0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

Şirketin İçinin Boşaltılması: Ortakların Hukuki Yolları

Şirketin İçinin Boşaltılması: Ortakların Hukuki Yolları

Özetle: Şirketin içinin boşaltılması, yönetimi elinde tutanların şirket malvarlığını kendileri veya yakın çevrelerindeki şirketler lehine aktarmasıdır ve Türk Ticaret Kanunu’nda bu adla bir suç ya da dava türü yoktur; karşılığı, yükümlülük ihlali ile buna bağlı zarardır. Ortağın elinde dört ana yol vardır: bilgi alma, inceleme ve özel denetim yoluyla delil toplamak (TTK m.437-439, limited şirkette m.614 ve m.635); yöneticilere karşı sorumluluk davası açmak (TTK m.553 ve m.555, limitedde m.644 yollamasıyla) – ancak şirketin zararına ilişkin tazminat ortağa değil şirkete ödenir, ortağın kendi malvarlığında doğan doğrudan zararı ise kendisine ödenir; zararı doğuran genel kurul kararını üç ay içinde iptal ettirmek, karar TTK m.447 kapsamında batıl ise süreye bağlı olmaksızın butlanının tespitini istemek; ortaklıktan çıkmak veya şirketin feshini istemek (anonim şirkette m.531, limited şirkette m.636 ve m.638). Hak kaybına yol açan süreler şunlardır: iptal davasında üç ay, ibradan sonra sorumluluk davasında altı ay, zamanaşımında iki ve beş yıl. Konusu bir miktar para olan tazminat ve alacak talepleri bakımından dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır.

Şirketin içinin boşaltılması ne anlama gelir?

Uygulamada şirketin içinin boşaltılması denilen olgu, tek bir işlemden değil, birbirini tamamlayan işlemler dizisinden oluşur: şirket kasasından ortaklar veya yöneticiler lehine para çıkışı, kârlı faaliyetin aynı kişilerce kurulan yeni bir şirkete kaydırılması, taşınmaz ve makine gibi üretim varlıklarının değerinin altında devri, yıllarca kâr dağıtılmaması ve azlığın bilgi taleplerinin karşılıksız bırakılması. Sonuçta şirket kâğıt üzerinde ayakta durur; gerçek ekonomik değer başka bir tüzel kişiliğe geçmiştir.

Kanun bu sonucu iki temel yasakla karşılar. Türk Ticaret Kanunu’nun 358. maddesi pay sahiplerinin şirkete borçlanmasını kural olarak yasaklar: “Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.” Kanun’un 395. maddesinin birinci fıkrasına göre yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası yönetim kurulu üyeleri yönünden nakit yönünden de bir sınır getirir: “Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz.” Fıkra ayrıca bu kişiler için şirketin kefalet, garanti ve teminat veremeyeceğini, sorumluluk yüklenemeyeceğini ve borçlarını devralamayacağını, aksi hâlde şirket alacaklılarının bu kişileri şirketin yükümlendirildiği tutarda doğrudan takip edebileceğini öngörür. Bu yasaklar limited şirkete de uzanır; ancak kapsam birebir aynı değildir. Kanun’un 644. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, şirkete karşı borçlanma yasağına ilişkin 358. maddeyi bütünüyle, 395. maddenin ikinci fıkrasını ise yalnız birinci ve ikinci cümlesiyle limited şirkete uygulatır. Dolayısıyla limited şirkette nakit borçlanma ile kefalet, garanti ve teminat yasağı geçerlidir; alacaklıların bu kişileri doğrudan takip edebilmesine ilişkin son cümle bu yollama kapsamında değildir. Şirketten çekilen paranın muhasebe tekniğiyle ortaklar cari hesabına kaydedilmesi, bu yasağı ortadan kaldırmaz.

Kârlı faaliyetin aynı kişilerce kurulan yeni bir şirkete kaydırılması hâlinde ise rekabet yasağı devreye girer ve Kanun tazminattan daha güçlü bir imkân tanır. Türk Ticaret Kanunu’nun 396. maddesine göre yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan üyeden şirket tazminat isteyebileceği gibi, tazminat yerine “yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte” de serbesttir. Bu seçim hakkı, aykırı davranan üyenin dışındaki üyelere aittir. Süre çok kısadır: bu haklar, işlemlerin yapıldığının veya üyenin diğer şirkete girdiğinin diğer üyelerce öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar; yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin hükümler ise saklıdır.

Limited şirkette rejim farklıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 626. maddesine göre müdürler ve yönetimle görevli kişiler görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde gözetmekle yükümlüdür; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamaz ve müdürler ortaklar için öngörülmüş bağlılık borcuna da tabidir. Bütün ortakları bağlayan hüküm ise 613. maddedir: ortaklar şirket sırlarını korumakla yükümlüdür ve bu yükümlülük şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla kaldırılamaz; ortaklar ayrıca şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda, özellikle kendilerine özel menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemlerde bulunamaz. Bu iki yüküm müdür sıfatını taşıyan ortakları da bağlar; nitekim 626. maddenin üçüncü fıkrası müdürlerin de ortaklar için öngörülmüş bağlılık borcuna tabi olduğunu söyler. Ayrılan nokta rekabettir: müdür sıfatı taşımayan ortak bakımından şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınma zorunluluğu yalnızca şirket sözleşmesinde öngörülmüşse doğar; müdürler hakkında rekabet yasağı öngören 626. madde hükümleri ise saklıdır. Aynı maddenin dördüncü fıkrası bir rıza istisnası getirir: geri kalan ortakların tümü yazılı olarak onay verdikleri takdirde ortaklar, 613. maddedeki bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı düşen faaliyetlerde bulunabilir; esas sözleşme bu onay yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir. Benzer bir onay mekanizması 626. maddenin ikinci fıkrasında müdürler bakımından da vardır: şirket sözleşmesi, ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir. Buna karşılık aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki bağlılık borcu için ayrıca böyle bir rıza kaydı öngörülmemiştir. Paralel şirket kuran kişinin müdür mü yoksa yalnız ortak mı olduğu, bu nedenle dosyanın ilk tespit edilmesi gereken unsurudur.

Birinci adım: bilgi alma, inceleme ve özel denetim

Hiçbir dava, elde belge yokken kazanılmaz. Bu nedenle ilk adım iddiayı değil delili üretmektir. Anonim şirkette anonim şirket ortaklarının bilgi alma ve inceleme hakları Türk Ticaret Kanunu’nun 437. maddesinde düzenlenmiştir. Madde, finansal tabloların, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun, denetleme raporlarının ve kâr dağıtım önerisinin genel kurul toplantısından en az on beş gün önce pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulmasını emreder. Pay sahibi genel kurulda yönetim kurulundan şirketin işleri hakkında bilgi isteyebilir; bilgi verme yükümü bağlı şirketleri de kapsar. Bilgi verilmesi yalnızca şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesiyle reddedilebilir. Bu ret hakkı sınırsız değildir: pay sahiplerinden herhangi birine bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bilgi verilmişse, diğer bir pay sahibinin istemi üzerine aynı bilgi gündemle ilgili olmasa da aynı kapsam ve ayrıntıda verilir ve bu hâlde yönetim kurulu üçüncü fıkradaki ret sebebine dayanamaz. Malvarlığını aktaran hâkim ortağa perde arkasından verilen bilgi, azlık için de talep edilebilir hâle gelir. Ticari defterlerin ve yazışmaların yalnızca pay sahibinin sorusunu ilgilendiren kısımlarının incelenebilmesi için ise genel kurulun açık izni ya da yönetim kurulunun kararı gerekir; defterlerin toptan incelenmesini isteyen talep bu sınırı aşar.

Talep karşılıksız kalırsa yol mahkemededir ve süre kısadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 437. maddesinin beşinci fıkrasına göre “Bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibi, reddi izleyen on gün içinde, diğer hâllerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine başvurabilir.” Bu başvuru basit yargılama usulüne göre incelenir ve mahkeme kararı kesindir. Bilgi alma ve inceleme hakkı, esas sözleşmeyle veya şirket organlarından birinin kararıyla kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz. Limited şirkette karşılık hükmü 614. maddedir: her ortak müdürlerden şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir; ortağın elde ettiği bilgileri şirketin zararına olacak şekilde kullanması tehlikesi varsa müdürler bilgi alınmasını ve incelemeyi gerekli ölçüde engelleyebilir ve bu konuda ortağın başvurusu üzerine genel kurul karar verir; genel kurul bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse ortağın istemi üzerine mahkeme karar verir ve bu karar kesindir.

İkinci basamak anonim şirkette özel denetçi atanmasıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 438. maddesi bunu iki şarta bağlar: pay sahipliği haklarının kullanılabilmesi için gerekli olması ve bilgi alma veya inceleme hakkının daha önce kullanılmış olması. Madde, bu istemin gündemde yer almasa bile genel kuruldan istenebileceğini açıkça belirtir; talebin önceden gündeme aldırılması gerekmez. Genel kurul istemi onaylarsa şirket veya her bir pay sahibi otuz gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden bir özel denetçi atanmasını isteyebilir. Genel kurul reddederse 439. madde devreye girer: sermayenin en az onda birini, halka açık anonim şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri veya payları itibarî değer toplamı en az bir milyon Türk lirası olan pay sahipleri üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Mahkemenin atama yapması için aranan ölçüt de 439. maddenin ikinci fıkrasında yazılıdır: “Dilekçe sahiplerinin, kurucuların veya şirket organlarının, kanunu veya esas sözleşmeyi ihlal ederek, şirketi veya pay sahiplerini zarara uğrattıklarını, ikna edici bir şekilde ortaya koymaları hâlinde özel denetçi atanır.” Özel denetime ilişkin bu hükümler, 635. madde uyarınca limited şirkete de uygulanır.

Bu sıralamanın pratikte tıkandığı nokta, yönetimin genel kurulu hiç toplamamasıdır. Kilidi açan hüküm Türk Ticaret Kanunu’nun 411. maddesidir: sermayenin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri, yönetim kurulundan yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek genel kurulu toplantıya çağırmasını, genel kurul zaten toplanacak ise karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilir. Gündeme madde koydurma hakkı, görüldüğü üzere genel kurulun hâlihazırda toplanacak olmasına bağlıdır; hiç toplantı yapılmayan şirkette kullanılacak olan çağrı hakkıdır. Esas sözleşmeyle daha az sayıda paya sahip pay sahiplerine tanınabilecek olan da yalnızca çağrı hakkıdır. Gündeme madde konulması istemi, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılması tarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmalıdır. Gerek genel kurulu toplantıya çağırma istemi gerekse gündeme madde konulması istemi noter aracılığıyla yapılır; adi yazılı başvuru bu şartı karşılamaz. Yönetim kurulu çağrıyı kabul ederse genel kurul en geç kırk beş gün içinde toplanacak şekilde çağrılır; aksi hâlde çağrı istem sahiplerince yapılır.

Maddenin lafzı iki noktada özellikle dikkat ister. Kanun özel denetimi “belirli olayların” açıklığa kavuşturulmasına bağladığından, talebin somut olaylara yönelmesi gerekir; “şirketin tüm hesapları incelensin” biçiminde kurulan genel bir istem bu ölçütü karşılamaz. İkinci nokta sıradır: bilgi alma veya inceleme hakkı daha önce kullanılmamışsa özel denetim istemi şartını yitirir. Uygulamadaki tecrübelerimiz ışığında azlığın en sık kaybettiği iki nokta bunlardır.

Yöneticilere karşı sorumluluk davası: tazminat şirkete ödenir

Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesi, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri hâlinde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olduklarını düzenler. Maddenin ilk hâlindeki “kusurlarının bulunmadığını ispatlamadıkça” ibaresi 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle metinden çıkarılmıştır; dolayısıyla bugün kusurun ispatı davacıya düşer. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları yöneticiye iki savunma tanır: kanuna dayanarak bir görevi veya yetkiyi başkasına devreden organlar, devralanın seçiminde makul derecede özen göstermedikleri ispat edilmedikçe bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmaz; hiç kimse de kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklardan ya da yolsuzluklardan sorumlu tutulamaz. Kanun bu ikinci savunmayı ayrıca pekiştirir: sorumlu olmama durumu, gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. Anonim şirkette yönetim kurulu sorumluluğunun kapsamı ile limited şirket müdürlerinin sorumluluğu aynı rejime tabidir: 644. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi, 553 ilâ 561. maddeleri limited şirkete de uygulatır.

Davanın en çok yanlış kurulan yönü, tazminatın kime ödeneceğidir. Kanun’un 555. maddesi açıktır: “Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler.” Buradaki sınır yalnızca şirketin zararına, yani ortağa payı üzerinden yansıyan dolaylı zarara ilişkindir: kazanılan davada para şirkete girer ve ortak bundan payı oranında yararlanır. Buna karşılık 553. madde sorumluluğu şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı kurduğundan, ortağın kendi malvarlığında doğan ve şirket zararından bağımsız olan doğrudan zararı kendisine ödenir. İki zarar türünü ayırmak davanın kurulmasında belirleyicidir; uygulamada doğrudan zararın ispatı çoğu dosyada başarısızlıkla sonuçlanmakta ve talep dolaylı zarara indirgenmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası davacı ortağa bir yargılama gideri kolaylığı tanır: dava hukuki ve maddi sebeplerle haklı görülürse mahkeme, davalıya yükletilemeyen dava giderleriyle avukatlık ücretini davacı pay sahibiyle şirket arasında hakkaniyete göre paylaştırır. Dava, 561. madde uyarınca sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır. Birden çok yönetici söz konusu olduğunda 557. madde uyarınca her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde diğerleriyle müteselsilen sorumlu olur. Davacı, sorumluların tamamını zararın tümü için birlikte dava edebilir ve hâkimden her bir davalının tazminat borcunu aynı davada belirlemesini isteyebilir.

Dava açılmadan önce atlanmaması gereken bir dava şartı vardır. Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesine göre “Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” Sorumluluk davasındaki tazminat talebi ile ayrılma akçesi alacağı bu kapsamdadır; buna karşılık fesih, çıkma ve genel kurul kararının iptali davaları konusu bir miktar para olan talepler olmadığından arabuluculuk dava şartına tabi değildir. Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde en fazla iki hafta uzatılabilir. Arabuluculuğun süre kaybına yol açacağı endişesi yersizdir: 6325 sayılı Kanun’un 16. maddesine göre “Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.” Yani ibradan sonraki altı aylık hak düşürücü süre arabuluculuk sürecinde işlemez. Aynı maddenin birinci fıkrasına göre süreç, dava açılmadan önceki başvuruda, arabulucuya başvuru tarihinde değil, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bunun bir tutanakla belgelendirildiği tarihte işlemeye başlar; başvuru ile bu tarih arasındaki günlerde süre işlemeye devam eder.

İbra tuzağı ve zamanaşımı

Gündemde ayrı bir ibra maddesi bulunmasa dahi ibra gerçekleşebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 424. maddesine göre bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı, kararda aksine açıklık bulunmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve denetçilerin ibrası sonucunu doğurur. Finansal tabloların onaylanmasına itiraz etmeyen ortak, farkında olmadan ibraya rıza göstermiş sayılır ve 558. maddedeki altı aylık süre onun için de işlemeye başlar. Aynı madde bir çıkış kapısı da bırakır: bilançoda bazı hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse ya da bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak hususlar içeriyorsa ve bu konuda bilinçli hareket edilmişse onama ibra etkisi doğurmaz. Malvarlığının aktarıldığı işlemlerin bilançoda gizlendiği dosyalarda dayanılacak hüküm budur.

İbra kararının kendisi de tartışılabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 436. maddesinin ikinci fıkrasına göre şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. Aynı maddenin birinci fıkrası, pay sahibinin kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe, işleme veya davaya ilişkin müzakerelerde oy kullanmasını yasaklar. Yöneticilerin kendi paylarıyla kendilerini ibra ettiği kararlar bu yasağa aykırıdır ve 445. maddedeki üç aylık süre içinde iptal davasına konu edilebilir. Azlığın elindeki bir başka araç 420. maddedir: finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konular, sermayenin onda birine, halka açık şirketlerde yirmide birine sahip pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun karar almasına gerek olmaksızın toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır. İbra, finansal tablolara bağlı bir konu olduğundan bu erteleme, delil toplamak için bir ay kazandırır. Azlığın istemiyle bir kez ertelendikten sonra tekrar geri bırakılma istenebilmesi ise, finansal tabloların itiraza uğrayan ve tutanağa geçmiş noktaları hakkında ilgililerce dürüst hesap verme ölçüsü ilkeleri uyarınca cevap verilmemiş olması şartına bağlıdır.

Şirketin içinin boşaltılması iddiasına dayanan sorumluluk davasını fiilen bitiren hüküm çoğu zaman ibradır. İbra kararı genel kurul kararıyla kaldırılamaz; ortadan kaldırılması ancak 445. madde uyarınca açılacak iptal davasıyla mümkündür. Türk Ticaret Kanunu’nun 558. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: “Şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldırır. Diğer pay sahiplerinin dava hakları ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer.” Bu altı aylık süre zamanaşımı değil hak düşürücü niteliktedir; kaçırıldığında dava esasa girilmeden reddedilir. İbra kararının iptali yoluna gidilecekse, 445. maddedeki üç aylık süre ayrıca işler.

Zamanaşımı bakımından ölçüt 560. maddededir: tazminat isteme hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyor ve Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi ise, tazminat davasına da bu uzun süre uygulanır. Şirketin içinin boşaltılması çoğu zaman yıllara yayıldığından, beş yıllık üst sınır bakımından hangi fiilin ne zaman gerçekleştiği dosyanın kilit noktasıdır.

Genel kurul kararının iptali: üç ay ve muhalefet şerhi

Şirketin içinin boşaltılması çoğu kez bir genel kurul kararına dayandırılarak hukuki kılıfa büründürülür. Türk Ticaret Kanunu’nun 445. maddesine göre kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilir. Davayı kimin açabileceği 446. maddede sayılmıştır; ilk sırada toplantıda hazır bulunup karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten pay sahibi yer alır. Muhalefetin tutanağa geçirilmemesi kural olarak esasa girilmeden dava şartı yokluğuna yol açar. Ancak bu kural mutlak değildir: aynı maddenin (b) bendi, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve bu aykırılıkların kararın alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahiplerine de dava hakkı tanır. Malvarlığını aktaran yönetimin ortağı toplantıdan haberdar etmediği dosyalarda dayanılacak bent budur. Ne var ki üç aylık süre, ortağın kararı öğrendiği tarihten değil karar tarihinden işlemeye başlar; toplantıdan haberi olmayan ortak için de süre aynı gün başlar. Bu yüzden genel kurul kararları düzenli olarak ticaret sicilinden takip edilmelidir. Yönetim kurulu ile kararın yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacak yönetim kurulu üyeleri de iptal davası açabilir.

Bazı kararlar ise iptal edilebilir değil baştan geçersizdir ve butlanın tespiti üç aylık süreye bağlı değildir. Türk Ticaret Kanunu’nun 447. maddesi bunları sayar: “Genel kurulun, özellikle; a) Pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, b) Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, c) Anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan, kararları batıldır.” Pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran ya da sermayenin korunması hükümlerine aykırı kararlar bu kapsamdadır; üç aylık süreyi kaçıran ortak için kalan yol çoğu kez budur.

Önemli bir ayrımı da belirtmek gerekir: malvarlığının devri uygulamada çoğu kez genel kurul kararıyla değil doğrudan yönetim kurulu kararıyla yapılır. Yönetim kurulu kararlarına karşı iptal davası yolu kapalıdır; Türk Ticaret Kanunu’nun 391. maddesine göre yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir. Madde özellikle eşit işlem ilkesine aykırı olan, anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, pay sahiplerinin özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden ya da bunların kullanılmalarını kısıtlayan veya güçleştiren ve diğer organların devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararları batıl sayar. Butlanın tespiti davası süreye bağlı değildir. Bu hüküm, 644. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca limited şirkete de uygulanır; müdürler kurulu kararları bakımından da izlenecek yol budur.

Her devir işleminin iptalle sonuçlanmadığını da belirtmek gerekir. İptal sebebi 445. maddede kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırılık olarak belirlenmiştir; malvarlığında değişiklik yaratan her işlem tek başına bu sonucu doğurmaz. Bedeli rayice uygun olan, şirkete gerçek bir kaynak sağlayan ve bu kaynağın şirketin borçlarının ödenmesinde kullanıldığı bir devirde dürüstlük kuralına aykırılık ortaya konulamayabilir. Bu nedenle dava, işlemin yapılmış olmasına değil şirket aleyhine kurulan dengesizliğe dayandırılmalıdır.

Yönetimi durdurmak: görevden alma ve ihtiyati tedbir

Anonim şirkette yönetim kurulu üyeleri, 364. madde uyarınca esas sözleşmeyle atanmış olsalar dahi, gündemde ilgili bir madde bulunması veya gündemde madde bulunmasa bile haklı bir sebebin varlığı hâlinde genel kurul kararıyla her zaman görevden alınabilir; üyenin atanma biçimi görevden alınmasına engel değildir. Maddenin ikinci fıkrası görevden alınan üyenin tazminat hakkını saklı tuttuğundan, haklı sebep bulunmadan yapılan azil şirkete tazminat yükü doğurabilir. Aynı fıkra 334. madde hükmünü de saklı tutar: Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy gibi kamu tüzel kişilerinin esas sözleşmeyle yönetim kuruluna atadığı temsilciler genel kurul kararıyla değil, ancak kendilerini atayan kamu tüzel kişisi tarafından görevden alınabilir. Ne var ki genel kurulda çoğunluk, malvarlığını aktaran tarafın elindeyse bu yol fiilen kapalıdır; azlığın gerçek seçeneği sorumluluk ve fesih davalarıdır.

Limited şirkette tablo farklıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 630. maddesinin birinci fıkrasına göre genel kurul, müdürü veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 630. maddesinin ikinci fıkrası her ortağa, haklı sebeplerin varlığında yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteme hakkı tanır. Haklı sebep üçüncü fıkrada tanımlanmıştır: “Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur.” Şirket kaynaklarının başka bir şirkete aktarılması, bağlılık yükümünün ağır ihlali olarak bu tanımın içine girer. Maddenin dördüncü fıkrası, görevden alınan yöneticinin tazminat haklarını saklı tutar; haklı sebep ortaya konulmadan yapılan azil şirkete tazminat yükü doğurabilir.

Davanın sonucunu koruyacak asıl araç geçici hukuki korumadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde ihtiyati tedbir kararı verilebileceğini düzenler; “sakınca” alternatifi, ciddi zarar kadar ağır olmayan hâllerde de tedbire imkân verir.

Tedbir kararı alındıktan sonra iki süre hak kaybına yol açar. Kanun’un 393. maddesine göre “İhtiyati tedbir kararının uygulanması, bu kararın, tedbir isteyen tarafa tefhim veya tebliğinden itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorundadır. Aksi hâlde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı kendiliğinden kalkar.” Dava açılmadan önce alınan tedbirlerde ise 397. madde uyarınca “İhtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden, bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir belge almak zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar.” Tedbir talep edilirken mahkemenin teminat isteyebileceği ve tedbirin haksız çıkması hâlinde doğacak zarardan sorumluluk doğabileceği de baştan hesaba katılmalıdır. Türk Ticaret Kanunu ayrıca iki özel imkân öngörür: 636. maddenin dördüncü fıkrasına göre fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir; 638. maddenin ikinci fıkrasına göre çıkma davasında mahkeme, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarının dondurulmasına veya durumunun teminat altına alınmasına karar verebilir.

Çıkış yolu: haklı sebeple fesih, çıkma ve ayrılma akçesi

Şirketin içinin boşaltılması nedeniyle ortaklık ilişkisi sürdürülemez hâle gelmişse Kanun, şirketi tasfiyeye götürmeden ortağı çıkaran bir çözüm sunar. Anonim şirkette haklı sebeple fesih 531. maddede düzenlenmiştir: “Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.” Limited şirkette pay oranı şartı hiç aranmaz; limited şirket fesih davası bakımından 636. maddenin üçüncü fıkrasına göre “Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.” Buna ek olarak 638. maddenin ikinci fıkrası bağımsız bir çıkma davası tanır: “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.” Bunun yanında şirket sözleşmesi de ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir ve bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir. Ortak şirketten ayrıldığında 641. madde uyarınca esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkını haizdir; sözleşmede öngörülen ayrılma hakkı bakımından şirket sözleşmeleri ayrılma akçesini farklı bir şekilde düzenleyebilir.

Kazanılan çıkma davası tek başına tahsil anlamına gelmez. Türk Ticaret Kanunu’nun 642. maddesine göre “Ayrılma akçesi; a) Şirket kullanılabilir bir özkaynak üzerinde tasarruf ediyorsa, b) Ayrılan kişinin esas sermaye payları devredilebiliyorsa, c) Esas sermaye, ilgili hükümlere göre azaltılmışsa, ayrılma ile muaccel olur.” Ayrılan ortağın ayrılma akçesinin ödenmeyen kısmı, şirkete karşı bütün alacaklılardan sonra gelen bir alacak oluşturur ve bu kısım yıllık raporda kullanılabilir özkaynak tutarının tespiti ile muaccel hâle gelir. İçi boşaltılmış, özkaynağı eritilmiş bir şirkette bu, hükmedilen tutarın uzun süre tahsil edilememesi demektir; malvarlığının korunmasına yönelik geçici tedbirin önemi de buradan gelir.

İki noktanın altı çizilmelidir. Birincisi husumettir: çıkma ve fesih davaları ortaklık ilişkisinin karşı tarafı olan şirkete yöneltilir; diğer ortaklara yöneltilen dava husumet yokluğuyla karşılaşır ve yıllar sonra usulden kaybedilir. İkincisi değerlemedir: 641. madde ayrılma akçesini esas sermaye payının defter değerine değil “gerçek değerine” bağladığından, hesap şirketin öz varlığının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değeri üzerinden yapılır. Malvarlığı başka bir şirkete aktarılmışsa, gerçek değerin bu aktarım yok sayılarak hesaplanması gerektiği savunulmalıdır; aksi hâlde boşaltma işlemi ayrılma akçesini de düşüren bir sonuç doğurur.

Şirketin içinin boşaltılmasında cezai boyut

Şirketin içinin boşaltılması çoğu olayda yalnız bir özel hukuk uyuşmazlığı değildir. Şirket kaynaklarının yöneticinin kendisi veya bir başkası yararına kullanılması, koşulları varsa güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur. Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinin birinci fıkrası suçu, başkasına ait olup da muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmak ya da bu devir olgusunu inkâr etmek biçiminde tanımlar. İkinci fıkradaki ağırlaştırıcı hâlin uygulanabilmesi için de önce bu temel unsurların gerçekleşmesi, yani malın belirli bir amaçla yöneticiye tevdi edilmiş olması ve bu amacın dışında kullanılması gerekir. Fıkra, suçun meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası öngörür; maddenin birinci fıkrasındaki temel şekil şikâyete bağlı olduğu hâlde bu nitelikli hâl için metinde şikâyet aranmamıştır. Maddeye 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’la eklenen üçüncü fıkra uyarınca, suçun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâlinde yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır; şirket araçlarının yöneticide kalması bu hükmü gündeme getirir. Şirket borçlarını ödeyemez duruma gelmiş ve malvarlığı bu süreçte eksiltilmişse hileli iflas suçu da gündeme gelebilir. Temel şekle düşen olaylarda şikâyet süresi gözden kaçırılmamalıdır: Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesine göre soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz; bu süre, zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. Ceza soruşturması hukuk davasının yerini tutmaz; ancak 560. maddenin son cümlesi nedeniyle tazminat davasındaki zamanaşımını uzatabilir.

Süreler tablosu

İşlemSüreDayanak
Bilgi alma/inceleme isteminin reddi üzerine mahkemeye başvuruReddi izleyen 10 günTTK m.437/5
Genel kurulun özel denetimi onaylaması üzerine denetçi atanması istemi30 günTTK m.438/2
Genel kurulun özel denetimi reddi üzerine mahkemeye başvuru (azlık)3 ayTTK m.439/1
Genel kurul kararının iptali davasıKarar tarihinden itibaren 3 ayTTK m.445
İbraya katılmayan pay sahibinin sorumluluk davasıİbra tarihinden itibaren 6 ay (hak düşürücü)TTK m.558/2
Sorumluluk davasında zamanaşımıÖğrenmeden 2 yıl, her hâlde 5 yılTTK m.560
Tazminat/alacak talebinde arabuluculuk (dava şartı)Arabulucu 6 hafta, zorunlu hâlde +2 hafta; bu süre hak düşürücü sürelere eklenmezTTK m.5/A, 6325 sk m.16
İhtiyati tedbirin uygulanmasının istenmesiTefhim/tebliğden itibaren 1 haftaHMK m.393/1
Dava açılmadan alınan tedbirde esas davanın açılmasıUygulama talebinden itibaren 2 haftaHMK m.397/1

İlgili yargı kararları

Aşağıdaki dört dosya, bu yazıda anlatılan yolların uygulamada hangi uyuşmazlık biçiminde önüne geldiğini ve nasıl sonuçlandığını göstermek üzere anılmıştır. Dördü de onama kararıdır: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu dosyalarda ayrı bir hukuki değerlendirme yapmamış, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararlarında isabetsizlik bulunmadığını belirtmekle yetinmiştir. Bu nedenle yukarıdaki hukuki tespitlerin dayanağı bu kararlar değil, metinde aktarılan kanun hükümleridir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2025/5109, K.2026/1866, 02.04.2026. Limited şirket ortaklığından haklı nedenle çıkma, çıkma payı ve yöneticilerin temsil yetkisinin kaldırılması istemli dava ile ortağın haklı nedenle çıkarılmasına ilişkin karşı dava. Temyiz itirazları reddedilerek bölge adliye mahkemesi kararı onanmıştır. Karar metni.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2021/1198, K.2022/5289, 27.06.2022. Anonim şirkette yönetim kurulu üyelerinin ve denetçinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemli asıl dava ile aynı şirkete ilişkin birleşen davalar. Temyiz istemi reddedilerek bölge adliye mahkemesi kararı onanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2020/8140, K.2022/4934, 16.06.2022. Genel kurul kararlarının iptali ile şirkete özel denetçi atanması istemli dava. Temyiz istemi reddedilerek bölge adliye mahkemesi kararı onanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2021/1437, K.2022/6553, 28.09.2022. Davalı şirkete ait fabrika binasının sat-geri kirala yöntemiyle devrine ilişkin işlemler hakkında alınan genel kurul kararlarının iptali istemli dava. Temyiz istemi reddedilerek bölge adliye mahkemesi kararı onanmıştır.

Kararların künyeleri Yargıtay Karar Arama üzerinden, kanun metinleri ise Türk Ticaret Kanunu’nun mevzuat.gov.tr’deki güncel metni üzerinden doğrulanabilir.

Sık Sorulan Sorular

Şirketin içinin boşaltılması hâlinde ortak tazminatı kendisi alabilir mi?

Ayrım zararın türüne göredir. Şirketin uğradığı zarar bakımından Türk Ticaret Kanunu’nun 555. maddesi, tazminatı şirket ve her bir pay sahibinin isteyebileceğini, ancak pay sahiplerinin tazminatın yalnızca şirkete ödenmesini isteyebileceğini düzenler. Buna karşılık 553. madde sorumluluğu pay sahiplerine karşı da kurduğundan, ortağın kendi malvarlığında doğan ve şirket zararından bağımsız olan doğrudan zararı kendisine ödenir; uygulamada doğrudan zararın ispatı çoğu dosyada başarısız olmakta ve talep dolaylı zarara indirgenmektedir.

Genel kurulda yönetim kurulu ibra edilmişse sorumluluk davası açılabilir mi?

İbra, Türk Ticaret Kanunu’nun 558. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yalnız ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylar bakımından sonuç doğurur. Şirketin, ibraya olumlu oy veren pay sahiplerinin ve ibra kararını bilerek payı iktisap edenlerin dava hakkı düşer. İbraya katılmayan diğer pay sahiplerinin dava hakkı ise ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer. Bu altı aylık süre kaçırıldığında dava esasa girilmeden reddedilir.

Özel denetçi atanması için ne kadar paya sahip olmak gerekir?

Her pay sahibi, bilgi alma veya inceleme hakkını daha önce kullanmışsa, belirli olayların açıklığa kavuşturulmasını genel kuruldan isteyebilir. Genel kurul istemi reddederse, Türk Ticaret Kanunu’nun 439. maddesi uyarınca mahkemeye başvurabilmek için sermayenin en az onda birini, halka açık anonim şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri veya payları itibarî değer toplamı en az bir milyon Türk lirası olan pay sahipleri olmak ve şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine üç aylık süre içinde başvurmak gerekir.

Limited şirket ortağı tek başına şirketin feshini isteyebilir mi?

Evet. Türk Ticaret Kanunu’nun 636. maddesinin üçüncü fıkrası, haklı sebeplerin varlığında her ortağa mahkemeden şirketin feshini isteme hakkı tanır ve anonim şirketteki gibi bir pay oranı şartı aramaz. Mahkeme fesih yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen başka bir çözüme hükmedebilir.

Şirketin içinin boşaltılması nedeniyle açılacak davada arabuluculuk zorunlu mudur?

Talebin türüne göre değişir. Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi, ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı sayar. Yöneticilere karşı tazminat davası ile ayrılma akçesi alacağı bu kapsamdadır; haklı sebeple fesih, çıkma ve genel kurul kararının iptali davaları ise konusu bir miktar para olan talepler olmadığından arabuluculuk dava şartına tabi değildir. 6325 sayılı Kanun’un 16. maddesine göre arabuluculuk sürecinde geçen süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesabında dikkate alınmaz.

Sorumluluk davasında zamanaşımı süresi nedir?

Türk Ticaret Kanunu’nun 560. maddesine göre tazminat isteme hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyor ve Türk Ceza Kanunu’na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasında da bu uzun süre uygulanır.

Sonuç

Şirketin içinin boşaltılması karşısında ortağın konumu, hangi davayı açtığından çok hangi sırayla hareket ettiğine bağlıdır. Önce bilgi alma ve inceleme hakkı usulüne uygun kullanılır, gerekiyorsa özel denetim istenir; elde edilen tespitle sorumluluk davası ve gerektiğinde genel kurul kararının iptali davası açılır; ortaklığın sürdürülmesi imkânsızsa haklı sebeple çıkma veya fesih yoluna gidilir. Bu sıra bozulduğunda talepler çoğu kez esasa girilmeden, süre veya dava şartı yokluğundan reddedilmektedir. Ne var ki sıranın kendisi de bir tuzak taşır: delil toplama aşaması hak düşürücü süreleri durdurmaz. Özel denetçi atanması süreci aylar sürerken 445. maddedeki üç aylık iptal süresi ile 558. maddenin ikinci fıkrasındaki altı aylık süre işlemeye devam eder. Bu nedenle süre dolmak üzereyse dava, delil tamamlanmasa dahi süresinde açılmalı; eksik deliller yargılama sırasında tamamlanmalıdır. Dava süresince malvarlığının eritilmesini önlemek için ihtiyati tedbir talebinin baştan gündeme alınması da ayrı bir önem taşır.

Şirketin içinin boşaltılması - Aras Hukuk Danışmanlık

Related Posts

Leave a Reply

Call Now Button