0312 911 83 10
·
av.fatiharas@gmail.com
·
Pzt-Cuma 09:00-18:00
DANIŞMANLIK

TTK Madde 202: Şirketler Topluluğunda Hakimiyetin Kötüye Kullanılması

TTK Madde 202: Şirketler Topluluğunda Hakimiyetin Kötüye Kullanılması

Hakimiyetin kötüye kullanılması, Türk şirketler hukukunda şirketler topluluğu ilişkilerini doğrudan düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 202’nci maddesinin merkezinde yer alır. Söz konusu düzenleme, hâkim şirketin bağlı şirketi kayba uğratacak biçimde hâkimiyetini kullanmasını yasaklamakta; bu yasağa aykırı davranış hâlinde bağlı şirketin pay sahiplerine ve alacaklılarına doğrudan dava hakkı tanımaktadır.

Özetle: TTK m.202, hâkim şirketin bağlı şirketi kâr aktarımı, varlık devri, garanti/kefalet yükleme veya verimlilik kısıtlaması gibi yollarla kayba uğratmasını yasaklar. Kayıp aynı faaliyet yılı içinde denkleştirilmezse bağlı şirketin her pay sahibi ve alacaklısı, hâkim şirketten ve onun yönetim kurulu üyelerinden tazminat ya da payların satın alınmasını talep eden bir dava açabilir. Bu dava, 6102 sayılı TTK’nın Türk hukukuna kazandırdığı özgün bir koruma mekanizmasıdır.

TTK Madde 202 Metni

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun 202. maddesinin yürürlükteki metni şöyledir:

MADDE 202- (1) a) Hâkim şirket, hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz. Özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemez; meğerki, kayıp, o faaliyet yılı içinde fiilen denkleştirilsin veya kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilmek suretiyle en geç o faaliyet yılı sonuna kadar, bağlı şirkete denk değerde bir istem hakkı tanınsın. b) Denkleştirme, faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmez veya süresi içinde denk bir istem hakkı tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi, hâkim şirketten ve onun, kayba sebep olan, yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebilir. Hâkim istem üzerine veya resen somut olayda hakkaniyete uygun düşecekse, tazminat yerine bu maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre, davacı pay sahiplerinin paylarının hâkim şirket tarafından satın alınmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme karar verebilir. c) Alacaklılar da, (b) bendi uyarınca, şirket iflas etmemiş olsa bile, şirketin zararının şirkete ödenmesini isteyebilirler. d) Kayba sebebiyet veren işlemin, aynı veya benzer koşullar altında, şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun olarak gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden, bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından da yapılabileceği veya yapılmasından kaçınılabileceğinin ispatı hâlinde tazminata hükmedilemez. e) Pay sahiplerinin ve alacaklıların açacağı davaya, kıyas yoluyla 553, 555 ilâ 557, 560 ve 561 inci maddeler uygulanır. Hâkim teşebbüsün merkezinin yurt dışında bulunması hâlinde tazminat davası bağlı şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde açılır.

(2) Hâkimiyetin uygulanması ile gerçekleştirilen ve bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebi bulunmayan, birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih, menkul kıymet çıkarılması ve önemli esas sözleşme değişikliği gibi işlemlerde, genel kurul kararına red oyu verip tutanağa geçirten veya yönetim kurulunun bu ve benzeri konulardaki kararlarına yazılı olarak itiraz eden pay sahipleri; hâkim teşebbüsten, zararlarının tazminini veya paylarının varsa en az borsa değeriyle, böyle bir değer bulunmuyorsa veya borsa değeri hakkaniyete uygun düşmüyorsa, gerçek değerle veya genel kabul gören bir yönteme göre belirlenecek bir değerle satın alınmasını mahkemeden isteyebilirler. Değer belirlenirken mahkeme kararına en yakın tarihteki veriler esas alınır. Tazminat veya payların satın alınmasını istem davası, genel kurul kararının verildiği veya yönetim kurulu kararının ilan edildiği tarihten başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar.

(3) İkinci fıkrada öngörülen dava açılınca, davacıların muhtemel zararlarını veya payların satın alma değerini karşılayan tutardaki paranın teminat olarak, mahkemece belirlenecek bir bankaya mahkeme adına yatırılmasına karar verilir. Teminat yatırılmadığı sürece genel kurul veya yönetim kurulu kararına ilişkin hiçbir işlem yapılamaz. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında öngörülen davaların kötüniyetle açılması hâlinde davalı, uğradığı zararın müteselsilen tazmin edilmesini ve mahkemeye teminat yatırılmasını davacılardan isteyebilir.

(4) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmede, pay sahiplerine ve ortaklara tanınmış bulunan diğer haklar saklıdır.

(5) Bağlı şirketin yöneticileri, bu madde hükümleri dolayısıyla pay sahiplerine ve alacaklılara karşı doğabilecek sorumluluklarının tüm hukuki sonuçlarının, bir sözleşme ile üstlenmesini hâkim teşebbüsten isteyebilir. 2. Tam hâkimiyet hâlinde a) Talimat

TTK Madde 202 Gerekçesi

Maddenin kanun gerekçesinde şu açıklamalara yer verilmiştir:

“Hakimiyet, hakim şirkete bu gücü bağlı şirketlere karşı hukuka aykırı olarak kullanması hakkını vermez. Her hukuka aykırı kullanmada olduğu gibi, buradaki hukuka aykırı kullanmaya da sonuç bağlanmıştır. Hakimiyetin hukuka aykırı kullanılmasının belirlenmesi ve hükümlerinin gösterilmesi Türk hukukunda yenidir. Düzenleme Türk sorumluluk hukukuna yeni ufuk ve boyut kazandırmakta, hukuka bağlılığı vurgulamaktadır. 202 nci madde hükmü, büyük bölümü itibarıyla özgündür. Hakimiyetin hukuka aykırı olarak kullanılması hâllerini sınırlı sayı olmadan göstermekte ve sonuçlarını düzenlemektedir. 202 nci maddede öngörülen herhangi bir işlem, meselâ kefalet veya garanti verme, alacak ya da borç devretme, birleşme, bölünme, kanunen hukuka aykırı değildir. Hukuka aykırılık, hakimiyetin kullanılması ve uygulanması bağlamından doğmaktadır. Hukuka aykırılık, işlemin, alınan kararın veya uygulanan ya da uygulanmasından kaçınılan önlemin bağlı şirketin kaybına sebep olmasından ve şirkete, paysahiplerine ve şirket alacaklılarına zarar vermesinden ve şirket yönünden haklı bir sebebi bulunmamasından kaynaklanmaktadır. (…)”

Hakimiyetin kötüye kullanılması nedir?

TTK m.202 anlamında hakimiyetin kötüye kullanılması, hâkim şirketin kontrolünü ya da oy çoğunluğunu bağlı şirketi kayba uğratacak biçimde uygulamasıdır. Düzenlemenin ayırt edici özelliği şudur: Söz konusu işlemlerin her biri (kefalet vermek, alacak devretmek, birleşmek vb.) tek başına hukuka aykırı değildir. Hukuka aykırılık, işlemin veya kararın bağlı şirkete kayıp yüklüyor olmasından ve bu kayıp için haklı bir topluluk gerekçesinin bulunmamasından kaynaklanmaktadır.

Kanun gerekçesinde “kayıp” kavramı borçlar hukukundaki “zarar”dan daha geniş tutulmuştur: Bir malvarlığı eksilmesi, malvarlığının artmasının engellenmesi ve hatta ticari fırsatın bağlı şirketten uzaklaştırılması (örneğin belirli bir ihaleye girmekten bilinçli olarak kaçınılması) bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.

Hangi işlemler hakimiyetin kötüye kullanılması sayılabilir?

TTK m.202/1-(a), sınırlı sayı ilkesi benimsenmeksizin çeşitli işlem ve karar türlerini örnek göstermiştir. Bunlar başlıca şu gruplara ayrılmaktadır:

  • Varlık ve fon transferleri: Bağlı şirketin iş kolunun, varlıklarının, fonlarının veya personelinin topluluk içindeki başka bir şirkete aktarılması.
  • Kâr transferi: Bağlı şirketin kârının azaltılması veya başka bir topluluk şirketine aktarılması.
  • Teminat yükümlülükleri: Bağlı şirketin, haklı bir gerekçe olmaksızın kefalet, garanti veya aval gibi sorumluluklarla yükümlü kılınması.
  • Verimlilik kısıtlamaları: Haklı bir sebep olmaksızın bağlı şirketin tesislerinin yenilenmemesi, yatırımlarının kısıtlanması veya faaliyetini olumsuz etkileyen kararların aldırılması.
  • Önemli yapısal kararlar (m.202/2): Hâkimiyetin uygulanmasıyla gerçekleştirilen ve bağlı şirket açısından haklı bir sebebi bulunmayan birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih veya önemli esas sözleşme değişiklikleri.

Denkleştirme nedir ve nasıl uygulanır?

TTK m.202, hâkim şirketin topluluğun ortak çıkarı doğrultusunda bağlı şirkete kayıp yükleyebileceğini, ancak bu kaybı o faaliyet yılı içinde denkleştirmesi gerektiğini öngörür. Denkleştirme iki yolla gerçekleştirilebilir:

  1. Fiili denkleştirme: Bağlı şirkete o faaliyet yılı içinde somut bir avantaj sağlanması (örneğin lisans hakkı tanınması, ücretsiz know-how verilmesi, denk değerde taşınmaz devri veya ilerleyen dönemde rüçhan hakkı tanınması).
  2. İstem hakkı tanıma: O faaliyet yılı sonuna kadar, kaybın nasıl ve ne zaman denkleştirileceği belirtilerek bağlı şirkete denk değerde bir alacak hakkı kazandırılması.

Denkleştirme, aynı faaliyet yılı içinde fiilen yerine getirilmezse veya süresi içinde yeterli istem hakkı tanınmazsa, bağlı şirketin her pay sahibi ve alacaklısı, doğrudan hâkim şirkete ve onun kayba sebep olan yönetim kurulu üyelerine karşı dava açabilir.

Dava hakları: pay sahipleri ve alacaklılar kim dava açabilir?

TTK m.202’nin en özgün yönü, hakimiyetin kötüye kullanılmasına karşı dava hakkını bağlı şirkete değil, doğrudan pay sahiplerine ve alacaklılara tanımasıdır. Kanun gerekçesinde bu tercih, “hukukî gerçekçilik” gerekçesiyle açıklanmıştır: Bağlı şirketin, hâkim şirkete karşı samimiyetle dava açıp izlemesi beklenmemektedir. Bu çerçevede:

  • Pay sahipleri (m.202/1-b): Her pay sahibi (azınlık-çoğunluk ayrımı gözetilmeksizin), denkleştirme yapılmamışsa hâkim şirketten ve onun kayba sebep olan yönetim kurulu üyelerinden şirketin zararını tazmin etmelerini ya da paylarını satın almalarını isteyebilir.
  • Alacaklılar (m.202/1-c): Bağlı şirketin alacaklıları, şirket iflas etmemiş olsa dahi, şirketin zararının şirkete ödenmesini talep eden bir dava açabilir.
  • Muhalif pay sahipleri (m.202/2): Birleşme, bölünme veya tür değiştirme gibi haklı sebebi olmayan yapısal işlemlerde genel kurul kararına red oyu vererek tutanağa geçirten ya da yönetim kurulu kararına yazılı itiraz eden pay sahipleri, hâkim teşebbüsten paylarının satın alınmasını veya tazminat isteyebilir. Bu dava iki yıllık zamanaşımına tabidir.

Tazminattan kurtuluş: bağımsız şirket savunması

TTK m.202/1-(d), tazminata karşı önemli bir savunma imkânı öngörmektedir: Kayba yol açan işlemin, aynı veya benzer koşullar altında, “şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun olarak gözeten ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket eden, bağımsız bir şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından da yapılabileceği veya yapılmasından kaçınılabileceği” ispat edilirse, tazminata hükmedilemez. Bu hüküm, hâkim şirketin grup içi sinerjilere ve ölçek ekonomisine dayanarak savunma yapmasını sağlar; ancak ispat yükü hâkim şirket üzerindedir.

Yargıtay kararları: hakimiyetin kötüye kullanılması davalarında içtihat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017 yılında verdiği bir kararında hakimiyetin kötüye kullanılması iddiasını doğrudan TTK m.202 çerçevesinde değerlendirmiştir. Söz konusu davada, bağlı şirketin pay sahibi, hâkim ortağın SPK raporlarına yansıdığı biçimde bağlı şirketi kayba uğrattığını, örtülü kazanç aktarımı yaptığını ve gerçek mali durumu kamudan gizlediğini ileri sürmüş; mahkeme ise, bilirkişi raporunda bu iddiaların kısmen doğrulandığına dair tespitlere rağmen davayı reddetmiştir. Daire, taraflar arasında yeterli araştırma yapılmadan karar verilmesini bozma nedeni sayarak şu sonuca varmıştır:

“…dosya içerinde bulunan ve SPK raporlarına göre hazırlanan bilirkişi raporunda, davacının hisse sahibi olduğu şirketin davalı hâkim ortak… Futbol İşletmeciliği Tic. A.Ş.’ye örtülü kazanç aktardığı ve bu şekilde şirket hisse değerlerinin azaltılarak yatırımcıların zarara uğratıldığı, yine … şirketinin basiretsiz ve kötü yönetildiği için davacının zarara uğradığı tespit edilmiştir…” (Yargıtay 11. HD, 2015/12195 E., 2017/415 K. — bozma).

Bu karar, TTK m.202 kapsamındaki hakimiyetin kötüye kullanılması iddialarında bilirkişi raporunun belirleyici konumunu ve yargılama eksikliğinin bozma sebebi oluşturabileceğini gösteren önemli bir içtihat örneğidir. Öte yandan yerel mahkemelerde de konuya ilişkin çok sayıda dava görülmekte; özellikle topluluk hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli koşulların (bir hâkim ortaklık ve en az iki bağlı ticaret ortaklığı varlığı) titizlikle araştırıldığı görülmektedir (bkz. Y11HD, 2019/429 E., 2020/680 K. — onama).

İkinci fıkra davası: haklı sebebi olmayan yapısal işlemler

TTK m.202’nin ikinci fıkrası, birinci fıkradan farklı bir düzenleme içermektedir. Burada kayıptan ziyade “bağlı şirket bakımından açıkça anlaşılabilir haklı bir sebebin bulunmaması” ölçütü esas alınmıştır. Bu fıkra kapsamındaki işlemler arasında birleşme, bölünme, tür değiştirme, fesih ve önemli esas sözleşme değişiklikleri sayılmaktadır. İkinci fıkradan yararlanabilmek için pay sahibinin genel kurul kararına red oyu kullanarak bunu tutanağa geçirmesi ya da yönetim kurulu kararına yazılı itiraz etmesi zorunludur; bu koşul dava şartı niteliğindedir. Dava, kararın verildiği veya ilanından itibaren iki yılda zamanaşımına uğrar.

İkinci fıkra çerçevesinde dava açılması hâlinde, mahkeme davacıların muhtemel zararını veya paylarının satın alma değerini karşılayan tutarın teminat olarak bir bankaya yatırılmasına karar verir; teminat yatırılmadığı sürece dava konusu genel kurul ya da yönetim kurulu kararına ilişkin hiçbir işlem yapılamaz.

Bağlı şirket yöneticilerinin sorumluluk güvencesi

TTK m.202’nin beşinci fıkrası, uygulamada önemli fakat sıklıkla gözden kaçan bir düzenleme içermektedir: Bağlı şirketin yöneticileri, hâkim şirketin talimatlarını uygulamak zorunda kaldıklarında doğabilecek sorumluluklarının hukuki sonuçlarını hâkim şirketin üstlenmesini, bir sözleşmeyle talep edebilirler. Bu hüküm, yukарıdan gelen talimat nedeniyle sorumlu tutulabilecek bağlı şirket yöneticilerine pratik bir güvence imkânı sunmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Hakimiyetin kötüye kullanılması hangi durumlarda söz konusu olur?

TTK m.202 anlamında hakimiyetin kötüye kullanılması, hâkim şirketin bağlı şirketi kâr aktarımı, varlık veya personel devri, haklı sebep olmaksızın kefalet/garanti yükleme ya da verimlilik kısıtlaması gibi yollarla kayba uğratması durumunda gündeme gelir. Hukuka aykırılık, işlemin türünden değil; bağlı şirkete kayıp yüklemesinden ve bu kayıp için haklı bir topluluk gerekçesi bulunmamasından doğar.

Denkleştirme nedir ve yapılmazsa ne olur?

Denkleştirme, hâkim şirketin bağlı şirkete yüklediği kaybı aynı faaliyet yılı içinde fiilen gidermesi ya da kaybın nasıl ve ne zaman karşılanacağını belirterek bağlı şirkete denk bir istem hakkı tanımasıdır. Denkleştirme bu süre içinde gerçekleştirilmezse bağlı şirketin her pay sahibi ve alacaklısı doğrudan hâkim şirketten ve onun yönetim kurulu üyelerinden tazminat isteyebilir.

TTK m.202 kapsamındaki davayı kimler açabilir?

Denkleştirme yapılmamışsa bağlı şirketin her pay sahibi (azınlık-çoğunluk ayrımı gözetilmeksizin) ve alacaklıları bu davayı açabilir. Alacaklılar için şirketin iflası aranmaz. Birleşme veya bölünme gibi yapısal işlemlerde ise yalnızca genel kurul kararına tutanağa geçirerek red oyu veren ya da yönetim kurulu kararına yazılı itiraz eden pay sahipleri dava açabilir.

Hâkim şirket tazminattan nasıl kurtulabilir?

TTK m.202/1-(d) uyarınca, kayba yol açan işlemin bağımsız bir şirketin basiretli yöneticileri tarafından da aynı koşullarda yapılabileceği ya da yapılmasından kaçınılabileceği ispat edilirse tazminata hükmedilemez. İspat yükü hâkim şirkete aittir.

İkinci fıkra davası ile birinci fıkra davası arasındaki fark nedir?

Birinci fıkra davası; fiili kayıp + denkleştirme yapılmaması koşullarına bağlıdır ve her pay sahibi ile alacaklı tarafından açılabilir. İkinci fıkra davası ise birleşme, bölünme, tür değiştirme gibi yapısal işlemlerde haklı bir sebebin bulunmamasına dayanır; yalnızca genel kurul kararına tutanağa geçirerek ret oyu kullanan ya da yönetim kurulu kararına yazılı itiraz eden pay sahipleri açabilir ve iki yıllık zamanaşımına tabidir.

Sonuç

TTK m.202, 6102 sayılı Kanun’un Türk sorumluluk hukukuna kazandırdığı özgün bir koruma mekanizmasıdır. Hakimiyetin kötüye kullanılması yasağı, şirketler topluluğu içindeki kâr aktarımlarını, varlık transferlerini ve haklı gerekçeden yoksun yapısal kararları sınırlandırmakta; bu sınırın ihlali hâlinde bağlı şirketin pay sahiplerine ve alacaklılarına doğrudan dava hakkı tanımaktadır. Denkleştirme müessesesi, hâkim şirkete topluluk sinerjisini koruma imkânı verirken, aynı zamanda bu esnekliğin bağlı şirket aleyhine sonuçlanmamasını güvence altına almaktadır. Uygulamada hem denkleştirmenin zamanında ve yeterince yapılıp yapılmadığı, hem de topluluk hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli hâkim ortak ve bağlı şirket koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği titizlikle araştırılmaktadır.

Aras Hukuk

Related Posts

Leave a Reply

Call Now Button