıldığı, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesine göre de kâr paylarının verginin konusuna girmediği iddia edilmiş ise de, uyuşmazlığın çözümünün, davacının ilişkili şirketine kullandırmış olduğu örtülü sermaye niteliğindeki borç para için hesaplanan faiz gelirinin Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında kâr payı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla katma değer vergisine konu olup olmayacağının tespitine bağlı olduğu, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda örtülü kazanç sayılan borç verme karşılığında elde edilen faiz gelirinin, ilişkili kişilerden elde edilen “kâr payı” olarak değerlendirildiği ve bu gelirin kurum kazancından istisna edildiği, öte yandan, faiz ödeyen kişi (borç alan ve sermayesini örtülü şekilde artıran kurum) açısından ise, ödenen faizin kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirildiği ve kurum kazancına eklenip burada vergilendirildiği, böylece sadece bir mükellef üzerinden vergilendirme yapılmasının sağlandığı ve mükerrerliğin önüne geçildiği, olayın katma değer vergisi boyutuna bakıldığında ise, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. ve 24. maddeleri uyarınca davacı şirket ile ilişkili şirket nezdinde gerçekleşen borç/alacak ilişkisinin kural olarak katma değer vergisine konu olduğu ve vergilendirmeyi gerekli kıldığı, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenen ve sadece gelir ve kurumlar vergisi açısından hukuki sonuç doğuran olayın yorum yoluyla katma değer vergisine de teşmil edilmesinin mümkün olmadığı, davacı şirketin kullandırdığı paraların finansman hizmeti olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirildiğinde ise, katma değer vergisinin, bir mal hareketine veya bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek gibi şekillerde gerçekleşen ya da vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin, personelinin veya diğer şahısların karşılıksız yararlanması şeklinde oluşan bir hizmete bağlı bir işleme dayandığı, ortaklara borç para verme hizmeti sonucu elde edilen faiz gelirinin de katma değer vergisine tabi olacağı, bu durumda, örtülü sermayeye isabet eden faiz ve benzeri ödemelerin kazanç vergileri uygulamasında karine oluşturmak suretiyle kar payı sayılmasının, söz konusu işlemin katma değer vergisi uygulaması açısından ticari niteliğini etkilemeyeceği, davacı şirketin, ilişkili şirketine para kullandırmasının hizmet olarak değerlendirilerek, ihtirazı kaydın kabul edilmemesi suretiyle faiz gelirine isabet eden sonraki döneme devreden katma değer vergisi tutarının 194.604,49-TL azaltılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12. maddesinden, örtülü sermaye için aranılan diğer şartların da varlığı halinde borç alan yönünden alınan borç miktarının sermayenin üç katını aşan kısmının örtülü sermaye olarak kabul edildiği, örtülü sermayeye isabet eden faizin kurum kazancının tespitinde gider olarak kabul edilmediği, bunun sonucunda örtülü sermayeye isabet eden faizin kanunen kabul edilmeyen gider olarak beyan edilmesi gerektiği, dağıtılmış kar payı olarak merkeze aktarılmış kabul edilen bu tutar nedeniyle şartların gerçekleştiği andan itibaren işleme taraf olanların gerekli düzeltmeyi yapabileceği, borç veren açısından diğer şartların da gerçekleşmesi halinde iştirak kazancı olarak istisna hükmünden yararlanılabileceği, böylece aynı matrah üzerinden mükerrer vergilendirmenin önüne geçilmesinin amaçlandığının anlaşıldığı,bu itibarla, verginin tarh edilmesi ve ödenmiş olması şartının, normal vergilendirme dönemi dışında idarece yapılacak tarhiyatlar için zorunlu olduğu, normal vergilendirme dönemi için bir tahakkuk ya da ödemeden söz edilmesine olanak bulunmadığı, ihtilafın ilişkili şirkete verilen borcun, borcu alan şirketin öz sermayesinin 3 katını aşan kısmının borç olarak mı, yoksa (örtülü) sermaye olarak mı değerlendirileceği, bir diğer açıdan da bu borç karşılığı ödenen meblağın faiz mi yoksa kar payı olarak mı niteleneceği noktasından kaynaklandığı, borcun yasal sınıra kadar olan kısmının finansman hizmeti, karşılığında alınan meblağın ise faiz olarak nitelendirileceği konusunda ihtilaf bulunmadığı ancak, Kurumlar Vergisi Kanunu gereği belirlenen tutarın aşılması halinde, aşılan tutar açısından Kanunun bu işlemi borç-alacak (finansman hizmeti) olarak değil, (örtülü) sermaye olarak vasıflandırdığı ve borçlunun yaptığı ödemeyi ise kar payı dağıtımı olarak kabul ettiği dolayısıyla, bu kâr payının, alan şirket açısından iştirak kazancı olarak kaydedileceği ve gerekli şartların varlığı halinde de istisnadan yararlanabileceği ve tarafların buna göre gerekli düzeltmeleri yapacakları sonucuna varıldığı,Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenen ve gelir ve kurumlar vergisi açısından hukuki sonuç doğuran bir uygulamanın, katma değer vergisinde uygulanmamasının çelişki yaratacağı, dolayısıyla, davacının ihtirazi kaydı kabul edilmeyerek yapılan tahakkuk işleminde ve bu tahakkuka karşı açılan davayı reddeden mahkeme kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, Vergi Mahkemesi kararı kaldırılarak, davanın kabulüne, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:Temyize konu kararda kıyas yasağına aykırı hareket edilerek Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alan bir düzenlemenin katma değer vergisine de uygulandığı,olayda finansman hizmetinin söz konusu olduğu ve ödenen faizin de katma değer vergisine tabi olduğu iddiasıyla kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalının temyiz isteminin reddine,
2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA,
3.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca, onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 21/02/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E:2021/262, K:2023/95, T:15.02.2023

T.C.
D A N I Ş T A Y
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/262
Karar No : 2023/95

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı – …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, örtülü sermaye üzerinden elde edilen ve kâr payı olarak kabul edilen faiz gelirlerinin katma değer vergisinin konusuna girmediği ihtirazi kaydıyla verilen 2014 yılının Aralık dönemine ilişkin katma değer vergisi beyannamesi üzerine ihtirazi kaydın kabul edilmemesi suretiyle tahakkuk ettirilen 1.862.977,47 TL tutarındaki verginin kaldırılması istemiyle dava açılmıştır.
… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisinin konusunu oluşturduğu belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 4. maddesinde ise hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, kiralamak, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşeceği hükmüne yer verilmiştir.
Hizmetin Kanun’da bu şekilde tanımlanması, katma değer vergisi açısından hizmet kavramına çok geniş bir boyut kazandırmıştır. Tanıma göre mal satışı dışında kalan bütün ticari, sınai, zırai ve serbest meslek faaliyetleri hizmet sayılmaktadır.
Diğer taraftan, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17. maddesinin (4) numaralı fırkasının (e) işaretli bendi ile banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler ve sigorta aracılarının sigorta şirketlerine yaptığı sigorta muamelelerine ilişkin işlemler katma değer vergisinden istisna edilmiştir. Buradan hareketle, banka, banker ve sigorta şirketleri dışında kim tarafından yapılırsa yapılsın her türlü borç verme ve finansman temini işlemlerinin katma değer vergisine tabi olacağı sonucu çıkmaktadır. Ayrıca, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 24. maddesinin (c) işaretli bendinde vade farkı, fiyat farkı, faiz, prim gibi çeşitli gelirler ile servis ve benzeri adlar altında sağlanan her türlü menfaat, hizmet ve değerlerin matraha dahil olacağı belirtilmiştir.
Uyuşmazlıkta, davacı şirketçe diğer grup şirketlerinden olan alacaklarına faiz uygulandığı ve adat hesaplaması yapılarak belirlenen faiz gelirinin faturalandırıldığı, söz konusu gelirin iştiraklerden elde edilen kâr payı olduğu, kâr dağıtımının katma değer vergisinde vergiyi doğuran olay olmadığından bahisle ihtirazi kayıtla beyanname verildiği anlaşılmaktadır.
Transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımının, para kullandırmak suretiyle finansman hizmeti sunma ve bu işlemden elde edilen kazancın kâr payı olarak değerlendirilmesi suretiyle örtülü kazanç dağıtımında bulunulan ilişkili şirkette bırakılması şeklinde iki aşaması bulunmaktadır. Katma değer vergisi, birinci aşama olan para kullandırmak suretiyle ilişkili şirkete sağlanan finansman hizmetinde devreye girmektedir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ışığında katma değer vergisi yönünden bir değerlendirme yapıldığında, ilişkili şirkete para kullandırmak suretiyle sağlanan finansman temininin, bir hizmet türü olarak katma değer vergisinin konusuna girdiğinde duraksama bulunmamaktadır.
Bu durumda, grup şirketlerine sunulan finansman hizmeti karşılığında elde edilen faiz geliri için yapılan tahakkukta hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Danıştay Dokuzuncu Dairesinin E:2010/11146, K:2015/72 sayılı kararı da bu yöndedir.
Vergi mahkemesi bu gerekçeyle davayı reddetmiştir.
Davacının temyiz istemini inceleyen Danıştay Dördüncü Dairesinin 10/04/2019 tarih ve E:2016/9793, K:2019/2775 sayılı kararı:
Uyuşmazlığın çözümünün, tahakkuk eden faiz gelirinin Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında kâr payı olarak kabul edilip edilmeyeceği ile finansman temininin hizmet olarak kabul edilip edilemeyeceğinin tespitine bağlı olduğu görülmektedir.
İlgili mevzuatın değerlendirilmesinden, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılması gerektiği açıktır.
Bu itibarla, kazanç vergileri için bir vergi güvenlik sistemi olarak getirilen düzenlemeler nedeniyle ortaya çıkan sonucun, muamele vergileri için de vergiyi doğuran olaya sebebiyet vermeyeceği, bir başka ifade ile Kurumlar Vergisi Kanunu’nda açıkça belirtilen kâr payı dağıtımının, Katma Değer Vergisi Kanunu’nda sayılan türde bir teslim veya hizmet olarak nitelendirilemeyeceği anlaşılmıştır.
Sonuç olarak kâr payı ve iştirak kazançlarının, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde katma değer vergisinin konusuna giren bir unsur olarak sayılmaması karşısında dava konusu tahakkuk eden vergide hukuka uygunluk görülmemiştir.
Daire bu gerekçeyle kararı bozmuş; davalının karar düzeltme istemini reddetmiştir.
… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararı:
Bir hesap dönemi içinde şirketin öz sermayesinin üç katını aşan borçlanmaların örtülü sermaye sayılması, 2006 yılının başında yürürlüğe giren Kurumlar Vergisi Kanunu’nun vergi matrahının aşınmasını önlemeye ve vergi güvenliğini sağlamaya yönelik tedbir niteliğinde bir düzenlemesidir. Burada Kanun iki türlü varsayımdan hareket etmektedir. Kanun ilk olarak esasında borçlanma olan bir ticari ilişkiyi örtülü sermaye saymakta ve ilk varsayımın gerekli kıldığı ve mükerrer vergilendirmeyi önlemeye yönelik olarak söz konusu borçlanmaya ilişkin ödemeleri temettü, yani kâr dağıtımı olarak değerlendirmektedir. Böylece vergi hukuku açısından iki sonuç ortaya çıkmaktadır. İlk sonuç, borç verme karşılığında elde edilen faiz geliri, iştirakten elde edilen “kâr payı” olarak sayılmakta (değerlendirilmekte) ve bu gelir Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca kurum kazancından istisna edilmektedir. İkinci sonuç, faiz ödeyen kişi (borç alan ve sermayesini örtülü şekilde artıran kurum) açısından yine aynı Kanun’un 11. maddesi uyarınca faiz gideri kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilmekte ve kurum kazancına eklenip vergilendirilmektedir. Böylece bir gelir akımı sadece bir mükellef üzerinden vergilendirilmekte ve mükerrerliğin önüne geçilmektedir.
Olayın katma değer vergisi boyutuna bakıldığında ise 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1 ve 24. maddeleri uyarınca davacı şirket ile ilişkili şirketler nezdinde cereyan eden borç/alacak ilişkisi kural olarak katma değer vergisine konu olmakta ve vergilendirmeyi gerekli kılmaktadır. Sadece belirli oranlar üzerinden yapılan ve gelir ve kurumlar vergisi uygulaması açısından kanun gereği varsayım veya esas mahiyetinden başka bir mahiyette istisnai bir durum olarak belirlenip kanunun ifadesiyle özünden başka bir biçimde “sayılan” (değerlendirilen) durumların (örtülü sermaye ve kâr payı), bu Kanun açısından da istisnai bir durum alarak vergilendirme işleminin dışında tutulması açık bir kanun hükmünü gerekli kılmaktadır. Yoksa Kurumlar Vergisi Kanunu’nda düzenlenen ve sadece gelir ve kurumlar vergisi açısından hukuki sonuç doğuran olayın yorum yoluyla katma değer vergisine de teşmil edilmesini mümkün kılmamaktadır. Zira borç ilişkisinin taraflarınca, faiz hesaplanmaması durumunda 5520 sayılı Kanun’un 13. maddesindeki düzenleme uyarınca ilişkili kişiler arasında aynı mahiyetteki kredi kullandırma hizmetinin, emsale aykırı şekilde faizsiz gerçekleştirilmesi nedeniyle anılan madde hükmü uyarınca kullandırılan krediler nedeniyle borç veren kurum aleyhine hesaplanacak faiz turarı da kazanç vergileri uygulanmasında kâr payı sayılmakla birlikte bu madde uyarınca hesaplanan faizin mal ve hizmet tesliminden doğduğu ve katma değer vergisine tabi olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır.
Mükellef kurumun kullandırdığı paraların finansman hizmeti olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirildiğinde ise Katma Değer Vergisi Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca katma değer vergisi, bir mal hareketine veya bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşen bir hizmete ya da vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin, personelinin veya diğer şahısların karşılıksız yararlanması şeklinde oluşan bir işleme dayandırıldığından, ortaklara borç para verme hizmeti sonucu elde edilen faiz gelirleri de katma değer vergisine tabi olacaktır.
Bu durumda, örtülü sermayeye isabet eden faiz ve benzeri ödemelerin kazanç vergileri uygulamasında karine oluşturmak suretiyle kâr payı sayılması, söz konusu işlemin katma değer vergisi uygulaması açısından ticari niteliğini etkilemeyeceğinden, davacı şirketin, grup şirketine para kullandırması hizmet olarak değerlendirilerek ihtirazı kaydın kabul edilmemesi suretiyle uyuşmazlık konusu dönemde elde ettiği faiz geliri için tahakkuk ettirilen katma değer vergisinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Vergi Mahkemesi, bu gerekçeyle ısrar etmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre örtülü sermaye üzerinden hesaplanan tutarların, dönem sonu itibarıyla iştirak kazancı veya kâr payı kabul edildiği, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde sayılan katma değer vergisinin konusuna giren hususlar içerisinde iştirak kazançları veya kâr paylarının bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu tahakkuk eden vergide hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilerek aksi yöndeki gerekçeyle verilen ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Örtülü sermayeye isabet eden faiz ve benzeri ödemelerin kazanç vergileri uygulamasında karine oluşturmak suretiyle kâr payı sayılmasının, söz konusu işlemin katma değer vergisi uygulaması açısından ticari niteliğini etkilemeyeceği, bu yönüyle anılan durumun finansman temini hizmeti olarak katma değer vergisinin konusuna girdiği, dolayısıyla dava konusu tahakkuk eden vergide hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NİN DÜŞÜNCESİ: Temyizen incelenen ısrar kararının, Danıştay Dördüncü Dairesinin kararında yer alan hukuksal nedenler ve gerekçe uyarınca bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay Dördüncü Dairesinin yukarıda yer verilen kararının dayandığı aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle ısrar kararının bozulması gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2- … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/02/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

X – KARŞI OY:
Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında ısrar kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından, istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

örtülü sermaye faizi - Aras Hukuk Danışmanlık

Related Posts

Leave a Reply

Call Now Button