İçerik Başlıkları
- 1 Sermaye taahhüdü ne zaman istenebilir?
- 2 Sermaye taahhüdü ödenmezse şirket hangi yollara başvurabilir?
- 3 Sermaye taahhüdü nedeniyle ıskat usulü nasıl işler?
- 4 Iskat kararı hangi hâlde geçersiz sayılır?
- 5 Limited şirkette sermaye taahhüdü için ıskat uygulanır mı?
- 6 Kâr payı avansı hangi şartlarda dağıtılır?
- 7 Haksız ödenen kâr payı avansı nasıl geri alınır?
- 8 Dava açma süresi kaçırılırsa ne olur?
- 9 Kâr payı avansının vergisel yüzü
- 10 Şirket tarafında yapılması gerekenler
- 11 Sık Sorulan Sorular
- 12 Sonuç
Özetle: Şirketin ortağa açtığı davaların iki tipik konusu vardır: ödenmeyen sermaye taahhüdü ve haksız ödenmiş kâr payı avansının iadesi. Ödenmeyen sermaye taahhüdünde şirket temerrüt faizi isteyebilir ve pay sahibini ıskat edebilir; ancak ıskat, Türk Ticaret Kanunu’nun 483. maddesindeki bir aylık ihtar süresine uyulmadığında geçersiz kalır. Kâr payı avansında ise şirketin o dönemde kâr etmemiş olması, ödenen tutarın iadesini gerektirir.
Sermaye taahhüdü alacağı ile avans iadesi alacağı, ortak ile şirket arasındaki uyuşmazlıklarda çoğunlukla şirketin davacı olduğu hâllerdir. Uygulamadaki tecrübelerimiz ışığında her ikisinde de sonucu belirleyen unsur maddi hukuk değil, izlenen usuldür.
Sermaye taahhüdü ne zaman istenebilir?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun 481. maddesinin birinci fıkrasına göre payların bedelleri, esas sözleşmede başkaca hüküm bulunmadığı takdirde yönetim kurulu tarafından pay sahiplerinden ilan yoluyla istenir. Sermaye taahhüdü bakımından aynı fıkra ilanın içeriğini de belirler: ilanda, ödenmesi istenen sermaye borcunun oranı veya tutarı ile ödeme tarihi ve ödemenin nereye yapılacağı açıkça belirtilmelidir. İkinci fıkra, ikincil yükümlülükler hakkında esas sözleşmede sözleşme cezası öngörülebileceğini düzenler.
Ancak sermaye borcunun muaccel olması yalnız bu çağrıya bağlı değildir. Kanun’un 344. maddesinin birinci fıkrasına göre nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmi beşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenir; payların çıkarma primlerinin tamamı ise tescilden önce ödenir. İkinci fıkra, Sermaye Piyasası Kanunu’nun pay bedellerinin ödenmesine ilişkin hükümlerini saklı tutar. Dolayısıyla yönetim kurulu hiç çağrı yapmasa dahi, ortak bu yirmi dört aylık kanuni süre içinde ödeme yapmazsa sermaye borcunu yerine getirmemiş olur.
Uygulamada bu çağrı işlemi apel olarak anılır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 25.03.2021 tarihli ve E.2021/377, K.2021/451 sayılı kararında bu aşama şöyle açıklanmıştır: “Sermaye borcunu ödemeyen bir pay sahibinin ıskat edilebilmesi için öncelikle temerrüde düşürülmesi gerekir. Temerrüdün söz konusu olabilmesi için de bakiye sermaye borcunun ödenmesi konusunda yetkili organın bir karar alması ve bunu sözleşmede öngörülen usul ve şekilde talep etmesi, uygulamadaki ifade ile, apel işlemini yapması gerekir.”
Aynı kararda önemli bir istisna da belirtilmiştir: “Şayet anasözleşmede, sermaye borcunun ödeme süreleri ve miktarı duraksamaya neden olmayacak biçimde belirlenmiş ise pay sahibine ihtar gerekmeksizin temerrüt oluşur.” Daire ayrıca, 481. maddedeki ilan yerine ortaklara taahhütlü mektupla çağrıda bulunulması hâlinde bu çağrının gazetede ilandan daha kuvvetli bir bildirme yolu olduğunu ve geçerli sayılması gerektiğini, bu yönde önceki bir Yargıtay kararına atıfla kabul etmiştir.
Sermaye taahhüdü ödenmezse şirket hangi yollara başvurabilir?
Sermaye taahhüdü vadesinde ödenmediğinde Kanun’un 482. maddesi dört ayrı sonuç öngörür. Birinci fıkraya göre sermaye koyma borcunu süresi içinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara gerek olmaksızın temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. İkinci fıkra yönetim kuruluna, mütemerrit pay sahibini iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakma, söz konusu payı satıp yerine başkasını alma ve kendisine verilmiş pay senedi varsa bunları iptal etme yetkisi verir. Aynı fıkra uyarınca iptal edilen pay senetleri ele geçirilemiyorsa iptal kararı 35. maddede yazılı gazetede ve ayrıca esas sözleşmenin öngördüğü şekilde ilan olunur.
Üçüncü fıkra, esas sözleşmeyle pay sahiplerinin temerrüt hâlinde sözleşme cezası ödemekle zorunlu tutulabileceğini öngörür. Dördüncü fıkra ise şirketin tazminat haklarını saklı tutar. Yani ıskat, sermaye taahhüdü alacağı için şirketin başvurabileceği tek yol değildir; temerrüt faizi, sözleşme cezası ve tazminat talepleri yanında ayrıca kullanılabilir.
Sermaye taahhüdü nedeniyle ıskat usulü nasıl işler?
Sermaye taahhüdü ödenmediğinde uygulanacak ıskatı Kanun’un 483. maddesi sıkı bir usule bağlamıştır. Birinci fıkraya göre 482. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarının uygulanabilmesi için yönetim kurulu tarafından mütemerrit pay sahibine, 35. maddede yazılı gazete ile esas sözleşmenin öngördüğü şekilde ilan yoluyla ve şirketin internet sitesinde de yayımlanacak bir mesajla ihtarda bulunulur. Bu ihtarda, mütemerrit pay sahibinin temerrüde konu olan tutarı bir ay içinde ödemesi, aksi hâlde ilgili paylara ilişkin haklarından yoksun bırakılacağı ve sözleşme cezasının isteneceği belirtilir.
İkinci fıkra nama yazılı pay senedi sahipleri için usulü değiştirir: bu kişilere davet ve ihtar, ilan yerine iadeli taahhütlü mektupla ve internet sitesi mesajı ile yapılır; bir aylık süre mektubun alındığı tarihten başlar. Üçüncü fıkra, mütemerrit pay sahibinin yeni pay sahibinin ödemelerinden açık kalan tutar için şirkete karşı sorumlu olmaya devam ettiğini belirtir. Dördüncü fıkra ise 501. madde hükmünü saklı tutar.
Iskat kararı hangi hâlde geçersiz sayılır?
Anılan 25.03.2021 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararı bu sorunun somut cevabını vermektedir. Olayda şirket, Ticaret Sicili Gazetesi’nin 27.07.2018 tarihli nüshasında ödemeye çağrı ilanı yayımlamış ve ödeme için 13.08.2018 mesai bitimine kadar süre vermiştir. Ayrıca 02.08.2018’de iadeli taahhütlü posta ile bildirim yapılmış, 12.09.2018 tarihli yönetim kurulu kararıyla ortak ıskat edilerek payları başka bir ortağa devredilmiştir. Toplantı ve karar düzeni için anonim şirketlerde genel kurul yazımıza bakılabilir.
Daire, ilk derece mahkemesinin kabul kararını yerinde bulurken şu tespiti yapmıştır: “ilan tarihi ile ödeme tarihi arasındaki sürenin TTK. M.483/1’de öngörülen bir aylık süreden az olması karşısında ıskat kararına esas alınan ihtarın açıkça yasaya aykırı olması nedeniyle mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.” İlk derece mahkemesi bu aykırılığı butlan sebebi saymış ve başka hususların incelenmesine gerek görmeden ıskatın geçersizliğinin tespitine, ıskat işleminin iptaline ve pay sahipliğinin devamına hükmetmiştir.
Karardan çıkan pratik sonuç açıktır: on yedi günlük süre veren bir ihtar, sermaye taahhüdü gerçekten ödenmemiş olsa bile ıskatı kurtarmaz. Ortak, ıskatı ancak sonraki genel kurulun hazır bulunanlar listesinde adını göremeyince fark edebilmektedir; bu nedenle pay defteri ve hazirun cetvellerinin düzenli izlenmesi önem taşır. Şirket kararlarına karşı başvurulabilecek yollar için genel kurul kararının iptali yazımıza bakılabilir.
Limited şirkette sermaye taahhüdü için ıskat uygulanır mı?
Uygulanmaz. Kanun’un 644. maddesinin birinci fıkrası, anonim şirketlere ilişkin hangi hükümlerin limited şirketlere de uygulanacağını sınırlı biçimde sayar. Bu listede sorumluluğa ilişkin 549 ilâ 561. maddeler, feshe ilişkin 353. madde, şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin 358. madde, müdürlerin yakınlarının şirkete borçlanmasına ilişkin 395. maddenin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi, kâr payı avansına ilişkin 509. maddenin üçüncü fıkrası ile yönetim kurulu kararlarının butlanına ilişkin 391. ve müdürlerin bilgi alma haklarına kıyasen uygulanmak üzere 392. madde yer alır.
Iskatı düzenleyen 481 ilâ 483. maddeler bu listede bulunmamaktadır. Dolayısıyla limited şirkette ortağın sermaye taahhüdü borcunu ödememesi hâlinde anonim şirket ıskat usulü doğrudan işletilemez; başvurulacak yollar şirket sözleşmesindeki düzenlemeler ile çıkma ve çıkarma hükümleridir.
Kâr payı avansı hangi şartlarda dağıtılır?
Kanun’un 509. maddesinin birinci fıkrası sermaye için faiz ödenemeyeceğini, ikinci fıkrası kâr payının ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabileceğini belirtir. Üçüncü fıkra ise kâr payı avansının, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olmayan şirketlerde Bakanlığın bir tebliği ile düzenleneceğini öngörür. Bu yetkiye dayanılarak çıkarılan Kâr Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliğ 9 Ağustos 2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Burada kaynak katmanına dikkat edilmelidir: dağıtımın usul ve esasları kanunda değil, kanunun yollamasıyla çıkarılan tebliğde düzenlenmiştir. Tebliğ’in 2. maddesi kapsamı, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olmayan anonim şirketler ile limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler olarak belirler.
Tebliğ’in 5. maddesinin birinci fıkrası iki şartı birlikte arar: genel kurulca kâr payı avansı dağıtılmasına ilişkin karar alınması ve dağıtım yapılacak hesap döneminde hazırlanan üç, altı veya dokuz aylık ara dönem finansal tablolara göre kâr edilmiş olması. 7. maddenin birinci fıkrası tutarın hesabını düzenler: dağıtılacak kâr payı avansı, varsa geçmiş yıl zararlarının tamamı, vergi, fon ve mali karşılıklar, kanunlara ve sözleşmeye göre ayrılması gereken yedek akçeler ile intifa senedi sahipleri ve sözleşmede kâra katılması öngörülen diğer kimseler için ayrılacak tutarlar ara dönem kârından indirilerek hesaplanır ve ödenecek tutar bu şekilde bulunan tutarın yarısını geçemez.
Tebliğ’in 9. maddesi yönetim organına sıralı görevler yükler: dağıtıma ilişkin rapor hazırlanması, raporda ara dönem finansal tabloların dürüst resim ilkesine uygun hazırlandığının ve tutarın 7. maddeye uygun hesaplandığının belirtilmesi, ödemeye ilişkin karar alınması ve tutarların kararı izleyen en geç altı hafta içinde ödenmesi.
Haksız ödenen kâr payı avansı nasıl geri alınır?
Tebliğ’in 6. maddesinin birinci fıkrası, genel kurul kararında yer alması zorunlu olan hususları sayarken iade mekanizmasını da kurar. Hesap dönemi sonunda dağıtılan avansı karşılayacak tutarda net dönem kârı oluşmazsa, aşan kısım varsa önceki yıla ait bilançodaki serbest yedek akçelerden karşılanır; bu da yetmezse fazla ödenen tutarlar yönetim organının ihtarı üzerine ortaklar tarafından şirkete iade edilir. Dönem sonunda zarar oluşması hâlinde ise serbest yedek akçeler öncelikle bu zararı karşılamakta kullanılır ve karşılanamayan kısım bakımından dağıtılan avansların tamamı ya da aşan kısmı iade edilir. 9. maddenin üçüncü fıkrası, bu tahsil işlemlerinin yönetim organınca yerine getirileceğini belirtir.
Kanuni dayanak bakımından 512. madde devreye girer. Birinci fıkraya göre haksız yere ve kötüniyetle kâr payı veya hazırlık dönemi faizi alan pay sahipleri bunları geri vermekle yükümlüdür; aynı hüküm yönetim kurulu üyelerinin kazanç payları hakkında da uygulanır. İkinci fıkra, geri alma hakkının paranın alındığı tarihten itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını öngörür. Maddenin lafzındaki iki şartın birlikte arandığı gözden kaçırılmamalıdır: iyiniyetli ortaktan iade istenecekse dayanak bu madde değil, sebepsiz zenginleşme hükümleridir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 27.06.2025 tarihli ve E.2024/1723, K.2025/902 sayılı kararı bu davanın nasıl kurulduğunu göstermektedir. Şirket, 2017 yılında beş ayrı ödemeyle toplam 1.650.000 TL’yi “kâr avansı” ve “kâr paylaşım avansı” açıklamalarıyla göndermiş; sonradan kâr elde edilmediğini ileri sürerek iade istemiştir. Davalı ise şirkette ortak olmadığını, paranın başka bir ilişkiden kaynaklandığını savunmuştur.
Daire gerekçesinde önce hukuki çerçeveyi kurmuştur: kâr payının ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabileceği, şirketin kâr elde etmemesi hâlinde dağıtımın söz konusu olamayacağı, dağıtım yetkisinin genel kurulun devredilemez yetkilerinden olduğu ve kâr payı hakkının ancak genel kurulca verilmiş hukuka uygun bir karara bağlı olarak alacak hakkına dönüştüğü belirtilmiştir. Ardından ispat yükü ele alınmıştır: dekontlarda “kâr avansı” açıklaması bulunduğundan havalenin bir borcun ödemesi olduğu yolundaki kanuni karine uygulanmamış, ödemelerin başka bir sebebe dayandığını ispat külfeti davalıya yüklenmiş ve davalı bunu yazılı delille ispatlayamamıştır.
Daire, şirketin ticari defterlerine göre 2016 ve 2017 yıllarında kâr elde edilmediğini ve dağıtım kararı bulunmadığını saptayarak ödemelerin iadesi gerektiği sonucuna varmıştır. Bu gerekçeyle davalının istinaf başvurusu esastan reddedilmiş ve ilk derece mahkemesinin kabul kararı korunmuştur; karara karşı temyiz yolu açıktır. Kâr payı hakkının doğuşu ve dağıtılmama hâlleri için kâr payı hakkı ve dağıtılmama davası yazımıza bakılabilir.
Dava açma süresi kaçırılırsa ne olur?
Aynı kararda uygulamada sık rastlanan bir savunma da değerlendirilmiştir. Davalı, itirazın iptali davasının bir yıllık süre geçtikten sonra açıldığını ileri sürmüştür. Daire, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin birinci fıkrasındaki bir yıllık hak düşürücü sürenin borçlunun itirazının alacaklıya tebliği tarihinden itibaren başlayacağını, bu sürenin başlaması için itirazın alacaklıya mutlaka tebliği veya tebliğ yerine geçecek bir işlem yapılması gerektiğini, itiraz tebliğ edilmemişse alacaklının itirazı herhangi bir şekilde öğrenmiş olmasının süreyi başlatmayacağını belirterek savunmayı reddetmiştir.
Bu tespit iki yönlüdür. Alacaklı şirket bakımından süre çoğu zaman sanıldığından geç başlar; borçlu ortak bakımından ise itirazın tebliğe çıkarılmamış olması, süre savunmasını işlevsiz bırakır. Yönetim organının bu süreçteki kusuru ayrıca yöneticinin sorumluluğu bakımından değerlendirilebilir.
Kâr payı avansının vergisel yüzü
Avans, sonuçta kâr payına dönüşürse ortak bakımından menkul sermaye iradı doğar. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu‘nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca tam mükellef kurumlardan elde edilen kâr paylarının yarısı gelir vergisinden müstesnadır; istisna edilen tutar üzerinden tevkifat yapılır ve tevkif edilen verginin tamamı, kâr payının yıllık beyanname ile beyan edilmesi durumunda beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilir.
Beyan yükümlülüğünün ne zaman doğduğu ayrıca gözetilmelidir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 86. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (c) alt bendi uyarınca tam mükellefiyette, vergiye tabi gelir toplamı aynı Kanun’un 103. maddesinde yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan, tevkif yoluyla vergilendirilmiş menkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmez. Bu tutar 2026 yılı için 400.000 TL’dir. Eşik testinin kâr payının kendi tutarı üzerinden değil, vergiye tabi gelir toplamı üzerinden yapıldığı gözden kaçırılmamalıdır: ortağın aynı yıl içinde tevkif yoluyla vergilendirilmiş gayrimenkul sermaye iradı ya da birden fazla işverenden alınan ücreti de varsa, bunlar kâr payıyla birlikte toplanarak teste tabi tutulur. Eşik testinde dikkat edilmesi gereken bir kayıt vardır: bent, vergiye tabi gelir toplamı hesaplanırken aynı fıkranın (a) ve (b) bentlerinde belirtilenlerin bu toplama dâhil edilmeyeceğini öngörür; dolayısıyla istisna hadleri içinde kalan kazanç ve iratlar ile tek işverenden alınan tevkifatlı ücretler bu hesaba katılmaz.
Maddenin giriş cümlesinin ikinci ayağı da gözden kaçırılmamalıdır. Hüküm, sayılan gelirler için yıllık beyanname verilmeyeceğini belirttikten sonra, diğer gelirler için beyanname verilmesi hâlinde bu gelirlerin beyannameye dâhil edilmeyeceğini de öngörür. Yani ortak, başka bir geliri nedeniyle zaten yıllık beyanname veriyor olsa dahi, eşiği aşmayan tevkifatlı kâr payını o beyannameye eklemez. Bu, uygulamada sıkça yapılan bir hatanın önüne geçer. İstisna sonrası kalan kâr payı bu haddi aşıyorsa beyanname verilmesi zorunludur; aşmıyorsa beyan edilmez ve bu hâlde kesilen verginin mahsubu da söz konusu olmaz.
Beyanda esas alınacak tutar bakımından sık yapılan bir hata vardır: hesaplamaya, ortağın eline geçen net tutar değil, tevkifat öncesi brüt tutar esas alınır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 22. maddesinin üçüncü fıkrası istisnayı kâr payının yarısı olarak belirlerken, istisna edilen tutar üzerinden tevkifat yapıldığını ve tevkif edilen verginin tamamının beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edileceğini öngörür. Dolayısıyla hem yarı istisna hem de beyan eşiği testi brüt tutar üzerinden yapılır; net tutarı esas alan ortak hem eşiği yanlış test eder hem matrahı eksik gösterir.
Beyanname verilmesi gerekiyorsa süresi de gözetilmelidir. Aynı Kanun’un 92. maddesinin birinci fıkrasına göre bir takvim yılına ait beyanname, izleyen yılın Mart ayının başından yirmi beşinci günü akşamına kadar tam mükellefiyette vergiyi tarha yetkili vergi dairesine verilir veya taahhütlü olarak posta ile gönderilir.
Tevkifat yönünden bir hususun altını çizmek gerekir. Kâr payı avansının tevkifat karşısındaki durumu Gelir Vergisi Kanunu’nda ayrıca ve açıkça düzenlenmemiştir; idari uygulamada avans ödemeleri dağıtılan kâr payı gibi tevkifata tabi tutulmaktadır. Dağıtılan kâr paylarında uygulanan tevkifat oranı ise 22/12/2024 tarihli ve 9286 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yüzde ondan yüzde on beşe çıkarılmıştır. Bu nedenle avans ödemesi yapılmadan önce tevkifat yükümlülüğünün ve oranının teyit edilmesi, atlanması hâlinde vergi ziyaı cezalı tarhiyatla karşılaşılması riski bakımından önem taşır.
Buna karşılık dönem sonunda kâr oluşmadığı için iade edilen bir avans, hukuken kâr payı değildir. Bu nedenle avans aşamasında yapılan tevkifatın ve beyanın, iade sonrasında düzeltilmesi gerekir. Ortağın şirketten çektiği tutarın iade edilmeyip hesapta bekletilmesi hâlinde ise tablo tümüyle değişir ve adatlandırma yoluyla örtülü kazanç dağıtımı tartışması gündeme gelir. Bu ayrım, sermaye taahhüdü borcu ile diğer ortak borçlarının ayrı ayrı izlenmesini gerektirir.
Tebliğ’in 8. maddesinin üçüncü fıkrası bu iki alanı birbirine bağlar: ortakların sermaye taahhüt borçları dışında şirkete borçlu olmaları hâlinde söz konusu borç, ortağa ödenecek kâr payı avansından mahsup edilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise kâr payı avansının kârdan imtiyazlı paylara imtiyaz dikkate alınarak ödeneceğini; intifa senedi sahiplerine, ortaklıkları nedeniyle dağıtılacak avans hariç olmak üzere yönetim organı üyelerine ve sözleşmede ortaklar dışında kâra katılması öngörülen diğer kimselere avans ödenemeyeceğini düzenler.
Şirket tarafında yapılması gerekenler
1. Sermaye taahhüdü için yapılacak ödemeye çağrı, esas sözleşmedeki usule ve 481. maddedeki içerik şartlarına uygun yapılır; ilanda oran veya tutar, ödeme tarihi ve ödeme yeri açıkça belirtilir.
2. Sermaye taahhüdü nedeniyle yapılacak ıskat ihtarında bir aylık süre eksiksiz tanınır; nama yazılı pay senedi sahiplerinde süre, iadeli taahhütlü mektubun alındığı tarihten başlatılır ve internet sitesi mesajı ihmal edilmez.
3. Kâr payı avansı dağıtılmadan önce genel kurul kararı alınır, ara dönem finansal tablolar hazırlanır ve yönetim organı raporu düzenlenir.
4. Sermaye taahhüdü ödemeleri dâhil tüm ödeme dekontlarına işlemin hukuki sebebi yazılır; bu açıklama sonraki davada ispat yükünü belirlemektedir.
5. İade gerekiyorsa yönetim organının ihtarı yazılı olarak yapılır ve 512. maddedeki beş yıllık süre takvime alınır.
6. Dava yoluna gidilecekse önce arabulucuya başvurulur. Kanun’un 5/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Sermaye taahhüdü alacağının tahsili de, kâr payı avansının iadesine ilişkin itirazın iptali davası da bu kapsamdadır; arabulucuya başvurulmadan açılan dava dava şartı yokluğundan usulden reddedilir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre arabulucu başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde en fazla iki hafta uzatılabilir.
Sık Sorulan Sorular
Sermaye taahhüdü ödenmezse ortak ne ile karşılaşır?
Türk Ticaret Kanunu’nun 482. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye koyma borcunu süresi içinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara gerek olmaksızın temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. İkinci fıkra yönetim kuruluna, mütemerrit pay sahibini iştirak taahhüdünden ve yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun bırakma, payı satıp yerine başkasını alma ve verilmiş pay senetlerini iptal etme yetkisi verir. Esas sözleşmeyle sözleşme cezası da öngörülebilir; şirketin tazminat hakları saklıdır.
Iskat kararı alınmadan önce kaç gün süre verilmelidir?
Türk Ticaret Kanunu’nun 483. maddesinin birinci fıkrası, mütemerrit pay sahibine temerrüde konu tutarı bir ay içinde ödemesi için ihtarda bulunulmasını şart koşar. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 25.03.2021 tarihli kararında, ilan tarihi ile ödeme tarihi arasındaki sürenin bir aydan az olması nedeniyle ıskat kararına esas alınan ihtarın açıkça yasaya aykırı olduğu sonucuna varan ilk derece kararını yerinde bulmuştur.
Limited şirkette ıskat uygulanabilir mi?
Türk Ticaret Kanunu’nun 644. maddesi, anonim şirketlere ilişkin hangi hükümlerin limited şirketlere de uygulanacağını sınırlı biçimde saymaktadır ve bu listede ıskatı düzenleyen 481 ilâ 483. maddeler yer almamaktadır. Bu nedenle anonim şirketler için öngörülen ıskat usulü limited şirkete doğrudan uygulanmaz; limited şirkette ortağın durumu çıkma, çıkarma ve şirket sözleşmesindeki hükümler çerçevesinde değerlendirilir.
Kâr payı avansı hangi şartlarda dağıtılabilir?
Kâr Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliğ’in 5. maddesinin birinci fıkrası iki şartı birlikte arar: genel kurulca kâr payı avansı dağıtılmasına ilişkin karar alınması ve ilgili hesap döneminde hazırlanan üç, altı veya dokuz aylık ara dönem finansal tablolara göre kâr edilmiş olması. Tebliğ’in 7. maddesi uyarınca ödenecek tutar, geçmiş yıl zararları, vergi ve mali karşılıklar ile yedek akçeler indirildikten sonra bulunan tutarın yarısını geçemez.
Haksız ödenen kâr payı avansı geri istenebilir mi?
İstenebilir. Kâr Payı Avansı Dağıtımı Hakkında Tebliğ’in 9. maddesinin üçüncü fıkrası, fazladan ödenen kâr payı avanslarının ortaklardan tahsil edilerek şirkete iadesine ilişkin işlemlerin yönetim organınca yerine getirileceğini düzenler. Türk Ticaret Kanunu’nun 512. maddesi ise haksız yere ve kötüniyetle kâr payı alan pay sahiplerinin bunları geri vermekle yükümlü olduğunu, geri alma hakkının paranın alındığı tarihten itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını öngörür.
Sonuç
Ödenmeyen sermaye taahhüdü ile haksız ödenen kâr payı avansı, şirketin ortağa yönelttiği iki tipik taleptir; sermaye taahhüdü alacağı kuruluş ve artırım aşamasından, avans alacağı ise dağıtım aşamasından doğar ve ikisinde de kanun şirkete güçlü araçlar vermiştir. Ancak bu araçlar usule sıkı biçimde bağlanmıştır: ıskatta bir aylık ihtar süresine uyulmaması işlemi geçersiz kılmakta, kâr payı avansında ise genel kurul kararı ve ara dönem kârı bulunmaması ödemeyi baştan dayanaksız hâle getirmektedir. Sermaye taahhüdü talebinde de avans iadesinde de belirleyici olan, alacağın varlığı kadar onu doğuran usulün doğru işletilmiş olmasıdır.









